Muz Nedir? Çeşitleri, Özellikleri ve Faydaları Nelerdir?

Muz Nedir? Çeşitleri, Özellikleri ve Faydaları Nelerdir?

Tropikal bölgelerde yetişen muz, kalp, damar, kemik, göz sağlığı gibi birçok konuda faydalı bir meyve türüdür. Muzun özellikleri, çeşitleri ve faydaları hakkında merak ettiğiniz her şeyi  okurları için hazırladığımız aşağıdaki yazımızdan okuyabilirsiniz.

Çok severek tüketilen ve en lezzetli meyvelerden biri olan muzun, besleyici değerinin yüksek olması özellikle çocukların beslenmesinde önemli bir yere sahiptir. İçeriğinde yoğun miktarda potasyum bulunmaktadır. Potasyum açısından en zengin besinler arasında yer alır. Son yıllarda eskisi kadar aroması güzel ve lezzetli muzlar bulamasak da halen en sevilen meyveler arasında ilk sıralarda gelmektedir.

Ülkemizde ithal ve yerli olmak üzere satılan muzları farklı çeşitleri vardır. Muzun tüketimi birçok şekilde yapılabilmektedir. Doğrudan meyve olarak yenebileceği gibi süt içine katılarak, tatlı tariflerinde kullanılarak da faydaları alınabilir. Muz dalından koparıldığında çok hızlı olgunlaşan bir meyvedir. Bitkiden yeşil olarak kopartılan bir muz kümesi kısa sürede sarararak tatlanmaya başlar.

Kabuk kısımlarında kahverengiler oluşmaya başlamış muz aşırı olgunlaşmış seviyededir. Eğer muzu hemen tüketmeyecekseniz; hafif yeşil renkte olanlardan tercih etmeniz, daha uzun süre dayanmasını sağlar. Kolay kolay çürümeyen ve kurtlanmayan bir meyve olduğundan evlerde bulundurulması kolaydır.

Muz Nedir?

Muz, tropikal bölgelerde doğal olarak yetişebilen, ağaca benzer bitkiye ve bitki üzerinde yetişen yeşil, pembe, kırmızı kabuklu uzun meyvelere verilen isimdir. Lezzetli olması sebebiyle her yaştan insanın severek tükettiği muz ülkemizde genellikle yeşil olarak oluşmaya başlar ve olgunlaştıkça sarı bir renk alır.

8-9 metreyi bulan boyu nedeniyle ağaç olarak nitelendirilin muz aslında çok yllık bir bitkidir. Muz ağacının tıpkı meyveleri gibi yaprakları da uzun bir formdadır. Muzun adının, meyvenin dikimini teşvik eden Antonius Musa isimli doktordan aldığı bilinmektedir. Muzun salkım haline hevenk denir. Ortalama 26 derece sıcaklıkta verimli yetişen muz, yaklaşık 125-150 gün arası hasat edilecek hale gelir.

Muzun Özellikleri Nelerdir?

Sıcak ve tropikal alanlarda yetişmesi mümkün olan muz Musaceae familyasındandır. Yetiştirilmesinde herhangi özel bir bakıma gereksinim görülmez ama özel olarak yetiştiriciliğini yapanlar bitkinin bakımını yapmaktadır.

Yaz aylarının başında bitki üzerinde yeşil olarak oluşmaya başlayan meyveleri toplansa bile zaman içinde olgunlaşabilir. Ağacımsı bitkinin boyu ortalama olarak 7 metre civarındadır ama daha kısaları ve uzunları görülebilir. Bitki üzerindeki meyve büyük oranda sarıya dönüşse de muz çeşitleri arasında kırmızı, pembe hatta mor olanları bile vardır.

Bitki üzerinde görünen muz topluluğuna muz küresi ya da el adı verilir. Her kümede yaklaşık 10-15 adet muz bulunur. Muz dünyada en çok tüketilen meyvelerden biridir.

Muz Nasıl Yetiştirilir?

Anavatanı Hindistan, Avustralya ve Çin olan muz, ülkemizde Akdeniz bölgesinde yetişmektedir. Ülkemize ilk defa 1750 yıllarında getirildiği bilinmektedir. İlk getirildiği zaman süs bitkisi olarak kullanılan muz, daha sonraki yıllarda tüketilmeye ve ticari amaçlı yetiştirilmeye başlanmıştır.

Muz tohumla, yumruyla veya dip sürgünleriyle üretilmektedir. Bu ekim türleriyle meydana getirilen fideler, daha sonra kökleriyle birlikte topraktan ayrılarak asıl büyüyeceği yere aktarılır. Meyvenin kökleri sağlık durumuna göre çok gelişmiş veya zayıf olabilir. Ekim için doğru zaman Mart-Mayıs ayları arasıdır.

Sağlıklı bir ürün alabilmek için en doğru teknik damlama usulü sulamadır. Organik madde bakımından zengin toprakları sever. Bu nedenle toprağın veriminin yüksek olmasına ve gübrelemeye özen gösterilmelidir. Organik gübre fidelerin soğuktan zarar görmesini engellemektedir.

Çok yıllık bir bitki türüdür Toprağın altındaki kısmına yumru, üstündekine gövde denmektedir. Bu nedenle mu ağacı ifadesi çok kullanılmaz. Türüne göre gövdenin uzunluğu 1-2 metre veya 5-6 metre olabilmektedir.

Yaprakların gelişimi tamamlandıktan sonra tomurcuklar oluşur ve meyve vermeye başlar. Salkım şeklinde oluşan meyve topluluklarına hevenk adı verilir. Hasat süresi ise 76 – 110 gün arasındadır.

