Kadınların genel olarak hayatlarının en önemli dönemlerinden biri olarak tanımladıkları, hem fiziksel hem de psikolojik olarak büyük değişimlerin yaşanabildiği hamilelik döneminin en konuşulan, en merak edilen konularından birini ele alıyor, hamilelik belirtileri arasında ilk sıralarda yer alan bir konuyu inceliyoruz bugün: Aşerme!

MANAV

Halk arasında aşermekle ilgili çeşitli kabuller ve inanışlar varsa da aşermek nedir ne değildir tam olarak öğrenelim, hamilelikte aşerme ne zaman başlıyor, ne zaman bitiyor bilelim dedik. Hamilelikte hangi yiyecekler aşerilir, aşerme nedenleri nelerdir gibi sorulara yanıt bulduğumuz kapsamlı bir dosya hazırladık. 

Hamilelik dönemini ağız tadıyla geçirmeniz ve minik bebeğinize sağlıkla kavuşmanız dileğiyle diyor ve başlıyoruz!

Buyursunlar…

“Aşermek gerçek midir, psikolojik midir?” diyenler buraya: Aşermek nedir?

romper

Manav

Aşermek, Türk Dil Kurumu tarafından “Hamilelikte bazı yiyeceklere karşı aşırı düşkünlük göstermek, çok arzulamak veya nefret etmek, tiksinmek” şeklinde tanımlanırken halk arasında genel olarak hamilelik döneminde kadınların yaşadığı, herhangi bir “maddeyi” tüketmeyi aşırı istemek olarak biliniyor. Maddeyi diyoruz çünkü aşerilen maddenin mutlaka bir yiyecek olması gerekmiyor. Eminiz, siz de bugüne dek hamilelerin toprak, kömür gibi farklı maddeleri yeme istekleri ya da doğrudan yemeleri ile ilgili hikayeler duymuş ya da en az bir kez böyle bir duruma tanık olmuşsunuzdur.

Aşerme ile ilgili halk arasında genel geçer kabul edilen bilgilerden biri de zamansız bir şekilde gerçekleşmesi ve genel olarak mevsiminde olmayan yiyeceklerin istenmesidir. Kışın ortasında erik ya da çilek yeme isteği gibi. Ancak bu durum aslında her aşerme için doğru değildir, çünkü neyin aşerildiği çoğunlukla vücudun ihtiyaç duyduğu maddeye göre değişiklik gösterir.

Aşermeyle ilgili doğru sanılan yanlışlardan biri de bu durumu yalnızca hamilelerin yaşadığıdır. Aşerme hamilelerle özdeşleştirilmiş olsa da her insan hayatının belirli dönemlerinde ya da hayatı boyunca farklı maddelere karşı aşerme haline girebilir. Tam burada da devreye “Aşerme gerçek midir, psikolojik midir?” tartışmaları giriyor aslında. Zira aşerme hali birçok nedene bağlı olarak gelişebilir. Bu durumun yaşanmasına hem fiziksel faktörler hem çevresel etkiler hem de psikolojik etkenler neden olabilir.

Peki bu yeme arzusu neden oluyor, hamileler bu durumu en çok ne zaman yaşıyor, her hamile kadın böyle bir evreden geçiyor mu? Buyurun detaylarını birlikte öğrenelim.

Peki ya her hamile aşerir mi: Aşerme nedenleri

momtricks

MANAV

Öncelikle bilinmesi gereken “Her hamile kadın mutlaka aşerir.” gibi bir durum söz konusu değildir. Bazı kadınlar neredeyse hamileliklerinin tamamı boyunca bir şeylere karşı aşerme eğilimindeyken bazı kadınlar hiç böyle bir süreci geçirmeden doğum yapabilir.

Aşerme nedenleri de kişiden kişiye büyük değişiklikler gösterir. Alanında uzman birçok doktora göre, aşermenin en temel nedenlerinden biri hormonal değişikliklerdir. Vücudun gebelik sürecine girmesiyle birlikte yaşanan hormonal değişimler hücrelerin farklı yiyeceklerde ya da maddelerde bulunan vitaminlere, minerallere ihtiyacını artırabilir.

Aynı şekilde vücutta hamilelikten de önce var olan eksiklikler (demir eksikliği, kansızlık, vitamin eksikliği vb.) hamilelik döneminde daha çok ön plana çıkabilir ve beyninizin vücuttaki eksikleri kapatma isteğinden dolayı bu durum da kendini aşerme olarak gösterebilir.

Bunların yanı sıra çevresel ve psikolojik faktörler de aşerme konusunda tetikleyici etkilerde bulunabilir. Araştırmalara göre eş tarafından yeterince ilgi görmeme, çok kalabalık bir evde yaşama, şiddete maruz kalma, çok yoğun kokulu yemeklerin pişirildiği yerlere maruz kalma, kötü beslenme ya da hamilelikten önce kötü beslenme gibi nedenler de hamile kadınların aşerme halini sık sık yaşamalarında etkili.

Beklenmedik anlarda olur derler ama: Aşerme ne zaman başlıyor?

workingmother

MANAV

“Aşerme ne zaman başlar?” sorusuna gelirsek, tahmin edebileceğiniz gibi bu sorunun her kadın için geçerli tek bir yanıtı yoktur. Ama birçok jinekoloğa göre aşerme hali ilk trimesterde başlar, ikincisinde yoğunlaşır ve üçüncüde azalır. ‘Trimester’ nedir derseniz, trimester 9 ay olarak kabul edilen hamilelik sürecinin 12’şer haftalık periyotlara bölünmüş halidir. Yani aşerme hali ilk 12 haftada kendini göstermeye başlar, 12-24 hafta arasında yoğunlaşır ve 24-36 hafta arasında azalarak biter diyebiliriz.

Ancak birçok hamile kadının aşerme nedenine bağlı olarak bu durumu ilk 12 hafta içinde yaşayıp atlattığı da bilinmektedir. Eğer vücuttaki yararlı maddelerin eksikliğine bağlı olarak oluşan bir aşerme söz konusuysa ilk 12 hafta içinde tüketilenler tüm bu ihtiyacı kapatmaya yetebiliyor.Ancak aşerme halinin altında yatan nedenler ilgisizlik, saygı ve sevgi görememe gibi daha çok psikolojik etkenlerse aşerme hali 12-24 hafta içinde de yoğun olarak devam ediyor, hatta doğum ve doğum sonrası da uzayabiliyor.

Bu nedenle her kadının kendi duygu ve düşüncelerine dikkat etmesi, ne sebeple sık sık aşerdiğini doktoruna da danışarak saptamaya çalışması hem bebeğin hem de kendisinin sağlığı için oldukça önemli.

9 ay sürer mi dersiniz: Hamilelikte aşerme ne zaman bitiyor?

rd

Manav

İlk 12 ya da 24 hafta içinde azalması ve hatta bitmesi beklenen aşerme durumu genel olarak 9 ay boyunca devamlı olarak sürmüyor diyebiliriz. Ancak yukarıda da söylediğimiz gibi bu, aşerme sebebine bağlı olarak büyük değişiklikler gösterebiliyor.

Hamileler hep aynı yiyecekleri aşermiyor aslında: Hamilelikte hangi yiyecekler aşerilir?

Hamilelikte aşerilen yiyecekler de kişiden kişiye değişiklik gösteriyor tabii. Bu durumu belirleyen faktörler arasında da yine hamile olan kişinin vücudunda bulunan maddelerin eksikliği/fazlalığı, beslenme düzeni gibi durumlar etkili oluyor. Tabii sadece bu kadarla da sınırlı değil, kişinin çocukluğundan bu yana süregelen beslenme alışkanlıkları, yaşadığı bölge, hormonlarındaki ve psikolojisindeki değişimler de etkili oluyor.

Küçük bir örnekle açıklamak gerekirse, Tekirdağlı olan ve artık bambaşka bir yerde yaşayan bir kadın, hamileliği süresince uzun süredir yeme fırsatı bulamadığı Tekirdağ’ın meşhur kirazlarını aşerebilir. Bu durum eski beslenme alışkanlıklarının, eskiden yaşadığı yerin coğrafi özelliklerinin ve tabii ki hormonlarının etkisiyle gerçekleşir.

Bu örnekten de anlayabileceğiniz gibi hamile bir kadının aşermesi için birçok sebep söz konusu olabilir. Asıl önemli olan aşermenin vücuttaki bir maddenin eksikliğinden olup olmadığını kavramaktır ki bu da hamile bireyin doktoruna danışarak ve gerekli görülen testleri yaptırarak öğrenebileceği bir bilgidir. Zira vücutta eksik bir madde nedeniyle aşerme gerçekleşiyorsa bu eksikliklerin kapatılması hem hamile kadının hem de bebeğin sağlığı için oldukça önemlidir.

Araştırmalara göre hamilelik dönemindeki kadınların çoğunluğu çikolata, bal, ve meyve gibi tatlı yiyecekler aşerir. Bu durumun en temel sebebi hamilelik dönemindeki kadınların kan şekerinin düşmesidir. Vücut düşüşe geçen kan şekerini düzenleyebilmek için tatlı yemeye teşvik eder.

Canı tuzlu yiyecekler yemek isteyen kadınlarda ise bu durumun temel sebepleri vücuttaki sodyum eksikliği ve kan hacminin artmasıdır. Bu eksikliği gidermek ve artan kan hacminin ihtiyaç duyduğu sodyumu vücuda dahil etmek isteyen beyin, krakerden turşuya kadar birçok tuzlu yiyeceği aşermenize neden olabilir.

Limon, portakal gibi asitli yiyeceklere aşeren kadınlarda bu durumun nedeni ise mide asidinin ya da C vitamini başta olmak üzere çeşitli vitaminlerin eksikliği olarak görülür. Bu durumda da doktorun önerdiği yiyeceklerle vücuda ihtiyaç duyduğu takviyeyi yapmak önemlidir.

Yiyecek olmayan şeyleri aşerme: Pika nedir, bu durumla nasıl baş edilir?

30seconds

MANAV

Gelelim en önemli kısma, yani yiyecek olmayan maddelerin aşerilmesine. Eğer hamile bir kadın toprak, kömür, kum gibi yiyecek olmayan maddeleri yemek istiyorsa bu durum “pika” olarak adlandırılır ve pika durumu hem bebeğin hem de anne adayının sağlığını tehlikeye atabileceğinden baş edilmesi gereken bir sorun olarak ele alınabilir.

Çoğunlukla demir gibi çeşitli minerallerin vücutta yeterince bulunmamasından kaynaklanan bu pika halinden kurtulmak için mutlaka doktora danışılması ve vücutta eksik olan maddelerin bir an önce tespit edilip buna uygun ve sağlıklı alternatiflerin bulunması gerekir.