Muz Çeşitleri Nelerdir?

Muz çeşitleri genellikle boyuna göre sınıflandırılmıştır. Kısa, orta ve uzun boylardaki muz çeşitlerinin farklı isimleri vardır. Kısa boylu çeşitlerde dwarf cavendish adı verilen ortalama 1,5 metrelik bitkisi olan bir tür vardır.

Orta boylu çeşitte ise grand nain, şimşek bilinen muz türleridir. Uzun boylu muz çeşitleri içinde bilinenler williams ve azmandır. Gross michel ise çikita muz diye bildiğimiz türün içerisinde bulunduğu muz çeşitidir.

Muz çeşitlerinde görsel ve tatsal açıdan ciddi farklar yoktur. Muz çeşitlerine bakıldığında parmak uzunluğundaki boyutlarda ve ortalama 20 cm boyutlarında olduğu görülmektedir. Bilinen diğer muz çeşitleri; pembe muz, bulanık muz, tüylü muz, tohumlu muzdur.

Muzun Faydaları Nelerdir?

Muz besleyici özelliği ile tanınmaktadır. Hatta yumurta ile yaklaşık besin değerine sahip olduğu bilinir. İçeriğinde protein, lif ve karbonhidrat vardır. Ancak şeker oranı da yüksek olan bir meyve olduğu unutulmamalıdır. Orta boy bir muzun kalorisi yaklaşık olarak 125 civarındadır.

Meyvenin içinde ayrıca bolca A, C, E ve B12 vitaminleri ile potasyum, kalsiyum, magnezyum bulunmaktadır. Enerji verici bir meyve olan muz özellikle iştahsızlık durumunda vücudun enerji ve besin alması için ideal bir seçimdir.

Lif bakımından zengin olduğundan doyurucudur ve bağırsak problemlerinde dengeleyici özelliği vardır. Özellikle ishal durumunda lifli yapısıyla ishalin sonlanmasına katkıda bulunur. Kalp ve damar sağlığına iyi gelir. Ancak çok tüketildiğinde kabızlığa neden olabilir. Göz ve kemik sağlığında faydalıdır.

Vücuda seratonin yüklemesi yaparak mutluluk sağlar. Bu yüzden depresyona iyi gelir. İçeriğindeki yoğun magnezyum ve potasyum sayesinde kalp hastalıklarına karşı koruyucudur. Mide ülseri ve asidine muz en iyi çözümlerden bir tanesidir.

Bu özelliği ile de reflü tedavisinde faydalıdır. Muzu meyve olarak tüketerek vitaminlerini almak dışında çeşitli kür tariflerinde kullanarak cilt ve saç bakımınızı yapabilirsiniz.

Muzun bilinen diğer faydaları şunlardır;

  • Tok tutma özelliği çok yüksek olan meyve genellikle kahvaltılarda tüketilir. Hatta bir yemek öğününün tek malzemesi olarak bile kullanılabilir.
  • Yapılan bilimsel araştırmalar muz gibi yüksek lif içeren besinlerin kalp sağlığına iyi geldiğini ortaya koymuştur. Düzenli olarak yenen muz kalp-damar hastalıklarına yakalanma riskini azaltır.
  • Potasyum, kalsiyum, demir, magnezyum, riboflavin ve B vitaminleri açısından zengin bir içeriğe sahiptir.
  • Sindirim sisteminin sağlığına faydalıdır. Bağırsak hareketlerini hızlandırır, kabızlığa iyi gelir.
  • Potasyum açısından zengin olduğu için hipertansiyonu ve kalp krizi riskini önler. Böbrek taşı oluşumunu engeller. Potasyum eksikliği kişide aşırı yorgunluğa, bacaklarda krampa ve kabızlığa yol açar.
  • Demir içerdiğinden anemiyi önler. Kandaki hemoglobin seviyesini artıran bir meyvedir.
  • Nefes darlığına ve astıma iyi gelir.
  • Yapılan araştırmalar muzun triptofan proteinini serotonine çevirdiğini ortaya koymuştur. Bu da kişinin kendini mutlu hissetmesini sağlarken, depresyon riskini azaltır.
  • Stresi azaltır.
  • Kan şekerini dengeleyici özelliği bulunmaktadır.
  • Antioksidan içeren meyve kansere yakalanma riskini azaltır.
  • Kemiklerin ve kasların güçlenmesini sağlar.
  • Mideyi korur. Reflü ve ülser benzeri hastalıklara yakalanma riskini azaltır, var olan hastalığın da semptomlarını hafifletir.
  • Diş ve diş eti sağlığı için iyidir. Diş eti hastalıklarını önler.
  • Doğal bir antibiyotiktir. Bu nedenle vücudunuzda herhangi bir iltihap meydana geldiğinde direkt ilaç almak yerine muz yemeyi tercih edebilirsiniz.
  • Muz kabuğu sivrisinek ve böcek ısırmalarına iyi gelir.
  • Muz saçların daha canlı ve parlak olmasını sağlar. Aynı şekilde daha güzel ve genç bir cilde kavuşmak istiyorsanız, günde 1 tane muz yemeyi alışkanlık haline getirmelisiniz.
  • Muz kabuğu sivilce ve aknelere iyi gelir. Kabuğunun iç yüzeyiyle sivilceli bölgeyi 5 dakika boyunca ovalayın. Bunu her defasında yeni bir kabuk alarak birkaç kez deneyin. Sivilcelerin kısa sürede geçtiğine tanık olacaksınız.
  • Bağ ve boyun ağrısına da iyi gelmektedir. Başınız ağrıdığında bir tane muzu yiyip, kabuğunu ağrıyan bölgeye koyun. Ağrılarınızı hafiflediğini göreceksiniz.
  • Kabuğu göz kapaklarında bekletildiğinde zararlı ışınlardan korur.
  • Kas ağrılarına iyi gelir, krampları önler.
  • Tam olgunlaşmış hali tüketilmelidir. Olgunlaşmamış hali insülin hassasiyetini artırabilir.
  • Soyulduktan sonra da hemen tüketilmelidir. Bekletilince çok çabuk bozulan bir meyvedir.
  • Böbrek sağlığının korunmasında oldukça önemli rol oynayan bir meyvedir.

Gecenin bir yarısı eşini olur olmaz bir yiyecek bulması için dışarıya gönderen hamile imgesi hepimiz için çok tanıdık. Peki, aşerme neden olur, normal mi, bu işin sağlık boyutu ne, yoksa sadece bir hamile kaprisi mi?

Önce doğru tanımlayalım: Aşerme ne demek?

Bazı yiyeceklere karşı duyulan yoğun istek demek. Fakat hamilelikte aşermek, illa olur olmaz zamanda ve aniden gerçekleşecek diye bir kural yok. Genellikle böyle olur ama uzun da sürebilir. Ya da daha önce hiç sevmediğin yiyecekleri hamileliğinde deliler gibi isteyebileceğin gibi damak tadın değişmeden de bazı yiyecekleri arzulayabilirsin.

Aşerme ne zaman başlar?

Aşermenin başlangıç zamanı ile ilgili net bir bilgi yok. Fakat genellikle hamileliğin ilk 3 ayında, yani 1. trimesterde aşerme olur.

Hafta hafta hamilik sayfamızdan gebelik takibini kendin yap!

Hamilelikte aşerme ne zaman biter?

Genellikle hamileliğin 4. ayında ya azalır ya da kaybolur. Daha uzun süren aşermeler, demir eksikliği ve onun sonucu olan kansızlıktan kaynaklanabilir. Eğer aşermek ikinci trimesterde de devam ederse doktoruna görünmelisin.

Hamileliğin Hangi Trimesterinde Nasıl Beslenmelisin?

Aşerme neden olur?

Uzmanlar gebelik hormonlarının aşermeye neden olabileceğini düşünüyor. Kaldı ki ilk trimesterde aşermenin daha fazla olduğu düşünülürse bu çıkarım mantıklı gözüküyor. Çünkü 1. trimester, hamilelik hormonlarının en hızlı değiştiği dönem.

Bununla birlikte hikaye, hormonlardan ibaret olmayabilir. Aşermenin vücudumuzun gönderdiği makul işaretler olduğuna, bir şey bizim için iğrenç geliyorsa genellikle zararlı, bir şeyi canımız çok çekiyorsa genellikle ihtiyacımız olduğuna dair bir kuram var. Bu, genellikle doğru.

Fakat sorun işin içine hormonların karışmasıyla başlıyor. Hormonların karıştığında vücudundaki sinyalleri doğru anlaman zorlaşır. Mesela, şekerleme ve gofret satılmadığı günlerde canı tatlı isteyen bir hamile muhtemelen çalılıklardan meyve topluyordu. Ama şimdi olsa bir paket çikolata, şeker, gofret vs alır. Yani dondurmaya aşermen, vücudunun doymuş yağa ihtiyacı olduğu anlamına gelmez. Aynı şekilde canın narenciye çekmiyorsa vücudunun C vitaminine ihtiyacı yok demek değil.

“Sağlıklı Beslenmek Önemli Ama Yapamıyorum” Diyen Hamileler İçin Altın Bilgiler

Ayrıca birçok hamile kadının hissettiği duygulardan biri hak etme ya da ödül hissi. Bebeği taşıyorsun, bedeninde birçok değişiklik oluyor, zaten ekstradan kaloriye de ihtiyacın var, neden bazı şeyleri delicesine yemeye hakkın olmasın ki? Yani bu işin psikolojik boyutu da var.

Erciyes Üniversitesi Gevher Nesibe Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniği’nde 501 hamileyle yapılan araştırmaların sonuçlarını da seninle paylaşalım. Araştırmaya katılan hamilelerin %62.5’i aşerdiğini, %37.5’i aşermediğini söylemiş.

Aşerme hamile kaprisi olabilir mi, Diyetisyen Serap Akyol’un açıklamaları ilginç gelecek:

Hamilelikte Aşerme Gerçekten Var Mı?

Hamilelikte aşerme olmaması normal mi?

Dediğimiz gibi gebelik hormonların nedeniyle büyük ihtimalle damak tadında ve isteklerinde değişiklik olur ve aşerme durumunu sen de yaşarsın. Ama aşermemek bir sorun değil. İlla her hamile aşerecek, aksi takdirde gebeler cemiyetinden atılır diye bir kural yok

Fazla kilo almadan aşermelerle nasıl başa çıkılabilir? Aşerileni yemezsek ne olur?

Boş kaloriye yer yok! Bazen ipleri gevşetmekten zarar gelmez ama bazen!

Fiziksel açlık ve psikolojik açlığı ayırt et

Gerçekten aç mısın yoksa üzgün, sıkkın, stresli ya da mutlu musun? Gerçekten açsan bir atıştırmalık veya yemek ye. Değilsen geçiştirmeye çalış, dikkatini başka şeye ver.