Aşırı kilo almak istemeyen, aşerdiği maddeyi bulamayanlar buraya: Aşerilen maddeyi yenilmediğinde ne olur?

romper

MANAV

Hamilelik döneminde sık sık aşerme durumu yaşayan kadınların en temel sorunlarından biri de aşerdiği her yiyeceği yiyip yememeye karar verme aşamasıdır diyebiliriz. Bu aşamada tercihlerinizi elbette hem kendi hem de bebeğinizin sağlığını düşünerek yapmanız gerekir.

Aşerdiğiniz yiyeceği bir türlü bulamıyorsanız ya da her aşerdiğinizi yemek istemiyorsanız hiç endişelenmeyin, zira alanında uzman birçok kadın doğum uzmanına göre aşerdiğiniz yiyeceğin bire bir aynısını yemeniz zaten gerekmiyor. Burada önemli olan aşerdiğiniz yiyeceğin içinde bulunan hangi maddeye vücudunuzun ihtiyaç duyduğu.

Yine bir örnekle açıklamak gerekirse, eğer canınız şerbetli bir tatlı, mesela baklava istediyse büyük bir ihtimalle kan şekerinizin biraz yükselmeye ihtiyacı var demektir. Eğer siz baklava bulamadığınız için üzülüyor ya da aşırı kilo almamak adına baklava yemeyi tercih etmiyorsanız bu durumda çok daha sağlıklı bir meyve yiyerek bu ihtiyacınızı giderebilirsiniz.

“Ne yersem yiyeyim olmuyor, mutlaka o baklavayı yemem gerek, aşeriyorum” gibi bir duygu içindeyseyseniz bu aşerme halinin altında psikolojik nedenler de yatıyor olabilir tabii. Bu durumda da mutlaka uzman doktorunuzdan destek almalı, onun yönlendirmeleriyle hareket etmelisiniz.

Tüm hamilelerin ağız tadı ve sağlıkla dolu bir gebelik geçirmeleri ve minik bebeklerine sağlıkla kavuşmaları dileklerimizle.

Hamile kadınları neler aşerdiklerine dair birbirinden ilginç örnekleri görmek isterseniz Hamile Kadınların Akla Hayale Gelmeyen Şeyler Aşerebildiğinin Kanıtı 15 Örnek yazımıza da bekleriz.

Havuç Nedir? Çeşitleri, Özellikleri ve Faydaları Nelerdir?

Turuncu, beyaz, mor ve siyah gibi çeşitleri bulunan havucun ülkemizde en çok tüketilen türü turuncu havuçtur. Özellikle göz sağlığına olan faydaları ile bilinmektedir. Kendisi kadar suyu da şifa kaynağı olan havuç hakkında merak ettiklerinizi aşağıdaki yazımızdan öğrenebilirsiniz.

Çankaya Manavi 

Dikmen Manavi 

Ankara Manavi

Aşeren Manavi 

Hamile Manavi

Havuç, genellikle göz sağlığına olan yararları ile bilinen, büyük-küçük her yaştan kişinin severek tükettiği bir sebzedir. Halk arasında daha çok meyve olarak bilinir ancak, bitki dünyasında sebze sınıfında yer almaktadır. Ülkemizde yaygın olarak tüketilen turuncu havuçtur. Mor renkteki havuç şalgam ve turşu yapımında tercih edilmektedir. Araştırmalar, havucun en fazla tüketilen besinler arasında ilk sralarda yer aldığını göstermektedir.

Havuç Anadolu’nun farklı bölgelerinde çok değişik isimlerle tanınan bir sebzedir. Bal kamış, gelin parmağı, yere batan bu isimlerden birkaç tanesidir. Yeni Zelanda, Avustralya, Afrika ve Akdeniz civarında çok yayın yetişmektedir. Havuç ülkemizde de birçok bölgede yetiştiriciliği yapılan bir sebzedir. Havucun 60 civarında türü bulunmasına karşın en çok tüketilen türleri 5-6 adet kadardır. Havuç ve çeşitleri vitamin yönünden çok zengin olmalarıyla bilinmektedir.

Havucun A vitamini yönünden zengin olduğu herkesçe bilinir. Beta karoten denince akla ilk gelen sebzelerden birisi olmakla da meşhurdur. İçeriğindeki vitaminler ve yararlı maddeler sayesinde havuç çok sayıda hastalık için mucizevi bir sebzedir. Havucun cilt ve göz sağlığına olumlu etki yaptığı da bilinmektedir. Havucun faydalarından yararlanabilmek için doğrudan çiğ olarak tüketebileceğiniz gibi suyunu sıkarak, salatalara koyarak, yemeklerde kullanarak da tüketebilirsiniz.

Havuç Nedir?

Daucus carota yani havuç, Maydanozgiller (Apiaceae) familyasından bir sebzedir. Her ne kadar meyve olarak tüketilse de, literatürde sebze olacak geçmektedir. Saplarından faydalanılmaz ve koni biçimindeki etli kök kısmı için yetiştirilir. Havuç iki yıllık otsu bir kültür bitkisi olarak bilinmektedir. En bilinen havuç türü turuncu renkte olanıdır.

Asya kökenli bir bitki olduğu bilinen havuç, muhteşem bir A vitamini kaynağıdır. Göz sağlığı için gerekli olan A vitamini ihtiyacını karşılamak için özellikle çocuk yaştan itibaren, sık sık havuç yenmesi önerilmektedir. Bir porsiyon havuçta %10 K vitamini, %6 C vitamini ve %2 kalsiyum bulunmaktadır.

Havucun Özellikleri Nelerdir?

Havuç kökleri sebze olarak tüketilen bir bitki türüdür. İki yıllık bir bitki olan havucun kökleri, elverişli topraklarda 1 metre derinliğe kadar inebilmektedir. Olgunlaşan havuçlar topraktan çıkarılarak temizlenir. Havucu topraktan çıkarma işlemi sonbahar aylarında yapılmaktadır.

Havuç vitamin bakımından zengin olma özelliği ile bilinir. Havucun %87’lik büyük bir kısmı sudan oluşmaktadır. A vitamini açısından zengin olan havucun, 100 gramda 6 mg kadar karoten olduğu bilinmektedir. Bunun dışında B1, B2 vitaminleri de havucun içeriğinde var olan vitaminlerdendir. Vitaminler dışında kalsiyum, demir gibi mineraller de havuç içinde barınmaktadır.

Havucun ülkemizde en çok mor ve siyah olanı üretiliyor olsa da tüketim açısından en çok tercih edileni turuncu havuçlardır. Türkiye’deki havucun %35 ila %40’lık bölümü Ankara’nın Beypazarı ilçesinde yetiştirilmektedir. Ankara’yı Konya, Antalya, Hatay, Mersin, İzmir ve Güney Marmara takip etmektedir.

Ilıman iklimleri seven havuç, derin ve serin topraklarda yetiştiği için soğuğa karşı da dayanıklı bir bitkidir. Topraktaki mineralleri çekerek çok fazla yorduğu için üst üse üç yıl ekilmemesi önerilmektedir. Aksi halde istenildiği kadar verim alınmakayacaktır. Havucun ekildiği toprağa gübre verilecekse, sonbahar ayları seçilmelidir.

Gübre verilir verilmez havuç ekilirse, yetişen mahsulün renginde bozulma olmaktadır. Bu nedenle genellikle; lahana, salatalık ve marul gibi bitkilerden sonra ekilmesi önerilmektedir. Verimli bir hasat yapmak için toprağın sonbahar aylarında iyice bellenmesi gerekir. Tohum ise ya serpme yöntemiyle ya da çizgi şeklinde ekilmelidir. Her iki ekim şekli de uygundur fakat çizgi şekli daha çok önerilmektedir.

Ekimden önce toprak tahtalara ayrılır, tohumlar serpildikten sonra tırmıkla üzeri kapatılır. Üzerine bastırılarak toprakla iyice temas etmesi sağlanır. Yaklaşık bir ay sonra yeşillenir. Ancak bu süre zarfında toprağın yabancı otlar ile sarılmasına izin verilmemeli ve sık sık çapalanarak temizlenmelidir. Havucun kök kısmının serinde kalması gerekir. Eğer toprak sıcaklığı çok yükselirse boylarının kısa ve bodur kaldığı görülmektedir.

Havuç Çeşitleri Nelerdir?

Havucun çok sayıdaki çeşidi içinde özellikle altı tanesi çok bilinen türlerdir. Turuncu, kırmızı, sarı, beyaz, mor ve siyah havuç en faydalı olan türlerindendir. Turuncu havuç çoğunlukla Avrupa ve Orta Doğu civarında yetiştirilmektedir. Kırmızı havucun ana vatanı Hindistan ve Çin’dir.

Sarı havuçların yetiştiriciliğinde Orta Doğu ilk sıradadır. Beyaz havuç diğerlerinden farklı olarak Afganistan, İran ve Pakistan bölgelerinde yetişmektedir. Uzak ve Orta Doğu ülkeleri ile Türkiye’de en çok yetiştirilen türü ise mor ve siyah havuçlardır. Siyah havuç ülkemizde özellikle Adana yöresinde meşhur olan, şalgam suyu yapımında kullanılmaktadır.

Havucun Faydaları Nelerdir?

İçeriğindeki beta karoten sayesinde kanseri önlemede oldukça önemli rol oynadığı düşünülmektedir. Yapılan araştırmalarda özellikle prostat kanserine karşı korucuyu olduğu anlaşılmıştır. Yapılan bir diğer araştırmada sigara tüketenler arasında havucu bolca yiyenlerin yemeyenlere göre kansere daha az yakalandıkları görülmüştür. Güçlü bir antioksidandır. Bu özelliği nedeniyle serbest radikallerle savaşır, kanın temizlenmesini sağlar.

Havucun akciğer kanserine neden olan maddelerin yıkımında etkili olduğu bilinmektedir. Havucun kendisi dışında özütünün de lösemi hücrelerinin üzerinde etkili olduğu görülmüştür. Mantar hastalığına iyi geldiği de havucun bilinen bir diğer faydasıdır.

A vitamininin göz ve cilt sağlığı üzerinde etkisi olduğu bilinmektedir. Dolayısıyla bol A vitaminli havuç göz hastalıklarına karşı gözleri korurken antioksidan etkisiyle de cildi temizler ve sağlıklı kalmasını sağlar. Saçlarda ve tırnaklarda vitamin eksikliği sonucunda görülen rahatsızlıkların engellenmesi için havucu bolca tüketebileceğiniz gibi havuç maskesi olarak cilde uygulayabilirsiniz.

Havucu sadece vücudu toksinlerden arındırmak için bile tüketebilirsiniz. Havuç bu faydalarından başka, kalp hastalıklarına, beyin sağlığına, hücrelerin onarılmasına, bağırsakların düzenli çalışmasına ve diş eti hastalıklarına karşı faydalı bir sebzedir. Damar tıkanıklığını önler ve dolayısıyla da kalp sağlığını korur.