Kendini oyala, dikkatini dağıt

Yukarıda geçiştir dedik ama nasıl yapacaksın? Gerçekten aç değilsen belli bir aktiviteye yönel. Arkadaşını arayabilirsin, yürüyüşe çıkabilirsin, egzersiz yapabilirsin. Çoğu kez bu işe yarar ama aşerdiğin o yiyecek hala aklından çıkmıyorsa, onu bir sonraki öğünde ya da atıştırmalık olarak ye.

Gerçekten ne istediğine karar ver

Mesela çilekli puding istiyorsan kendine gerçekten ne istediğini sor. Çileğe mi aşeriyorsun yoksa pudingin tatlı, soğuk, kremsi tadını mı arzuluyorsun? Bu isteğini taze orman meyveleri veya krem şantiyle tatmin edemez misin? Yarım kase çilekli sorbe veya az yağlı dondurmaya ne dersin? Yerine koyabileceğin daha sağlıklı, besleyici ve kalorisi düşük seçenekler mutlaka vardır.

Bu 15 Şeyden Uzak Dur: Hamilelikte Yenmemesi Gerekenler!

En sağlıklısı ile değiştir

Patates cipsine aşerdiysen az yağlı patlamış mısır yemek de seni kesebilir. Canın çikolata çekiyorsa dondurma ya da çikolatalı bar yerine çikolatalı donmuş yoğurt yiyebilirsin. Fakat istediğin gıdanın iyi bir alternatifi yoksa değiştirme. Mesela turşuya aşerdiysen salatalık yemek seni tatmin etmeyecek. O turşuyu ye ve konu kapansın.

Dengeli ve sağlıklı beslen

Sadece karbonhidrat yersen kendini bifteğe aşerirken bulabilirsin. Her yemekte biraz karbonhidrat, biraz protein, biraz yağ al. Çeşitli tahıllardan, meyve ve sebzelerden tüket.

Diyetisyen Müge Özyurt Şafak’n önerilerine kulak ver:

Hamilelikte Beslenme: Hamileler Ne Yemeli?

Porsiyonlarının farkında ol

Pasta, dondurma, çikolata, kurabiye, cips gibi yüksek kalorili yiyecekleri yerken porsiyonlarının farkında ol, kendini kandırma. Yavaş ye, her lokmanın tadını çıkar.

Aşermelerini tetikleyecek durumlardan kaçın

Favori pastanen işten eve dönme yolundaysa aşermeyi engellemek için başka bir yolu kullan. Eşinden ve yakınlarından seni özendirecek bu tür yiyecekleri yanında yememelerini rica et.

Rahatla ve kendini şımart

Normalden daha fazla yoruluyorsan, iyi uyuyamıyorsan enerji için daha fazla yemek istersin. Masaj ya da pedikür yaptır, şekerleme yap, ayaklarını uzatıp güzel bir kitap oku.

Hamilelikte Kendine İyi Bakman İçin 10 Öneri

Hamilelikte kilo kontrolünü sağlamak, hem senin hem bebeğinin sağlığı açısından çok önemli. Hem doğumdan sonra eski haline dönmek için çok daha fazla efor harcamak istemezsin değil mi? Beslenme ve Diyet Uzmanı Müge Özyurt Şafak gebelikte kilo kontrolü nasıl sağlanır, senin için anlattı:

Hamilelikte Kontrolsüz Kilo Almamak İçin Neler Yapmalıyım?

Hamilelikte aşerilen yiyecekler neler?

Gebelikte aşerilen yiyecekler %
Ekşi meyveler (Erik, limon, çağla, vişne, greyfurt, mandalina, kivi) 42.2
Tatlı (Dondurma, çikolata, hamur tatlıları, aşure, pasta, sebze ve meyve tatlıları, kurabiye) 17.9
Tuzlu besinler (Turşu, zeytin, kraker, cips) 12.7
Acılı besinler (Acı biber turşusu, çiğ köfte, şalgam) 5.8
Diğer meyveler (Kavun, dut, kayısı, Malta eriği, hurma) 5.1
Et, tavuk, sakatatlar 3.5
Yeşil yapraklı sebzeler (Tere, nane, maydanoz, asma yaprağı) 3.2
Süt ve türevleri (Yoğurt, cacık) 2.9
Diğer sebzeler (Domates, salatalık, patlıcan) 2.6
Hamur işleri (Mantı, börek, poğaça) 1.9
Kuru yemişler (Ayçekirdeği, kabak çekirdeği, badem) 1.7
Diğer aşerilen tuhaf yiyecekler (Toprak, kireç) 0.5

“Sağlıklı Beslenmek Önemli Ama Yapamıyorum” Diyen Hamileler İçin Altın Bilgiler

Hamilelikte tiksinilen veya yenmek istenmeyen besinler

Gebelikte istenmeyen besinler %
Et, tavuk, balık 37
Yağlı besinler, kızartmalar 10.7
Soğan, sarımsak 13
Çay, kahve 12.6
Yumurta 6.9
Süt, yoğurt 4.6
Tatlılar 5.7
Diğer 9.5

Besinlerin yenmeme nedeni ise şöyle:

  • Koku (%48.1),
  • Bulantı-tiksinti (%35.5),
  • Bebeğe zarar vereceği düşüncesi (%16.4).

Bu veriler Erciyes Üniversitesi Gevher Nesibe Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniği’nde 501 hamileyle yapılan araştırmadan alındı.

Hamilelikte pika sendromu nedir?

Hamile birinin kış ayında çilek yaz ayında kivi yemek istediğine şahit olmuş olabilirsiniz. Hamileliğin en keyifli hallerinden biri olan aşerme, kimi zaman zorlasa da bazı durumlarda çaresiz bırakabiliyor. Özellikle de karşınızdaki kişi, çamur veya sigara külü yemek istiyorsa… Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Nurcan Dalan hamilelikte pika sendromuyla ilgili önemli bilgiler veriyor.

 

Hamileyken bir şeyler aşermek doğal kabul edilir. Hatta mevsimi olmayan meyveler, sebzeler aşereriz, bulması çok zor olsa bile… Ancak pika sendromu yaşayan kadınlar bunlardan çok daha fazlasını ve tuhafını aşerer…

BUGÜN NEYE AŞERİYORSUNUZ?

Hamilik döneminde yaşanan hormonal değişimler, beynin iştah merkezinde değişikliklere yol açar ve aşerme denilen iştah durumu ortaya çıkar. Bazı gıdalara aşırı istek duyma, her ne kadar hamilelik döneminde normal kabul edilse de bazı maddeler var ki, duyanları ve görenleri hayrete düşürüyor. Özellikle de hamilelik döneminde tat alma duyusunun gelişmesi bazı maddeleri çekici hale getirebilir. Çamur, tebeşir tozu, bulaşık süngeri ve toprak gibi…

 

HAMİLELİKTE PİKA SENDROMUNEDEN ORTAYA ÇIKAR?

Hamilelik sürecinde mevsimi olmayan meyve ve sebzeleri aşeren kadınlara rastlamak olağan bir durum olsa da çamur, toprak, kireç gibi besin dışı maddelere aşerilmesi şaşırtıyor. Daha çok demir, kalsiyum, bakır, çinko, B1 vitamini, B6 vitamini gibi eksikler sebebiyle ortaya çıktığı düşünülen hamilelikte pika sendromu, yabancı maddelere hissedilen karşı konulamaz dürtü olarak tanımlanıyor.

EĞER CANINIZ BUNLARI YEMEK İSTİYORSA…

Kömür, tebeşir tozu, sabun, un, kil, çamur, sigara külü, diş macunu, kibrit, lastik, naftalin, karbonat, mısır nişastası, pişmemiş patates. Tüm bu maddeler, hamilelikte meydana gelen pika sendromunun işaretidir. Bu durumun ortaya çıkmasındaki en önemli neden ise vücuttaki eksik olan maddeleri yerine koyma gayretidir. Bu noktada vücut, bebeğin gelişimini tamamlamak için daha fazla yemek isteyebilir.

3. AYDAN SONRA GEÇMİYORSA DİKKAT!

Hamilelikte aşerme genellikle gebelik sürecinin ilk 3 ayında daha fazladır. Zamanla aşırı yeme ihtiyacı ortadan kalkarak daha düzenli bir beslenme rutinine döner. Ancak yukarıda bahsedildiği gibi normal olmayan aşerme durumları yani pika sendromu, 3 ayın sonunda hala devam ediyorsa mutlaka psikolojik nedenler araştırılmalıdır. Çünkü bu konuda yapılan araştırmalar, hamilelik döneminde 3. aydan sonra devam eden pika sendromunun psikolojik tedavi görülmeden aşılamayacağını gösteriyor.

PİKA SENDROMU BEBEĞE ZARAR VERİR Mİ?

Yenilen maddeler, gıda dışı olduğundan içinde birçok zararlı bileşen olabilir. Özellikle de zehir ya da parazit içerme riski bulanan, metal, toprak, plastik gibi maddeler hem anne adayına hem de bebeğe zarar verir.

PİKA SENDROMU TEDAVİ EDİLEBİLİR Mİ?

Pika sendromunun ortaya çıkmasındaki en önemli etken demir eksikliği olarak kabul edilir. Hamile biri de vücudundaki mineral ve demir eksikliğini gidermek için bu maddelere yönelir. Bu noktada uygulanacak demir eksikliği tedavisi bu maddelere olan yeme dürtüsünü büyük oranda durduracaktır. Bunun dışında hamileler de vitamin, mineral takviyesi alarak bu ihtiyaçlarını kontrol altına almaya çalışabilir. Yemek krizleri geldiği zaman alternatif olarak su içebilir veya sakız çiğneyebilir. Aşerdiği normal olmayan besinleri çevresinden uzak tutarak bu dürtüyü engelleyebilir.

 

Çikolata Nedir? Nasıl Yapılır? Çeşitleri, Faydaları ve Zararları Nelerdir?

Çikolata Nedir? Nasıl Yapılır? Çeşitleri, Faydaları ve Zararları Nelerdir?

Yoldan rastgele birini çevirip çikolatayı sevip sevmediğini sorsak, alacağımız cevapların neredeyse tamamı olumlu olacaktır. Çünkü çikolata öyle bir gıdadır ki, yiyen kişinin stresini alır, mutluluk hissi verir. Sağladığı enerji ve kalori açısından oldukça yüksek bir besin olan çikolata, birçok insanın bağımlısı olduğu bir maddedir. Yüzyıllardır var olan çikolatanın tarihi, yapılışı, fayda ve zararları yazımızın detaylarında bulunmaktadır.

 

Çikolata hiç kuşkusuz dünyanın en sevilen yiyeceklerinden biridir. Var oluşu milattan önceki çağlara dayanan çikolata her dönemde en popüler yiyecekler arasında yer almıştır. Vücutta uyandırdığı mutluluk hissi sayesinde en depresif, en bunalımlı anlarda en yakın arkadaşımız olmuştur. Yüksek yağ ve kalori oranı yüzünden ciltte oluşturacağı sivilcelere, aldıracağı fazla kiloları umursamadan kalıp kalıp yemişizdir. Gerçek çikolata %100 kakao içermelidir.