Lifli bir besin olduğu için bağırsakların düzenli çalışmasını sağlar, sindirim sistemi için çok önemlidir. Midenin sağlıklı bir şekilde çalışmasını sağlar. Bağırsaklarda oluşan zararlı parazitlerin vücuttan atılmasına yardımcı olur. Havuç önemli bir antiseptiktir. Rendelenmiş veya haşlanmış havucu deri üzerindeki sivilce veya yaralar üzerine sürdüğünüzde, enfeksiyonların azaldığını ve geçtiğini gözlemleyebilirsiniz.

Bu saydıklarımızdan başka organların daha sağlıklı çalışmasını ve yağların atılmasını sağlayan havuç; karaciğer ve safra sağlığı için de çok faydalıdır. Yapılan bilimsel araştırmalar havucun inme ve felç geçirme riskini büyük oranda azalttığını ortaya koymaktadır.

Havuç Nasıl Tüketilir?

Havucun faydalarını alabilmek için en sağlıklısı çiğ olarak doğrudan ya da salataların içinde tüketmektir. Pişmiş olan havuçta şeker oranında yükselme görülür. Aynı şekilde suyunun sıkılması halinde de fruktoz açığa çıkmaktadır. Çiğ olarak yenemiyorsa bir diğer öncelik turşu olarak tüketmek olmalıdır.

Kızartma, kavurma yöntemleriyle pişirilmiş havucun besin değerleri kaybolmaktadır. Ancak toprak içerisinde yetişen bir bitki olduğu için, yemeden önce iyice yıkanmasına özen gösterilmelidir. Eğer diş etleriniz çok hassas ve ısırarak yiyemiyorsanız, suyunu çıkararak da tüketebilirsiniz. Son yıllarda mutfaklarımızın vazgeçilmezi olan ve hayatı kolaylaştıran katı meyve sıkacaklarından bu konuda yarım alabilirsiniz.

Yukarıda havucun nasıl bir bitki olduğundan, yetişme özelliklerinden ve en önemlisi faydalarından bahsettik. Sizler için kapsamlı bir şekilde hazırladığımız bu yazının aklınızdaki soru işaretlerini gidermesini ve faydalı olmasını umuyoruz. Saydığımız bu kadar çok özelliğe sahip olan havucu artık daha çok tüketmeli ve sağladığı olumlu etkilerden faydalanmalıyız.

Havuç dünyada en çok tüketilen sebzelerden biridir. Çalışmalar, havuçların neredeyse 500 fitokimyasal maddeyi içerdiğini göstermektedir. Bir bardak havuç suyu yetişkinlerin temel beslenme ihtiyaçlarının yaklaşık % 70’ini sağlamaktadır.

Havucu seviyor musunuz? Ne sıklıkla ve ne kadar tüketiyorsunuz?
Havucu ısırarak mı yoksa suyunu sıkarak mı tüketiyorsunuz?
Aşırı tüketimde herhangi bir zararına maruz kalanlarınız oldu mu?
Havuç yetiştiriciliği hakkında yazımıza eklemek istediğiniz bir bilgi var mı?

Ahududu Nedir? Özellikleri ve Faydaları Nelerdir?

Ağaç çileği, dağ çileği, frambuaz gibi isimlerle de bilinen ahududu Gülgiller familyasından, böğürtlen benzeri, çalı şeklinde dikenli bir bitkidir. Ahududunu daha sık tüketmenizi sağlayacak faydalarını ve bitkinin özelliklerini sizin için bu yazımızda anlattık

 

Bu makalemizde sizlere özellikle yaş pastaların vazgeçilmezi , kırmızı meyveler içerisinde antioksidan özelliği oldukça yüksek olan ahududunu anlatacağız. Bilimsel adı Rubus idaeus olan meyve kanser hücrelerinin ve tümör oluşumunun engellenmesinde çok önemli bir göreve sahiptir.

Ülkemizde Ege, Karadeniz ve Marmara bölgelerinde yetişen meyve halk arasında ağaççileği olarak da bilinmektedir. Çok yıllık bir türdür. Meyvenin yetiştiği bitkinin gövde kısmı dikenlerle kaplıdır. Sık olarak orman bölgelerinde yetişir ama nadir olarak başka alanlarda yetiştiği de görülmüştür.

 

Bitkinin üzerinde salkım halinde beyaz çiçekler açar. Bu çiçekler zaman içinde olgunlaşır ve ahududu meyvesi halini alır. Ahududu ülkemizde birçok tatlı tarifinde kullanılır. Zaten ahududu meyvesi de genellikle tatlı, hafif mayhoş bir meyvedir.

 

Ancak asıl kullanım şekli elbette meyvelerinin taze olarak tüketilmesidir. Meyvesini direkt olarak tüketemeyenler suyunu sıkarak da fayda sağlayabilirler.  Çok fazla kullanımda alerjik reaksiyonlara ve mide bulantısına yol açabilir. İdrar söktürücü ve iştah açıcı gibi özellikler nedeniyle tıp alanında da kullanılan ahududunun genel olarak faydaları şunlardır;

  • Meyvenin içerisinde bulunan çeşitli maddelerin damar ve doku büzücü bir etkisi mevcuttur. Böylece diareyi kesebilir.
  • Kadınların bazı dönemlerinde görülen beyaz akıntının fazlasının kesilmesinde etkilidir.
  • Regl dönemlerini düzensiz yaşayan kadınların da imdadına yetişen meyve, düzene sokabilme yeteneğine sahiptir.
  • Hamile kalmadan önce ve hamileyken rahatlıkla tüketebileceğiniz meyve, hamileler için daha faydalıdır.
  • Doğum sancılarının azalmasına, doğumun rahat geçmesine etki eder. Doğum olmadan önce tüketildiğinde rahimde görülen kasılmaların düzene girmesinde etkilidir.
  • İnsan sağlığı için güçlendirici, zinde olmaya yardımcı önemli bir meyvedir.
  • Yaz günlerinde serinlemek için soğuk soğuk ahududu meyveleri tüketilebilir.
  • Yüksek ateşin düşürülmesinde ve enfeksiyonların ter yoluyla vücuttan atılmasında etkilidir.
  • Grip, nezle gibi hastalıklarda terlemede önemi büyüktür. Bu nedenle bu süreçte ahududu bolca tüketebilirsiniz.
  • Bademcik iltihapları ve boğazda görülen ağrıların giderilmesinde iyileştirici etkisiyle bilinir.
  • Diş eti kanaması sorunu olan kişiler, ağız bölgesinde ülseri olanlar bu sorunlardan kurtulmak için ahududunu tüketebilirler.
  • Antioksidan etkilidir. Domatesten 10 kat daha fazla antioksidan içermektedir.
  • Stresi azaltır, vücuda rahatlık hissi verir.
  • Kanser hücrelerinin ve tümör oluşumunun önüne geçer. Var olan kanser hücrelerinin yok olmasına yardımcı olur.
  • Vücuttaki bakteri ve mantar oluşumlarını önler, bu hücrelerin inhibe olmasını sağlar.
  • C vitamini içeriği sayesinde bağışıklık sistemini güçlendirir. Hastalıklara karşı yüksek koruma sağlar.
  • Lif açısından zengin olan besin bağırsak hareketlerini hızlandırır, sindirim sisteminin düzenli çalışmasını sağlar.
  • Ketones adı verilen bileşikler sayesinde metabolizmayı hızlandırır. Yağ yakımına yardımcı olan meyve diyet yapanların da en çok tercih ettiği besinler arasında yer almaktadır.
  • Ciltteki kırışıklıkların azalmasına yardımcı olur. Bu sayede cildin daha canlı ve parlak görünmesini sağlayarak, yaşlanmayı geciktirir.
  • Hafızayı kuvvetlendirir. Özellikle yaşın ilerlemesiyle meydana gelen unutkanlık ve bunama gibi sorunların daha az yaşanmasını sağlar.
  • Omega-3 yağ asitleri içermektedir. Omega-3 yağ asitleri; beyin gelişimi ve bilişsel  işlevlerin sürdürülebilmesi için gerekli esansiyel yağ asitleridir. Bunlar vücutta üretilmediğinden dışarıdan alınmaları gerekmektedir. Kalp sağlığı gerekli olan Omega-3 yağ asitleri; hamsi, somon, istavrit ve uskumru gibi balıklarda bulunmaktadır.
  • Omega-6 yağ asitleri içermektedir. Omega-6 yağ asitleri; bağışıklık ve beyin fonksiyonlarını düzenler, kan basıncını kontrol eder ve kanın pıhtılaşması konusunda görevlidir. Ayrıca saçların ve cildin sağlığı için faydalı olan bu yap asitleri kemik gelişiminden kalp sağlığına kadar birçok konuda faydalıdır. Avokado, ayçiçeği, fıstık ezmesi, birçok balık türü, keten tohumu, zeytinyağı, mısırözü yağı, susam ve ceviz Omega-6 yağ asitleri barındıran besinlerdir.
  • Egzama ve sedef gibi en sık rastlanan cilt hastalıklarının tedavisinde yardımcıdır.
  • Kan basıncını düşürerek, yüksek tansiyonu önler.
  • Erkeklerde sperm kalitesini, kadınlarda doğurganlığı artırmaktadır.
  • Yine benzer şekilde erkeklerde sperm sağlığını koruyan meyve, hamilelikte düşük yapma olasılığını düşürmektedir. Bu nedenle doktora danışmak şartıyla gebelik döneminde tüketilmesi uygundur.
  • Saçların daha sık ve sağlıklı uzamasını sağlar.
  • Kronik kabızlık sorununa çözüm olmaktadır. Bunu yüksek lif içeriği sayesinde yapmaktadır.
  • Demir eksikliğine bağlı anemi, verem ve eklem romatizması gibi ciddi hastalıklara yakalanma riskini düşürür. Var olan hastalıkların tedavisinde yardımcıdır.
  • Maske yaparak yüze sürüldüğünde ya da ahududu içeren kozmetik ürünler kullanıldığında, yüzdeki akne ve sivilcelerin azaldığı tespit edilmiştir.
  • Birçok kanser türünün tedavisine destek olan meyve özellikle lösemi hastalarının kullanması için uygundur.
  • Vücuttaki toksinlerin atılmasını sağlar.
  • Bademcik iltihabına iyi gelir.

Ahududu Nedir?

Ahududu Nedir?Frambuaz olarak da bilinen ahududu, Gülgiller familyasından, kırmızı renkli, tatlı bir meyve türüdür. İsim anlamı olarak ahu ve dut kelimelerinden bir araya gelmiştir. Ahu ceylan anlamına gelir. Yani harfi harfine ceylan dutu anlamındadır. Ahududunun çiçek hali, arıların vazgeçilmez nektarıdır.

Ahududu, ülkemizde sıklıkla böğürtlen meyvesi ile karıştırılmasıyla ün yapmıştır. Görünüş bakımından çileğe de benzerliği olan meyvenin mevsimi yaz ve sonbahar aylarıdır. Ahududunun kökeni aslında Gülgiller ailesidir.