Kaliteli ve usulüne göre yapılmış bir çikolatanın tadına doyulmaz, yedikçe yemek ister insan. Ancak kalitesiz malzemelerle yapılmış bir çikolata damakta çok kötü bir tat bırakır. Çikolata, tropik iklimlere has bir ağaç olan kakao ağacından oluşturulur ve içerisine fındık, fıstık gibi malzemeler de eklenerek çeşitlendirilir.

 

Enerji bakımından oldukça yüksek bir besin maddesi olmasına rağmen fazla tüketildiğinde kilo yaparak çeşitli hastalıkların oluşmasına neden olur. Köklü bir geçmişe sahip olan çikolatanın milattan önceki dönemde, tahminen Maya kavmi tarafından keşfedildiği düşünülmektedir.

 

Çikolata Nedir?

Çikolata Nedir?Çikolata kakao ağacının tohumlarına ya da çıkardığı çekirdeklerine bir takım işlem uygulanarak, çeşitli koruyucular ve besin maddeleri ile karışım sonucu meydana gelen bir tür tatlı yiyecektir. Çok farklı çeşitleri olan çikolata, vücudun enerjik bir yapıya kavuşmasına yardımcı olur ancak içerisinde barındırdığı yüksek kalori değeri ile kilo aldırmaya da sebep olmaktadır.

Çikolata Nasıl Yapılır?

Çikolata Nasıl Yapılır?Kakao ağacının yılda 2 kez meyve verdiği dönemde toplanan kakao çekirdekleri, ezilerek kavrulur. Bu işlemden sonra ise şekerle karıştırılarak hamur haline getirilir. Kakao yağı ile yumuşatılması istenilen hamur ince parçalar halinde düzenlenerek dikdörtgen oluklu makineye yerleştirilir. Dikdörtgen oluklu makinenin içerisindeki silindir hamuru yumuşatarak sıvı hale getirir. Bu işlemden sonra ortaya çıkarılan çikolata kalıplara dökülerek soğutulmalıdır.

Çikolatanın Çeşitleri Nelerdir?

Çikolatanın Çeşitleri Nelerdir?Bitter Çikolata: Kilo aldırmayan tek çikolata olarak bilinen bitter çikolata, %18 oranında kakao yağını bünyesinde barındırır. %14’ü yağsız olacak şekilde %35 oranında kakao kuru maddesi içermelidir.

Sütlü Çikolata: İsminden anlaşılacağı gibi süt eklenerek yapılan bu çikolata ise; %2,5’i yağsız olacak şekilde %25 oranında kakao kuru maddesini içermektedir. Bu çikolatanın %14’lük kısmı sütün kuru maddesinden, %3,5 kadarı da sütün yağından oluşmaktadır.

Beyaz Çikolata: İçerisinde %20’lik oranla en fazla kakao yağı içeren beyaz çikolatanın, %14’lük kısmını süt kuru maddesi oluştururken diğer %3,5’lik kısmını da süt yağı oluşturmaktadır.

Dolgulu Çikolata: Dolgu kısmının çikolata ağırlığının %25’ine denk geldiği bir çikolata çeşidi olan dolgulu çikolata; beyaz çikolata, bol sütlü çikolata, bitter çikolata gibi çikolata türlerinin birinden oluşur.

Çikolatanın Faydaları Nelerdir?

Çikolatanın Faydaları Nelerdir?

  • Ciddi oranda antioksidan deposu olan çikolata kansere yakalanma riskini düşürerek kanser mücadelesine destek verir.
  • İçerdiği yüksek orandaki kalsiyum miktarı ile güçlü kemiklere sahip olmanızı sağlar.
  • Kadınların moralini düzelten çikolata, yendiği andan itibaren endorfin denen mutluluk hormonu salgılanmasını sağlıyor.
  • Strese karşı güçlü bir toparlayıcı olma özelliğini potasyum yüklü bünyesinde barındıran çikolatanın, florid sayesinde dişleri güçlendirmede rol oynadığı biliniyor.
  • Kan pıhtılaşmasını önleyen çikolatanın içerdiği bakır sayesinde vücut, demir absorbesini hızlandırarak hem daha canlı hem de daha taze bir cilt oluşmasını sağlıyor.

Çikolatanın Zararları Nelerdir?

Çikolatanın Zararları Nelerdir?

  • İçerisinde koruyucu amaçlı olarak yüksek oranda katkı maddesi bulunduran çikolata, oldukça fazla şekere sahip bir besin olmasından dolayı kilo aldırır.
  • Şekerlerin dişlere olan zararı çikolata ile birlikte iki katına çıkar.
  • Selülit oluşumu çikolata sayesinde hem hızlanır, hem de artar (Selülite sebep olan diğer etkenler)
  • Serotonin hormonu salgılatan çikolata bağımlılık yapabilecek besinlerden bir tanesidir.
  • Çikolatanın fazlaca tüketilmesi de beyni uyuşturarak normal fonksiyonlarda bozulmalara yol açar.
  • Doymuş yağ içerdiği için kolesterol seviyesini yükselten ve migren ağrılarını tetikleyen çikolata, alerjik reaksiyona karşı hassas olan kişilerde alerji yaratabilmektedir.