Ahududu Amerika, Avrupa ve Asya’nın birçok bölgesinde yetiştiriciliği yapılan yaygın bir meyvedir. Ancak meyvenin anavatanının neresi olduğu konusunda kesin bir bilgi yoktur. Meyvenin yetiştiği bitkinin bilimsel anlamdaki ismine bakıldığında Türkiye’nin Ege bölgesi civarı olduğu düşünülebilir.

                             Ahududunun Çeşitleri Nelerdir?

Ahududunun Çeşitleri Nelerdir?Meyve olarak tükettiğimiz tatlı, kırmızı ahududu dışlında bir de yabani olarak yetişen bir türü vardır. Bu çeşit, daha çok ticari olarak bulunur ve yaz aylarında kısa bir dönem için yetişir. Vahşi bir türdür ve meyve olarak tüketilen ahududunun aksine sürekli meyve veren bir bitkidir.

                                  Ahududunun Özellikleri Nelerdir?

Ahududu Bitkisinin Özellikleri Nelerdir?

Dikenli ve çalı formunda olan ahududu halk arasında genellikle böğürtlen ile karıştırılmaktadır. Ancak görünümleri ve tatları oldukça farklıdır. Yüksek C vitamini içeren ve hastalıklara karşı koruma sağlayan meyvenin genel özellikleri şunlardır;

  • Ahududunun bitkisi oldukça kuvvetlidir ve kolayca yayılabilirler.
  • Ülkemizde Ege, Marmara ve Karadeniz bölgelerinde yetişmektedir.
  • Genellikle ormanlık alanlarda kendiliğinden yetişen bitki, ticari amaçla da yetiştirilmektedir.
  • Boyları 30 – 150 cm arasında değişmektedir.
  • Gövdesi dikenli ve çalı görünümündedir.
  • 3-5 parçalı olan yapraklarının uç kısımları sivridir.
  • Bitki yılda iki kez sürgün verir. Sürgünlerin ayrılması için ilkbahar mevsiminde bitki sınırlarına işaret konur. İşaret dışında kalan sürgünler kazılıp çıkartılır.
  • Sürgünleri iki yıl vermesine karşın bitkinin kendisi çok yıllık bir bitkidir.
  • Bitki güzel bir kırmızı renge sahiptir ve genellikle tatlıdır. Nadir olarak tam olgunlaşmamış olanlar ekşimsi olabilir.
  • Bitkinin çiçekleri bahar aylarında beyaz renkte açarlar. Dalların ucunda oluşan çiçekler 5-10 taneden oluşan bir salkımı meydana getirmektedir.
  • Meyvesi güzel kokulu, küre biçiminde ve kırmızı renktedir.
  • Meyveler Temmuz ve Ağustos aylarında olgunlaşmaktadır.

                              Ahududu Nasıl Kullanılır?

Ahududunun KullanımıAhududu bitkisinin yaprakları taze ya da kurutulmuş olarak bulunabilir ve diğer bitkilerle karıştırılarak bitki çayı biçiminde tüketilebilir. Ahududu yapraklarının alt kısımları gümüş ve beyaz renklerindedir. Buradan ayırt edebilirsiniz.

Bitki çayı olarak tüketilmesinin dışında bitkinin meyvesi herhangi bir işlem yapmaksızın tüketilebilir. Ayrıca tatlılarınızda, pastalarınızda süsleme olarak ya da aroma olarak kullanabilirsiniz. Ahududunu, doğru şartlarda saklarsanız kış aylarında da kullanmanız mümkündür.

Meyveyi buzdolabı poşetlerinde saklayabilir ve kışın tatlı tariflerinizde yer verebilirsiniz. Ayrıca aşırı olgunlaşmış ahududularından reçel yapılabilir. Başka benzer tatlardaki meyvelerle karıştırılarak çeşit çeşit reçeller hazırlanabilir.

                         Ahududunun Faydaları Nelerdir?

Ahududunun Faydaları Nelerdir?

C vitamini açısından oldukça zengin bir içeriğe sahip olan meyve; pektin, şeker, demir ve organik asitler bulundurmaktadır. Yaprakları da en az meyvesi kadar faydalıdır. Bitkinin yaprakları çiçekli haldeyken toplanıp kurutulursa çay şeklinde tüketilebilir.

 

 

 

 

Avokado Nedir? Çeşitleri, Özellikleri ve Faydaları Nelerdir?

 

Özellikle bağışıklık sistemini güçlendirmesi açısından vücuda birçok faydası bulunan avokadonun sıklıkla tüketilmesi gerekmektedir. Yağlı bir meyve olmasına rağmen kolesterol içermez. Avokadonun tüm faydalarını öğrenmek için  okurları için hazırladığımız yazımıza göz atabilirsiniz.

Tropik iklimlerde yetişmekte olan avokado, yeşil kabuğu ve beyaz iç kısmı ile olgunluk döneminde taze olarak tüketilen meyvelerden biridir. Lezzeti ile salatalara farklı tat katan ve meyve olarak tüketilebilen meyve, çekirdekli bir yapıya sahiptir. Avokadonun anayurdu Orta Meksika’dır. Defnegiller familyasından olan avokado, tam olgunlaşmadığında tadı buruk olan bir meyvedir.

Sıcak iklimlerde yetişebilen avokado, don olaylarının görüldüğü iklimlerde yetişmeye elverişli değildir. Sağlık için oldukça faydalı olması içeriğindeki oldukça faydalı vitamin ve minerallerin bulunmasındandır. Türkiye’nin birçok köşesinde yetişmeye uygun özellikte olan avokado, don olaylarının görülmesi ile meyve vermemesinden dolayı sıcak iklimlerde yetiştirilmektedir.

Yenerek tüketildiği takdirde sağlık için oldukça faydalı olan avokadoyu cilt maskesi olarak da kullanmak ve sonucundan memnun kalmak mümkündür. Satın alırken olgun avokadoyu seçebilmek için kabuğu parlak ve çok sert olmayanları seçmek gerekir. Avokado hakkında bilinmesi gereken her şeyi sizler için araştırdık.

 

Avokado Nedir?

Avokado Nedir?Faydaları saymakla bitmeyen tropikal meyve avokado, çekirdekli ve yeşil kabukları olan bir meyvedir. Soğuk havalara karşı dayanıksız olmakta ve sıcak iklimlerde daha verimli bir şekilde yetişmektedir.

Meyve kategorisinde yer almasına karşın salata ve bazı yemeklerde tıpkı bir sebze gibi tercih edilmektedir. Taze olarak tüketilen avokadonun yanı sıra, avokado yaprağı ve avokado yağı gibi seçenekler de güzellik ve sağlık için uygun alternatifler arasındadır.

Bağışıklık sistemini güçlendirici etkisi nedeniyle avokadoyu sık sık tüketmekte fayda vardır. Besin değeri açısından bakıldığında; karbonhidrat, yağ, su, lif ve protein içerdiği görülmektedir. Diğer meyvelerle karşılaştırıldığında şeker oranı oldukça düşüktür. 100 gram avokadoda 1,8 gram karbonhidrat bulunmaktadır.

Avokadoyu ortasındaki çekirdek çıkarıldıktan sonra sade olarak yiyebileceğiniz gibi salatalara, smoothielere, yemeklere, sandviçlere ekleyerek de tüketebilirsiniz.

Avokadonun Çeşitleri Nelerdir?

Avokadonun Çeşitleri Nelerdir?Avokadonun, yetiştiği bölgeye ve tohum türüne göre farklılık gösteren birçok çeşidi bulunmaktadır. Bütün avokado çeşitlerinin soğuğa karşı dayanıksız olmalarından dolayı, avokado yetiştiriciliği genellikle sıcak iklimlerde yapılmaktadır.

Ağırlıkları, kabukları ve şekilleri itibariyle farklılık oluşturan avokado çeşitlerinin başında Bacon çeşidi gelmektedir. Yapraklarındaki anason kokusu ve kolay soyulma özelliği ile diğer çeşitlerden ayrılmaktadır. Diğer çeşitlerden biri olan Hass, A tipi çiçeklenme özelliği ile Bacon türüne nazaran yapraklarında anason kokusu hissedilmeyen çeşididir.

Fuerte, Zutano ve Ettinger gibi avokado çeşitleri de, birçok ortak noktası bulunmasına rağmen, bazı farklılıklar nedeniyle, avokado çeşitliliğini oluşturan meyvelerdir.

Avokadonun Özellikleri Nelerdir?

Avokadonun Özellikleri Nelerdir?Armut şeklindeki görüntüsü ile koyu yeşil kabuklara sahip olan avokado, farklı özelliklere sahip çeşitleri ile birçok şekilde görülmesi mümkün olan meyvelerdir. Aşılama yöntemi ile çoğaltılması mümkün olan avokado, rüzgara ve soğuğa karşı dayanıksızdır.

Sera avokadosu yetiştirilecek yerlerde uygun şartların sağlanmasının ardından avokado yetiştiriciliğinin yapılması, istenilen verimin elde edilmesini sağlar. İlkbahar mevsiminin başlangıcı ile dikim zamanı gelen avokado, don zamanı gelmeden hasat alınması gereken bir meyvedir.

Avokado meyvesinin etli kısmının yapı bakımından oldukça zengin olması, bu meyvenin yağının çıkarılarak birçok hastalığa şifa bulmak amacıyla kullanılmasına olanak sunmaktadır. İçi olgunlaşmış avokadoyu yumuşak olmasından anlamak mümkündür. En iyi olgunlaşma sürecini ağaç dalında yaşayan avokado, evde de birkaç gün içinde olgunlaşabilmektedir.

Avokadonun Faydaları Nelerdir?

Avokadonun Faydaları Nelerdir?Küçük bir meyve olmasına karşın faydaları kendinden büyük olan avokadonun başlıca faydaları arasında, kalp sağlığını koruyor olması gelmektedir. Sonrasında bağışıklık sistemine olan olumlu etkisi, tüketenlerin daha dinç ve sağlıklı olmalarını sağlamaktadır.

Yağlı bir meyve olmasına rağmen kolesterol içermemesi de birçok kişinin tüketmesi açısından uygundur. Avokadonun genel faydalarını şu şekilde sıralayabiliriz;

  • Protein ve pek çok mineral bakımından zengin olan tropikal meyve, gebelerin ve çocukların beslenmelerine artı değer kazandırmaktadır.
  • İçeriğinde bulunan yoğun demir vitamini sayesinde kansızlık sorunu ortadan kalkar.
  • Tansiyon ve kolesterolün dengelenmesinde oldukça etkili olmakta ve üreme fonksiyonlarının sağlıklı çalışmasını sağlamaktadır.
  • Çeşitli cilt hastalıklarını içeriden tedavi edici özelliğinin yanı sıra, cilt maskesi olarak düzenli uygulandığında cildin pürüzsüz ve parlak olmasını sağlamaktadır.
  • C, K, E, B5 ve B6 ile potasyum, folat, magnezyum, demir, çinko, fosfor, manganez vitaminlerini içermektedir. Bu sayede çok yüksek besleyicilik özelliği bulunmaktadır.
  • Muzdan daha fazla potasyum içeren meyve özellikle tansiyon hastaları için uygundur. Potasyum kan damarlarındaki gerilimi hafifleterek, tansiyonu düşürmeye yardımcı olur.
  • Meyvenin %77’si yağdan meydana gelmektedir. Fakat bunun çoğunluğu oleik asitten oluşmaktadır.
  • Vücuttaki ölü hücreleri temizler.
  • Bebeklerde zihinsel gelişimi artırır.
  • Menopoz döneminde yaşanan sıkıntıların daha hafif atlatılmasını sağlar.
  • Ülser tedavisinde yardımcıdır.
  • Metabolizmayı hızlandırır.
  • Depresyona girmeyi önler.
  • Doygunluk hissi vererek daha çabuk kilo vermenizi sağlar. Bu nedenle hemen hemen tüm diyet listelerinin içeriğinde bulunmaktadır. Doygunluk hissi veren bu meyve sık sık yeme isteğini ortadan kaldırmaktadır.
  • Günlük K vitamini ihtiyacının %25’ini karşılamaktadır. K vitamini ise kemik gelişimi için son derece önemlidir. Avokado, kalsiyum emilimini artırır ve idrarla atılmasını engeller. Bu sayede vücuttaki K vitamininin işlevini gerçekleştirmesini sağlar.
  • Böbreklerin düzenli şekilde çalışmasını sağlar.
  • Kalp ve damar sağlığını korur.
  • Gözlerin daha sağlıklı olmasını sağlar, göz hastalıklarından korur.
  • Kanser ve katarakt oluşumunu engelleyen beta-karotenler açısından zengin bir meyvedir.
  • Bağışıklık sistemini güçlendirir, bu sayede birçok hastalığın oluşma riskini azaltır.
  • Folik asit açısından zengindir. Aynı zamanda kişinin ruh halini iyileştiren ve mutlu hissettiren serotonin ve dopamin salgılanmasına yardımcı olur.
  • Lif açısından zengindir. Bu sayede bağırsakların düzenli çalışmasını ve sindirim sisteminin sağlıklı olmasını sağlar.
  • Midedeki şişkinliği ve hazımsızlığı önler.
  • Kronik kabızlığı ve ishali önler, kısaca bağırsakların düzenli çalışmasını sağlar.
  • Sağlıklı bir cilde kavuşmanız için gerekli olan tüm vitamin ve mineraller avokadonun içerisinde bulunmaktadır. Cildin daha parlak, ışıltılı ve canlı olmasını sağlar. Beta-karoten ve likopen adındaki organik bileşikler hücrelerin canlanmasını sağlayarak, erken yaşlanmayı önler.
  • Saçların sağlıklı olmasını ve daha hızlı uzamasını sağlar. Birçok kozmetik ürünü ve şampuanın içerisinde bu nedenle avokado bulunmaktadır.
  • Anti-enflamatuar özelliği ile vücuttaki iltihabı geçirir. Özellikle de romatoid artrit sorunu olanlar için çok faydalıdır.
  • Mide sorunlarından kaynaklanan kötü nefes kokusunu önler. Antibakteriyel ve antioksidan flavonoidler açısından zengin olan meyve ağız kokusuna neden olan bakterileri önler.
  • Karaciğer dostudur. Karaciğerin sağlığını koruyan bazı organik bileşiklere sahiptir.
  • Hamilelik döneminde oluşan sabah bulantılarını önler.
  • Antioksidan açısından zengindir. Prostat, deri, ağız ve meme kanseri başta olmak üzere birçok kanser türüne karşı yüksek koruma sağlar. Hücreleri kanser oluşumuna ve serbest radikallere karşı korur.

Avokadonun Yan Etkileri Nelerdir?

Bir besin ne kadar sağlıklı olursa olsun çok fazla tüketildiğinde birtakım zararları olacaktır. Avokadonun da faydası olduğu kadar zararlı olduğu durumlar bulunmaktadır.

Bunlardan ilki hamile ve emziren kadınlar içindir. Her ne kadar sabah bulantılarını önlediği bilinse de çok fazla tüketilmesi zarar verebilir. Bu nedenle dikkatli bir şekilde tüketilmesinde fayda vardır.

Aşırı hassas ve alerjik reaksiyonlara duyarlı kişilerde kızarıklık ve kaşıntı benzeri durumlar oluşabilir. Kronik hastalığı olanlar ve düzenli ilaç kullananlar da yemeden önce doktoruna danışmalıdırlar.

Birçok kozmetik ürünün ana maddesi olarak kullanılan meyvenin yağı da çok faydalıdır. Ancak avokado yağı bazı cilt tipleri için uygun değildir. Kızarıklık ve kaşıntılara sebep olabilir.

Avokado olgunlaştıktan sonra yendiğinde oldukça lezzetli bir meyvedir. Ham haliyle yenirse dilde acımtırak bir tat bırakacağından tercih edilmez. Son yıllarda sandviçlerde ve salatalarda sıklıkla kullanılmaktadır.

Avokado sevdiğiniz bir meyve mi, daha önce hiç yediniz mi?
En çok hangi şekilde yemeyi seviyorsunuz?
Avokado ağacı yetiştirmeyi hiç denediniz mi? Paylaşmak istediğiniz püf noktalar nelerdir?

 

Muz Nedir? Çeşitleri, Özellikleri ve Faydaları Nelerdir?

Muz Nedir? Çeşitleri, Özellikleri ve Faydaları Nelerdir?

Tropikal bölgelerde yetişen muz, kalp, damar, kemik, göz sağlığı gibi birçok konuda faydalı bir meyve türüdür. Muzun özellikleri, çeşitleri ve faydaları hakkında merak ettiğiniz her şeyi  okurları için hazırladığımız aşağıdaki yazımızdan okuyabilirsiniz.

Çok severek tüketilen ve en lezzetli meyvelerden biri olan muzun, besleyici değerinin yüksek olması özellikle çocukların beslenmesinde önemli bir yere sahiptir. İçeriğinde yoğun miktarda potasyum bulunmaktadır. Potasyum açısından en zengin besinler arasında yer alır. Son yıllarda eskisi kadar aroması güzel ve lezzetli muzlar bulamasak da halen en sevilen meyveler arasında ilk sıralarda gelmektedir.

Ülkemizde ithal ve yerli olmak üzere satılan muzları farklı çeşitleri vardır. Muzun tüketimi birçok şekilde yapılabilmektedir. Doğrudan meyve olarak yenebileceği gibi süt içine katılarak, tatlı tariflerinde kullanılarak da faydaları alınabilir. Muz dalından koparıldığında çok hızlı olgunlaşan bir meyvedir. Bitkiden yeşil olarak kopartılan bir muz kümesi kısa sürede sarararak tatlanmaya başlar.

Kabuk kısımlarında kahverengiler oluşmaya başlamış muz aşırı olgunlaşmış seviyededir. Eğer muzu hemen tüketmeyecekseniz; hafif yeşil renkte olanlardan tercih etmeniz, daha uzun süre dayanmasını sağlar. Kolay kolay çürümeyen ve kurtlanmayan bir meyve olduğundan evlerde bulundurulması kolaydır.

Muz Nedir?

Muz, tropikal bölgelerde doğal olarak yetişebilen, ağaca benzer bitkiye ve bitki üzerinde yetişen yeşil, pembe, kırmızı kabuklu uzun meyvelere verilen isimdir. Lezzetli olması sebebiyle her yaştan insanın severek tükettiği muz ülkemizde genellikle yeşil olarak oluşmaya başlar ve olgunlaştıkça sarı bir renk alır.

8-9 metreyi bulan boyu nedeniyle ağaç olarak nitelendirilin muz aslında çok yllık bir bitkidir. Muz ağacının tıpkı meyveleri gibi yaprakları da uzun bir formdadır. Muzun adının, meyvenin dikimini teşvik eden Antonius Musa isimli doktordan aldığı bilinmektedir. Muzun salkım haline hevenk denir. Ortalama 26 derece sıcaklıkta verimli yetişen muz, yaklaşık 125-150 gün arası hasat edilecek hale gelir.

Muzun Özellikleri Nelerdir?

Sıcak ve tropikal alanlarda yetişmesi mümkün olan muz Musaceae familyasındandır. Yetiştirilmesinde herhangi özel bir bakıma gereksinim görülmez ama özel olarak yetiştiriciliğini yapanlar bitkinin bakımını yapmaktadır.

Yaz aylarının başında bitki üzerinde yeşil olarak oluşmaya başlayan meyveleri toplansa bile zaman içinde olgunlaşabilir. Ağacımsı bitkinin boyu ortalama olarak 7 metre civarındadır ama daha kısaları ve uzunları görülebilir. Bitki üzerindeki meyve büyük oranda sarıya dönüşse de muz çeşitleri arasında kırmızı, pembe hatta mor olanları bile vardır.

Bitki üzerinde görünen muz topluluğuna muz küresi ya da el adı verilir. Her kümede yaklaşık 10-15 adet muz bulunur. Muz dünyada en çok tüketilen meyvelerden biridir.

Muz Nasıl Yetiştirilir?

Anavatanı Hindistan, Avustralya ve Çin olan muz, ülkemizde Akdeniz bölgesinde yetişmektedir. Ülkemize ilk defa 1750 yıllarında getirildiği bilinmektedir. İlk getirildiği zaman süs bitkisi olarak kullanılan muz, daha sonraki yıllarda tüketilmeye ve ticari amaçlı yetiştirilmeye başlanmıştır.

Muz tohumla, yumruyla veya dip sürgünleriyle üretilmektedir. Bu ekim türleriyle meydana getirilen fideler, daha sonra kökleriyle birlikte topraktan ayrılarak asıl büyüyeceği yere aktarılır. Meyvenin kökleri sağlık durumuna göre çok gelişmiş veya zayıf olabilir. Ekim için doğru zaman Mart-Mayıs ayları arasıdır.

Sağlıklı bir ürün alabilmek için en doğru teknik damlama usulü sulamadır. Organik madde bakımından zengin toprakları sever. Bu nedenle toprağın veriminin yüksek olmasına ve gübrelemeye özen gösterilmelidir. Organik gübre fidelerin soğuktan zarar görmesini engellemektedir.

Çok yıllık bir bitki türüdür Toprağın altındaki kısmına yumru, üstündekine gövde denmektedir. Bu nedenle mu ağacı ifadesi çok kullanılmaz. Türüne göre gövdenin uzunluğu 1-2 metre veya 5-6 metre olabilmektedir.

Yaprakların gelişimi tamamlandıktan sonra tomurcuklar oluşur ve meyve vermeye başlar. Salkım şeklinde oluşan meyve topluluklarına hevenk adı verilir. Hasat süresi ise 76 – 110 gün arasındadır.

Muz Çeşitleri Nelerdir?

Muz çeşitleri genellikle boyuna göre sınıflandırılmıştır. Kısa, orta ve uzun boylardaki muz çeşitlerinin farklı isimleri vardır. Kısa boylu çeşitlerde dwarf cavendish adı verilen ortalama 1,5 metrelik bitkisi olan bir tür vardır.