Çikolatanın Tarihçesi

Çikolatanın TarihçesiÇikolata uzun yıllardır hayatın akışı içerisinde var olan bir besin maddesidir. Milattan önce, tahminen Mayalar tarafından bulunan çikolata ilk keşfine hayvanlar sayesinde ulaşmıştır. Hayvanların yediği meyveden içecek üreten Maya Topluluğu çikolatanın keşfini yapmıştır. Azteklerde de durum neredeyse aynı olmakla birlikte, bu topluluktan İspanya’ya kadar ulaşmıştır. İspanyol kâşif Kristof Kolomb sayesinde önce İspanya, oradan da İngiltere’ye ulaşan çikolata zamanla içecek olmaktan çıkmış ve tüm dünyaya yayılan bir yiyecek haline gelmiştir.

Aşermek nedir, nasıl olur?

Hamileliğin en bilinen belirtilerinden biri olan aşermek aslında nedir, ne değildir? Uzmanına sorduk…

Gebelik sürecinde aşermek nedir?

Hamilelik deyince ilk akla gelen belirtilerden biri de aşermedir. Peki gecenin bir yarısı canınızın erik çekmesinin nasıl bir açıklaması var? Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Serap Yaltı, konu ile ilgili merak edilenleri açıkladı.

Aşermek nedir?

Aşermek herhangi bir yiyeceği ya da maddeyi tüketmeyi çok fazla istemektir. Gebelerin çok büyük bir kısmında aşerme gözlenir. Protein ağırlıklı besleniyorsanız canınız karbonhidrat çekebilir ya da aşırı tahılla besleniyorsanız canınız protein veya tatlı çekebilir. Süt içmeyi çok fazla istemek o anda vücudunuzda kalsiyum eksikliği olduğuna ya da meyve istemek C vitaminine ihtiyacınız olduğuna işaret edebilir.

Hamilelikte aşerme neden olur?

Gebeliğin her döneminde farklı şeylere aşerilebilir. Kalori ihtiyacının arttığı zaman tatlı ve çikolata ön plana geçer. Ayrıca B vitamini eksikliğinde de çikolataya aşerme artar. Beta karoten ihtiyacı artmışsa şeftaliye aşerilebilir. Özellikle ilk 3 ayda ağızdaki acı tadı gebeyi bu dönemde tüketebileceği toksik maddelerden koruma amaçlı bir mekanizmadır. Zira toksik olabilen maddelerde bitter (acı) tadı mevcuttur. Oysaki bu duygu son 3 ayda kaybolur.

 

Aşermek sadece yiyecek ile değil pika dediğimiz yiyecek dışı şeylere karşı da aşırı bir istek olarak ortaya çıkabilir. Toprak, kil, kömür, kibrit, tebeşir, sabun, kül ve bunun gibi normalde ağza alınmayacak şeyler tüketilebilir.

 

Her hamile aşerir mi?

Aşermenin tam mekanizması bilinmez. Hormonlarla yakından ilgilidir. Özellikle ilk 3 ayda sık görülür. Yükselen gebelik hormonları olan beta HCG ve östrojen, bu durumdan özellikle sorumlu tutulmaktadır. 8-9. haftalarda pik yapar. 14-18 haftalarda tamamen azalır. Çok nadiren uzar. Tabii her kadında böyle bir durumla karşılaşılmaması etyolojide sadece hormonlara bağlı kalmaktan uzaklaştırır. Vücut ihtiyaçları değiştikçe aşermenin zamanı da değişir. Tuz isteği, tatlı ihtiyacı, ilk 3 aydaki ağızdaki bitter tadı gibi.

 

Hormonal değişiklikler kadında tat ve duyu almanın değişmesine de yol açar. Nasıl adet öncesi ve adette bazı şeylere özellikle de tatlı yiyeceklere istek artarsa gebelikte de hormonal durum değişikliği ile istekler değişir. Menopozda da aynı mekanizma ile istekler ve tiksinme duyguları gelişir. Çoğul gebeliklerde bu olay daha abartılı olabilir.

 

Bunun yanı sıra duygusal istekler de aşermeyi tetikler. Duygusal olarak kocasından yakınlık bekleyen anne adayı bunu bir yol olarak saptayabilir. Nostaljik yiyecekler, anısı olan beslenme tarzları gündeme gelebilir. Geçici besinsel ihtiyaçlar; tuz, şeker örneğindeki gibi, süt içme ihtiyacı kalsiyum eksikliğinden, B vitamini eksikliği çikolataya aşerme, vejeteryanın ete aşermesi gibi. Bazen de sabah bulantılarını ortadan kaldırmak için özellikle yemek yerine pika tarzı şeyler tüketilebilir.

 

Aşermek psikolojik bir durum olabilir mi?

Anne adayının kalabalık bir evde olması, ilgiden mahrum olması, kokulara karşı hassas olduğu bir dönemde yemek yapılan ortamın tam içinde olması, kocasından yeterli desteği, sevgi ve saygıyı görmemesi, şiddete maruz kalması bu durumu tetikler. Gebelik öncesi kötü beslenme neticesi vücudunda pekçok besin ve vitaminin eksikliği olanlarda aşerme daha çok olur. Vejetaryen olanlarda, daha önceki gebeliklerinde de aşerenlerde, demir eksikliği gelişmiş halde gebe kalanlarda aşerme ve pika yeme daha sık görülür.