Orta boylu çeşitte ise grand nain, şimşek bilinen muz türleridir. Uzun boylu muz çeşitleri içinde bilinenler williams ve azmandır. Gross michel ise çikita muz diye bildiğimiz türün içerisinde bulunduğu muz çeşitidir.

Muz çeşitlerinde görsel ve tatsal açıdan ciddi farklar yoktur. Muz çeşitlerine bakıldığında parmak uzunluğundaki boyutlarda ve ortalama 20 cm boyutlarında olduğu görülmektedir. Bilinen diğer muz çeşitleri; pembe muz, bulanık muz, tüylü muz, tohumlu muzdur.

Muzun Faydaları Nelerdir?

Muz besleyici özelliği ile tanınmaktadır. Hatta yumurta ile yaklaşık besin değerine sahip olduğu bilinir. İçeriğinde protein, lif ve karbonhidrat vardır. Ancak şeker oranı da yüksek olan bir meyve olduğu unutulmamalıdır. Orta boy bir muzun kalorisi yaklaşık olarak 125 civarındadır.

Meyvenin içinde ayrıca bolca A, C, E ve B12 vitaminleri ile potasyum, kalsiyum, magnezyum bulunmaktadır. Enerji verici bir meyve olan muz özellikle iştahsızlık durumunda vücudun enerji ve besin alması için ideal bir seçimdir.

Lif bakımından zengin olduğundan doyurucudur ve bağırsak problemlerinde dengeleyici özelliği vardır. Özellikle ishal durumunda lifli yapısıyla ishalin sonlanmasına katkıda bulunur. Kalp ve damar sağlığına iyi gelir. Ancak çok tüketildiğinde kabızlığa neden olabilir. Göz ve kemik sağlığında faydalıdır.

Vücuda seratonin yüklemesi yaparak mutluluk sağlar. Bu yüzden depresyona iyi gelir. İçeriğindeki yoğun magnezyum ve potasyum sayesinde kalp hastalıklarına karşı koruyucudur. Mide ülseri ve asidine muz en iyi çözümlerden bir tanesidir.

Bu özelliği ile de reflü tedavisinde faydalıdır. Muzu meyve olarak tüketerek vitaminlerini almak dışında çeşitli kür tariflerinde kullanarak cilt ve saç bakımınızı yapabilirsiniz.

Muzun bilinen diğer faydaları şunlardır;

  • Tok tutma özelliği çok yüksek olan meyve genellikle kahvaltılarda tüketilir. Hatta bir yemek öğününün tek malzemesi olarak bile kullanılabilir.
  • Yapılan bilimsel araştırmalar muz gibi yüksek lif içeren besinlerin kalp sağlığına iyi geldiğini ortaya koymuştur. Düzenli olarak yenen muz kalp-damar hastalıklarına yakalanma riskini azaltır.
  • Potasyum, kalsiyum, demir, magnezyum, riboflavin ve B vitaminleri açısından zengin bir içeriğe sahiptir.
  • Sindirim sisteminin sağlığına faydalıdır. Bağırsak hareketlerini hızlandırır, kabızlığa iyi gelir.
  • Potasyum açısından zengin olduğu için hipertansiyonu ve kalp krizi riskini önler. Böbrek taşı oluşumunu engeller. Potasyum eksikliği kişide aşırı yorgunluğa, bacaklarda krampa ve kabızlığa yol açar.
  • Demir içerdiğinden anemiyi önler. Kandaki hemoglobin seviyesini artıran bir meyvedir.
  • Nefes darlığına ve astıma iyi gelir.
  • Yapılan araştırmalar muzun triptofan proteinini serotonine çevirdiğini ortaya koymuştur. Bu da kişinin kendini mutlu hissetmesini sağlarken, depresyon riskini azaltır.
  • Stresi azaltır.
  • Kan şekerini dengeleyici özelliği bulunmaktadır.
  • Antioksidan içeren meyve kansere yakalanma riskini azaltır.
  • Kemiklerin ve kasların güçlenmesini sağlar.
  • Mideyi korur. Reflü ve ülser benzeri hastalıklara yakalanma riskini azaltır, var olan hastalığın da semptomlarını hafifletir.
  • Diş ve diş eti sağlığı için iyidir. Diş eti hastalıklarını önler.
  • Doğal bir antibiyotiktir. Bu nedenle vücudunuzda herhangi bir iltihap meydana geldiğinde direkt ilaç almak yerine muz yemeyi tercih edebilirsiniz.
  • Muz kabuğu sivrisinek ve böcek ısırmalarına iyi gelir.
  • Muz saçların daha canlı ve parlak olmasını sağlar. Aynı şekilde daha güzel ve genç bir cilde kavuşmak istiyorsanız, günde 1 tane muz yemeyi alışkanlık haline getirmelisiniz.
  • Muz kabuğu sivilce ve aknelere iyi gelir. Kabuğunun iç yüzeyiyle sivilceli bölgeyi 5 dakika boyunca ovalayın. Bunu her defasında yeni bir kabuk alarak birkaç kez deneyin. Sivilcelerin kısa sürede geçtiğine tanık olacaksınız.
  • Bağ ve boyun ağrısına da iyi gelmektedir. Başınız ağrıdığında bir tane muzu yiyip, kabuğunu ağrıyan bölgeye koyun. Ağrılarınızı hafiflediğini göreceksiniz.
  • Kabuğu göz kapaklarında bekletildiğinde zararlı ışınlardan korur.
  • Kas ağrılarına iyi gelir, krampları önler.
  • Tam olgunlaşmış hali tüketilmelidir. Olgunlaşmamış hali insülin hassasiyetini artırabilir.
  • Soyulduktan sonra da hemen tüketilmelidir. Bekletilince çok çabuk bozulan bir meyvedir.
  • Böbrek sağlığının korunmasında oldukça önemli rol oynayan bir meyvedir.

Gecenin bir yarısı eşini olur olmaz bir yiyecek bulması için dışarıya gönderen hamile imgesi hepimiz için çok tanıdık. Peki, aşerme neden olur, normal mi, bu işin sağlık boyutu ne, yoksa sadece bir hamile kaprisi mi?

Önce doğru tanımlayalım: Aşerme ne demek?

Bazı yiyeceklere karşı duyulan yoğun istek demek. Fakat hamilelikte aşermek, illa olur olmaz zamanda ve aniden gerçekleşecek diye bir kural yok. Genellikle böyle olur ama uzun da sürebilir. Ya da daha önce hiç sevmediğin yiyecekleri hamileliğinde deliler gibi isteyebileceğin gibi damak tadın değişmeden de bazı yiyecekleri arzulayabilirsin.

Aşerme ne zaman başlar?

Aşermenin başlangıç zamanı ile ilgili net bir bilgi yok. Fakat genellikle hamileliğin ilk 3 ayında, yani 1. trimesterde aşerme olur.

Hafta hafta hamilik sayfamızdan gebelik takibini kendin yap!

Hamilelikte aşerme ne zaman biter?

Genellikle hamileliğin 4. ayında ya azalır ya da kaybolur. Daha uzun süren aşermeler, demir eksikliği ve onun sonucu olan kansızlıktan kaynaklanabilir. Eğer aşermek ikinci trimesterde de devam ederse doktoruna görünmelisin.

Hamileliğin Hangi Trimesterinde Nasıl Beslenmelisin?

Aşerme neden olur?

Uzmanlar gebelik hormonlarının aşermeye neden olabileceğini düşünüyor. Kaldı ki ilk trimesterde aşermenin daha fazla olduğu düşünülürse bu çıkarım mantıklı gözüküyor. Çünkü 1. trimester, hamilelik hormonlarının en hızlı değiştiği dönem.

Bununla birlikte hikaye, hormonlardan ibaret olmayabilir. Aşermenin vücudumuzun gönderdiği makul işaretler olduğuna, bir şey bizim için iğrenç geliyorsa genellikle zararlı, bir şeyi canımız çok çekiyorsa genellikle ihtiyacımız olduğuna dair bir kuram var. Bu, genellikle doğru.

Fakat sorun işin içine hormonların karışmasıyla başlıyor. Hormonların karıştığında vücudundaki sinyalleri doğru anlaman zorlaşır. Mesela, şekerleme ve gofret satılmadığı günlerde canı tatlı isteyen bir hamile muhtemelen çalılıklardan meyve topluyordu. Ama şimdi olsa bir paket çikolata, şeker, gofret vs alır. Yani dondurmaya aşermen, vücudunun doymuş yağa ihtiyacı olduğu anlamına gelmez. Aynı şekilde canın narenciye çekmiyorsa vücudunun C vitaminine ihtiyacı yok demek değil.

“Sağlıklı Beslenmek Önemli Ama Yapamıyorum” Diyen Hamileler İçin Altın Bilgiler

Ayrıca birçok hamile kadının hissettiği duygulardan biri hak etme ya da ödül hissi. Bebeği taşıyorsun, bedeninde birçok değişiklik oluyor, zaten ekstradan kaloriye de ihtiyacın var, neden bazı şeyleri delicesine yemeye hakkın olmasın ki? Yani bu işin psikolojik boyutu da var.

Erciyes Üniversitesi Gevher Nesibe Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniği’nde 501 hamileyle yapılan araştırmaların sonuçlarını da seninle paylaşalım. Araştırmaya katılan hamilelerin %62.5’i aşerdiğini, %37.5’i aşermediğini söylemiş.

Aşerme hamile kaprisi olabilir mi, Diyetisyen Serap Akyol’un açıklamaları ilginç gelecek:

Hamilelikte Aşerme Gerçekten Var Mı?

Hamilelikte aşerme olmaması normal mi?

Dediğimiz gibi gebelik hormonların nedeniyle büyük ihtimalle damak tadında ve isteklerinde değişiklik olur ve aşerme durumunu sen de yaşarsın. Ama aşermemek bir sorun değil. İlla her hamile aşerecek, aksi takdirde gebeler cemiyetinden atılır diye bir kural yok

Fazla kilo almadan aşermelerle nasıl başa çıkılabilir? Aşerileni yemezsek ne olur?

Boş kaloriye yer yok! Bazen ipleri gevşetmekten zarar gelmez ama bazen!

Fiziksel açlık ve psikolojik açlığı ayırt et

Gerçekten aç mısın yoksa üzgün, sıkkın, stresli ya da mutlu musun? Gerçekten açsan bir atıştırmalık veya yemek ye. Değilsen geçiştirmeye çalış, dikkatini başka şeye ver.

Kendini oyala, dikkatini dağıt

Yukarıda geçiştir dedik ama nasıl yapacaksın? Gerçekten aç değilsen belli bir aktiviteye yönel. Arkadaşını arayabilirsin, yürüyüşe çıkabilirsin, egzersiz yapabilirsin. Çoğu kez bu işe yarar ama aşerdiğin o yiyecek hala aklından çıkmıyorsa, onu bir sonraki öğünde ya da atıştırmalık olarak ye.

Gerçekten ne istediğine karar ver

Mesela çilekli puding istiyorsan kendine gerçekten ne istediğini sor. Çileğe mi aşeriyorsun yoksa pudingin tatlı, soğuk, kremsi tadını mı arzuluyorsun? Bu isteğini taze orman meyveleri veya krem şantiyle tatmin edemez misin? Yarım kase çilekli sorbe veya az yağlı dondurmaya ne dersin? Yerine koyabileceğin daha sağlıklı, besleyici ve kalorisi düşük seçenekler mutlaka vardır.

Bu 15 Şeyden Uzak Dur: Hamilelikte Yenmemesi Gerekenler!

En sağlıklısı ile değiştir

Patates cipsine aşerdiysen az yağlı patlamış mısır yemek de seni kesebilir. Canın çikolata çekiyorsa dondurma ya da çikolatalı bar yerine çikolatalı donmuş yoğurt yiyebilirsin. Fakat istediğin gıdanın iyi bir alternatifi yoksa değiştirme. Mesela turşuya aşerdiysen salatalık yemek seni tatmin etmeyecek. O turşuyu ye ve konu kapansın.

Dengeli ve sağlıklı beslen

Sadece karbonhidrat yersen kendini bifteğe aşerirken bulabilirsin. Her yemekte biraz karbonhidrat, biraz protein, biraz yağ al. Çeşitli tahıllardan, meyve ve sebzelerden tüket.

Diyetisyen Müge Özyurt Şafak’n önerilerine kulak ver:

Hamilelikte Beslenme: Hamileler Ne Yemeli?

Porsiyonlarının farkında ol

Pasta, dondurma, çikolata, kurabiye, cips gibi yüksek kalorili yiyecekleri yerken porsiyonlarının farkında ol, kendini kandırma. Yavaş ye, her lokmanın tadını çıkar.

Aşermelerini tetikleyecek durumlardan kaçın

Favori pastanen işten eve dönme yolundaysa aşermeyi engellemek için başka bir yolu kullan. Eşinden ve yakınlarından seni özendirecek bu tür yiyecekleri yanında yememelerini rica et.

Rahatla ve kendini şımart

Normalden daha fazla yoruluyorsan, iyi uyuyamıyorsan enerji için daha fazla yemek istersin. Masaj ya da pedikür yaptır, şekerleme yap, ayaklarını uzatıp güzel bir kitap oku.

Hamilelikte Kendine İyi Bakman İçin 10 Öneri

Hamilelikte kilo kontrolünü sağlamak, hem senin hem bebeğinin sağlığı açısından çok önemli. Hem doğumdan sonra eski haline dönmek için çok daha fazla efor harcamak istemezsin değil mi? Beslenme ve Diyet Uzmanı Müge Özyurt Şafak gebelikte kilo kontrolü nasıl sağlanır, senin için anlattı:

Hamilelikte Kontrolsüz Kilo Almamak İçin Neler Yapmalıyım?

Hamilelikte aşerilen yiyecekler neler?

Gebelikte aşerilen yiyecekler %
Ekşi meyveler (Erik, limon, çağla, vişne, greyfurt, mandalina, kivi) 42.2
Tatlı (Dondurma, çikolata, hamur tatlıları, aşure, pasta, sebze ve meyve tatlıları, kurabiye) 17.9
Tuzlu besinler (Turşu, zeytin, kraker, cips) 12.7
Acılı besinler (Acı biber turşusu, çiğ köfte, şalgam) 5.8
Diğer meyveler (Kavun, dut, kayısı, Malta eriği, hurma) 5.1
Et, tavuk, sakatatlar 3.5
Yeşil yapraklı sebzeler (Tere, nane, maydanoz, asma yaprağı) 3.2
Süt ve türevleri (Yoğurt, cacık) 2.9
Diğer sebzeler (Domates, salatalık, patlıcan) 2.6
Hamur işleri (Mantı, börek, poğaça) 1.9
Kuru yemişler (Ayçekirdeği, kabak çekirdeği, badem) 1.7
Diğer aşerilen tuhaf yiyecekler (Toprak, kireç) 0.5

“Sağlıklı Beslenmek Önemli Ama Yapamıyorum” Diyen Hamileler İçin Altın Bilgiler

Hamilelikte tiksinilen veya yenmek istenmeyen besinler

Gebelikte istenmeyen besinler %
Et, tavuk, balık 37
Yağlı besinler, kızartmalar 10.7
Soğan, sarımsak 13
Çay, kahve 12.6
Yumurta 6.9
Süt, yoğurt 4.6
Tatlılar 5.7
Diğer 9.5

Besinlerin yenmeme nedeni ise şöyle:

  • Koku (%48.1),
  • Bulantı-tiksinti (%35.5),
  • Bebeğe zarar vereceği düşüncesi (%16.4).

Bu veriler Erciyes Üniversitesi Gevher Nesibe Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniği’nde 501 hamileyle yapılan araştırmadan alındı.

Hamilelikte pika sendromu nedir?

Hamile birinin kış ayında çilek yaz ayında kivi yemek istediğine şahit olmuş olabilirsiniz. Hamileliğin en keyifli hallerinden biri olan aşerme, kimi zaman zorlasa da bazı durumlarda çaresiz bırakabiliyor. Özellikle de karşınızdaki kişi, çamur veya sigara külü yemek istiyorsa… Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Nurcan Dalan hamilelikte pika sendromuyla ilgili önemli bilgiler veriyor.

 

Hamileyken bir şeyler aşermek doğal kabul edilir. Hatta mevsimi olmayan meyveler, sebzeler aşereriz, bulması çok zor olsa bile… Ancak pika sendromu yaşayan kadınlar bunlardan çok daha fazlasını ve tuhafını aşerer…

BUGÜN NEYE AŞERİYORSUNUZ?

Hamilik döneminde yaşanan hormonal değişimler, beynin iştah merkezinde değişikliklere yol açar ve aşerme denilen iştah durumu ortaya çıkar. Bazı gıdalara aşırı istek duyma, her ne kadar hamilelik döneminde normal kabul edilse de bazı maddeler var ki, duyanları ve görenleri hayrete düşürüyor. Özellikle de hamilelik döneminde tat alma duyusunun gelişmesi bazı maddeleri çekici hale getirebilir. Çamur, tebeşir tozu, bulaşık süngeri ve toprak gibi…

 

HAMİLELİKTE PİKA SENDROMUNEDEN ORTAYA ÇIKAR?

Hamilelik sürecinde mevsimi olmayan meyve ve sebzeleri aşeren kadınlara rastlamak olağan bir durum olsa da çamur, toprak, kireç gibi besin dışı maddelere aşerilmesi şaşırtıyor. Daha çok demir, kalsiyum, bakır, çinko, B1 vitamini, B6 vitamini gibi eksikler sebebiyle ortaya çıktığı düşünülen hamilelikte pika sendromu, yabancı maddelere hissedilen karşı konulamaz dürtü olarak tanımlanıyor.

EĞER CANINIZ BUNLARI YEMEK İSTİYORSA…

Kömür, tebeşir tozu, sabun, un, kil, çamur, sigara külü, diş macunu, kibrit, lastik, naftalin, karbonat, mısır nişastası, pişmemiş patates. Tüm bu maddeler, hamilelikte meydana gelen pika sendromunun işaretidir. Bu durumun ortaya çıkmasındaki en önemli neden ise vücuttaki eksik olan maddeleri yerine koyma gayretidir. Bu noktada vücut, bebeğin gelişimini tamamlamak için daha fazla yemek isteyebilir.

3. AYDAN SONRA GEÇMİYORSA DİKKAT!

Hamilelikte aşerme genellikle gebelik sürecinin ilk 3 ayında daha fazladır. Zamanla aşırı yeme ihtiyacı ortadan kalkarak daha düzenli bir beslenme rutinine döner. Ancak yukarıda bahsedildiği gibi normal olmayan aşerme durumları yani pika sendromu, 3 ayın sonunda hala devam ediyorsa mutlaka psikolojik nedenler araştırılmalıdır. Çünkü bu konuda yapılan araştırmalar, hamilelik döneminde 3. aydan sonra devam eden pika sendromunun psikolojik tedavi görülmeden aşılamayacağını gösteriyor.

PİKA SENDROMU BEBEĞE ZARAR VERİR Mİ?

Yenilen maddeler, gıda dışı olduğundan içinde birçok zararlı bileşen olabilir. Özellikle de zehir ya da parazit içerme riski bulanan, metal, toprak, plastik gibi maddeler hem anne adayına hem de bebeğe zarar verir.

PİKA SENDROMU TEDAVİ EDİLEBİLİR Mİ?

Pika sendromunun ortaya çıkmasındaki en önemli etken demir eksikliği olarak kabul edilir. Hamile biri de vücudundaki mineral ve demir eksikliğini gidermek için bu maddelere yönelir. Bu noktada uygulanacak demir eksikliği tedavisi bu maddelere olan yeme dürtüsünü büyük oranda durduracaktır. Bunun dışında hamileler de vitamin, mineral takviyesi alarak bu ihtiyaçlarını kontrol altına almaya çalışabilir. Yemek krizleri geldiği zaman alternatif olarak su içebilir veya sakız çiğneyebilir. Aşerdiği normal olmayan besinleri çevresinden uzak tutarak bu dürtüyü engelleyebilir.

 

Çikolata Nedir? Nasıl Yapılır? Çeşitleri, Faydaları ve Zararları Nelerdir?

Çikolata Nedir? Nasıl Yapılır? Çeşitleri, Faydaları ve Zararları Nelerdir?

Yoldan rastgele birini çevirip çikolatayı sevip sevmediğini sorsak, alacağımız cevapların neredeyse tamamı olumlu olacaktır. Çünkü çikolata öyle bir gıdadır ki, yiyen kişinin stresini alır, mutluluk hissi verir. Sağladığı enerji ve kalori açısından oldukça yüksek bir besin olan çikolata, birçok insanın bağımlısı olduğu bir maddedir. Yüzyıllardır var olan çikolatanın tarihi, yapılışı, fayda ve zararları yazımızın detaylarında bulunmaktadır.

 

Çikolata hiç kuşkusuz dünyanın en sevilen yiyeceklerinden biridir. Var oluşu milattan önceki çağlara dayanan çikolata her dönemde en popüler yiyecekler arasında yer almıştır. Vücutta uyandırdığı mutluluk hissi sayesinde en depresif, en bunalımlı anlarda en yakın arkadaşımız olmuştur. Yüksek yağ ve kalori oranı yüzünden ciltte oluşturacağı sivilcelere, aldıracağı fazla kiloları umursamadan kalıp kalıp yemişizdir. Gerçek çikolata %100 kakao içermelidir.

Kaliteli ve usulüne göre yapılmış bir çikolatanın tadına doyulmaz, yedikçe yemek ister insan. Ancak kalitesiz malzemelerle yapılmış bir çikolata damakta çok kötü bir tat bırakır. Çikolata, tropik iklimlere has bir ağaç olan kakao ağacından oluşturulur ve içerisine fındık, fıstık gibi malzemeler de eklenerek çeşitlendirilir.

 

Enerji bakımından oldukça yüksek bir besin maddesi olmasına rağmen fazla tüketildiğinde kilo yaparak çeşitli hastalıkların oluşmasına neden olur. Köklü bir geçmişe sahip olan çikolatanın milattan önceki dönemde, tahminen Maya kavmi tarafından keşfedildiği düşünülmektedir.

 

Çikolata Nedir?

Çikolata Nedir?Çikolata kakao ağacının tohumlarına ya da çıkardığı çekirdeklerine bir takım işlem uygulanarak, çeşitli koruyucular ve besin maddeleri ile karışım sonucu meydana gelen bir tür tatlı yiyecektir. Çok farklı çeşitleri olan çikolata, vücudun enerjik bir yapıya kavuşmasına yardımcı olur ancak içerisinde barındırdığı yüksek kalori değeri ile kilo aldırmaya da sebep olmaktadır.

Çikolata Nasıl Yapılır?

Çikolata Nasıl Yapılır?Kakao ağacının yılda 2 kez meyve verdiği dönemde toplanan kakao çekirdekleri, ezilerek kavrulur. Bu işlemden sonra ise şekerle karıştırılarak hamur haline getirilir. Kakao yağı ile yumuşatılması istenilen hamur ince parçalar halinde düzenlenerek dikdörtgen oluklu makineye yerleştirilir. Dikdörtgen oluklu makinenin içerisindeki silindir hamuru yumuşatarak sıvı hale getirir. Bu işlemden sonra ortaya çıkarılan çikolata kalıplara dökülerek soğutulmalıdır.

Çikolatanın Çeşitleri Nelerdir?

Çikolatanın Çeşitleri Nelerdir?Bitter Çikolata: Kilo aldırmayan tek çikolata olarak bilinen bitter çikolata, %18 oranında kakao yağını bünyesinde barındırır. %14’ü yağsız olacak şekilde %35 oranında kakao kuru maddesi içermelidir.

Sütlü Çikolata: İsminden anlaşılacağı gibi süt eklenerek yapılan bu çikolata ise; %2,5’i yağsız olacak şekilde %25 oranında kakao kuru maddesini içermektedir. Bu çikolatanın %14’lük kısmı sütün kuru maddesinden, %3,5 kadarı da sütün yağından oluşmaktadır.

Beyaz Çikolata: İçerisinde %20’lik oranla en fazla kakao yağı içeren beyaz çikolatanın, %14’lük kısmını süt kuru maddesi oluştururken diğer %3,5’lik kısmını da süt yağı oluşturmaktadır.

Dolgulu Çikolata: Dolgu kısmının çikolata ağırlığının %25’ine denk geldiği bir çikolata çeşidi olan dolgulu çikolata; beyaz çikolata, bol sütlü çikolata, bitter çikolata gibi çikolata türlerinin birinden oluşur.

Çikolatanın Faydaları Nelerdir?

Çikolatanın Faydaları Nelerdir?

  • Ciddi oranda antioksidan deposu olan çikolata kansere yakalanma riskini düşürerek kanser mücadelesine destek verir.
  • İçerdiği yüksek orandaki kalsiyum miktarı ile güçlü kemiklere sahip olmanızı sağlar.
  • Kadınların moralini düzelten çikolata, yendiği andan itibaren endorfin denen mutluluk hormonu salgılanmasını sağlıyor.
  • Strese karşı güçlü bir toparlayıcı olma özelliğini potasyum yüklü bünyesinde barındıran çikolatanın, florid sayesinde dişleri güçlendirmede rol oynadığı biliniyor.
  • Kan pıhtılaşmasını önleyen çikolatanın içerdiği bakır sayesinde vücut, demir absorbesini hızlandırarak hem daha canlı hem de daha taze bir cilt oluşmasını sağlıyor.

Çikolatanın Zararları Nelerdir?

Çikolatanın Zararları Nelerdir?

  • İçerisinde koruyucu amaçlı olarak yüksek oranda katkı maddesi bulunduran çikolata, oldukça fazla şekere sahip bir besin olmasından dolayı kilo aldırır.
  • Şekerlerin dişlere olan zararı çikolata ile birlikte iki katına çıkar.
  • Selülit oluşumu çikolata sayesinde hem hızlanır, hem de artar (Selülite sebep olan diğer etkenler)
  • Serotonin hormonu salgılatan çikolata bağımlılık yapabilecek besinlerden bir tanesidir.
  • Çikolatanın fazlaca tüketilmesi de beyni uyuşturarak normal fonksiyonlarda bozulmalara yol açar.
  • Doymuş yağ içerdiği için kolesterol seviyesini yükselten ve migren ağrılarını tetikleyen çikolata, alerjik reaksiyona karşı hassas olan kişilerde alerji yaratabilmektedir.

Çikolatanın Tarihçesi

Çikolatanın TarihçesiÇikolata uzun yıllardır hayatın akışı içerisinde var olan bir besin maddesidir. Milattan önce, tahminen Mayalar tarafından bulunan çikolata ilk keşfine hayvanlar sayesinde ulaşmıştır. Hayvanların yediği meyveden içecek üreten Maya Topluluğu çikolatanın keşfini yapmıştır. Azteklerde de durum neredeyse aynı olmakla birlikte, bu topluluktan İspanya’ya kadar ulaşmıştır. İspanyol kâşif Kristof Kolomb sayesinde önce İspanya, oradan da İngiltere’ye ulaşan çikolata zamanla içecek olmaktan çıkmış ve tüm dünyaya yayılan bir yiyecek haline gelmiştir.

Aşermek nedir, nasıl olur?

Hamileliğin en bilinen belirtilerinden biri olan aşermek aslında nedir, ne değildir? Uzmanına sorduk…

Gebelik sürecinde aşermek nedir?

Hamilelik deyince ilk akla gelen belirtilerden biri de aşermedir. Peki gecenin bir yarısı canınızın erik çekmesinin nasıl bir açıklaması var? Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Serap Yaltı, konu ile ilgili merak edilenleri açıkladı.

Aşermek nedir?

Aşermek herhangi bir yiyeceği ya da maddeyi tüketmeyi çok fazla istemektir. Gebelerin çok büyük bir kısmında aşerme gözlenir. Protein ağırlıklı besleniyorsanız canınız karbonhidrat çekebilir ya da aşırı tahılla besleniyorsanız canınız protein veya tatlı çekebilir. Süt içmeyi çok fazla istemek o anda vücudunuzda kalsiyum eksikliği olduğuna ya da meyve istemek C vitaminine ihtiyacınız olduğuna işaret edebilir.

Hamilelikte aşerme neden olur?

Gebeliğin her döneminde farklı şeylere aşerilebilir. Kalori ihtiyacının arttığı zaman tatlı ve çikolata ön plana geçer. Ayrıca B vitamini eksikliğinde de çikolataya aşerme artar. Beta karoten ihtiyacı artmışsa şeftaliye aşerilebilir. Özellikle ilk 3 ayda ağızdaki acı tadı gebeyi bu dönemde tüketebileceği toksik maddelerden koruma amaçlı bir mekanizmadır. Zira toksik olabilen maddelerde bitter (acı) tadı mevcuttur. Oysaki bu duygu son 3 ayda kaybolur.

 

Aşermek sadece yiyecek ile değil pika dediğimiz yiyecek dışı şeylere karşı da aşırı bir istek olarak ortaya çıkabilir. Toprak, kil, kömür, kibrit, tebeşir, sabun, kül ve bunun gibi normalde ağza alınmayacak şeyler tüketilebilir.

 

Her hamile aşerir mi?

Aşermenin tam mekanizması bilinmez. Hormonlarla yakından ilgilidir. Özellikle ilk 3 ayda sık görülür. Yükselen gebelik hormonları olan beta HCG ve östrojen, bu durumdan özellikle sorumlu tutulmaktadır. 8-9. haftalarda pik yapar. 14-18 haftalarda tamamen azalır. Çok nadiren uzar. Tabii her kadında böyle bir durumla karşılaşılmaması etyolojide sadece hormonlara bağlı kalmaktan uzaklaştırır. Vücut ihtiyaçları değiştikçe aşermenin zamanı da değişir. Tuz isteği, tatlı ihtiyacı, ilk 3 aydaki ağızdaki bitter tadı gibi.

 

Hormonal değişiklikler kadında tat ve duyu almanın değişmesine de yol açar. Nasıl adet öncesi ve adette bazı şeylere özellikle de tatlı yiyeceklere istek artarsa gebelikte de hormonal durum değişikliği ile istekler değişir. Menopozda da aynı mekanizma ile istekler ve tiksinme duyguları gelişir. Çoğul gebeliklerde bu olay daha abartılı olabilir.

 

Bunun yanı sıra duygusal istekler de aşermeyi tetikler. Duygusal olarak kocasından yakınlık bekleyen anne adayı bunu bir yol olarak saptayabilir. Nostaljik yiyecekler, anısı olan beslenme tarzları gündeme gelebilir. Geçici besinsel ihtiyaçlar; tuz, şeker örneğindeki gibi, süt içme ihtiyacı kalsiyum eksikliğinden, B vitamini eksikliği çikolataya aşerme, vejeteryanın ete aşermesi gibi. Bazen de sabah bulantılarını ortadan kaldırmak için özellikle yemek yerine pika tarzı şeyler tüketilebilir.

 

Aşermek psikolojik bir durum olabilir mi?

Anne adayının kalabalık bir evde olması, ilgiden mahrum olması, kokulara karşı hassas olduğu bir dönemde yemek yapılan ortamın tam içinde olması, kocasından yeterli desteği, sevgi ve saygıyı görmemesi, şiddete maruz kalması bu durumu tetikler. Gebelik öncesi kötü beslenme neticesi vücudunda pekçok besin ve vitaminin eksikliği olanlarda aşerme daha çok olur. Vejetaryen olanlarda, daha önceki gebeliklerinde de aşerenlerde, demir eksikliği gelişmiş halde gebe kalanlarda aşerme ve pika yeme daha sık görülür.

 

Genellikle erken gebelikte sabah bulantıları yoksa, protein ağırlıklı besleniliyorsa, tuzlu, acı şeylere düşkünlük varsa erkek, tatlı, meyve düşkünlüğünüz arttı ise kız olduğu söylenir. Bunlar asılsızdır. Bazı gebelerde aşermenin tam tersi iğrenme olabilir. Bu sigara, alkol gibi maddelere karşı ise harikadır. Katkı maddeli gıdalara karşı ise ona keza. Ama gereken şeylere karşı olursa onun yerini alacak gıdalara yer vermelidir. 5. aydan sonra fizyolojik değildir. Malesef en çok aşerme süt ve et ürünlerine olur, yerini alabilecek besinler tüketilmelidir.

 

 

Hamilelikte aşermek