 

Genellikle erken gebelikte sabah bulantıları yoksa, protein ağırlıklı besleniliyorsa, tuzlu, acı şeylere düşkünlük varsa erkek, tatlı, meyve düşkünlüğünüz arttı ise kız olduğu söylenir. Bunlar asılsızdır. Bazı gebelerde aşermenin tam tersi iğrenme olabilir. Bu sigara, alkol gibi maddelere karşı ise harikadır. Katkı maddeli gıdalara karşı ise ona keza. Ama gereken şeylere karşı olursa onun yerini alacak gıdalara yer vermelidir. 5. aydan sonra fizyolojik değildir. Malesef en çok aşerme süt ve et ürünlerine olur, yerini alabilecek besinler tüketilmelidir.

 

 

Hamilelikte aşermek

Sıcak bir yaz gününde yenen iyi bir dondurmanın tadı başka hiçbir şeyde yoktur. Peki dondurmanın herkesi gülümseten sırrı ne? İşte dondurma hakkında bilmeniz gereken her şey…

DUVAR-  Dondurmanın keyfi daha o rengârenk tezgâhın başında seçim yapmakta zorlanırken başlar. Bir sonraki buluşmanın planıysa, külahın son lokmasına gelmeden yapılmıştır bile. Peki dondurmanın mucidi kim? Nasıl yapılıyor, Roma dondurmasının olayı nedir? Türkiye’nin en meşhur dondurmacıları hangileri?

1) KİM İCAT ETTİ?

dondurma3

Dondurmanın bilinen bir mucidi yok; haliyle rivayet muhtelif. İncil’de Kral Süleyman’ın ‘hasat zamanı buzlu içecekler tükettiğine’ dair ifadeler mevcut; Büyük İskender’in bal, meyve, şarap ve yemişlerle tatlandırılmış buz yemeyi sevdiği rivayet ediliyor. ‘Roma’yı yakan zalim imparator’ Neron’un, meyveyle karıştırılmak üzere buz getirmeleri için kölelerini dağlara gönderdiği belirtiliyor.

KÖKENİ ÇİN’DE

Ancak tarihçilere göre, bugün bildiğimize benzeyen, yani sütle yapılan ‘ilk dondurma’nın kökeni tam 2 bin 200 yıl önceye, Asya’ya dayanıyor. Zira Çinlilerin M.Ö. 200’lerde bir tür süt-pirinç karışımını karda dondurarak elde ettiği yiyecek, ilk sütlü ‘dondurma’ olarak kabul ediliyor. 7. yüzyıla gelindiğindeyse, İmparator Tang ‘işi ilerletmiş’ görünüyor. Kaynaklara göre, Tang’ın tam 94 ‘buzcu’su varmış. Görevleri, manda sütüyle karıştırılıp kafurla tatlandırılmak üzere hanedana dağlardan buz getirmekmiş.

AVRUPA’YA MARCO POLO GETİRDİ

Peki Çinlilerin sütlü dondurma ‘icadı’, bugün anavatanı sanılan İtalya’ya nasıl geldi? Burada iş, yaklaşık 600 sene sonra, Marco Polo’ya düşmüş. Venedikli seyyah, 13. yüzyılda meşhur Çin gezisinden Avrupa’ya döndüğünde cebinde dondurma tarifleri de varmış. İşte o tarifler, aşçılar tarafından sürekli geliştirilerek 16. yüzyıla gelindiğinde dondurmaya dönüşmüş.

VOLTAIRE VE DIDEROT’NUN GİTTİĞİ DONDURMACI

Söylencelere göre, dondurma Fransa’ya, Kral 2. Henry ile evlenen İtalyan soylu Catherine de Medici’nin aşçıları tarafından 1553’te götürülmüş. 17. yüzyılda hüküm süren İngiltere Kralı 1. Charles sofrasından dondurmayı eksik etmezmiş. Hatta tarifini kimselerle paylaşmaması için aşçısına hatırı sayılır miktarda bir ödeme yapmış.

cafe procope

Café Procope. Fransa Ulusal Kütüphanesi koleksiyonunda bulunan bu gravürde, Voltaire (elini kaldıran) ve Diderot ‘dondurmacı’da.

Dondurmanın Avrupa’da aristokratların sofrasından çıkıp biz fanilere ulaşmasını ise Sicilyalı bir göçmene, Francisco Procopio Cuto’ya borçluyuz. Procopio 1670’de Paris’in ilk kafesi olan Café Procope’u açmakla kalmayıp, kenti dondurmayla tanıştırdı. Yarattığı trend öyle ‘tatlı’ydı ki, 1676’ya gelindiğinde Paris’te dondurmacı sayısı 250’ye ulaşmış, dondurma pastane ve restoranların da menüsüne girmişti.

Avrupa’da hızla yayılan dondurma modası, Kuzey Amerika’ya ise 18. yüzyılın ortalarında ulaştı. İlk dondurma fabrikası ABD’de, Jacob-Fussell tarafından 1851’de kuruldu. 20. yüzyılda soğutucuların ve yeni nesil dondurma makinelerinin icadı gibi teknolojik gelişmeler dondurmayı iyice yaygınlaştırdı.


2) GELATO, SORBE, MARAŞ… NE FARKI VAR?

Dondurma en basit tanımıyla süt, şeker ve meyveyi, yumurta, salep, nişasta veya guar zamkı gibi kıvam vericilerle karıştırıp dondurarak yapılır. Ancak tabii ki bu kadar kolay değil; her ustanın kendi formülü, her yöntemin kendi inceliği, her markanın kendi hedefi var. Sütün cinsi veya kullanılan makineden, kıvam vericinin ne olduğuna ve dondurmanın kaç derecede muhafaza edildiğine uzanan parametreler, lezzette belirgin değişime yol açıyor. Peki hangi tip dondurma nasıl yapılıyor?

İTALYAN TAZELİĞİ: GELATO

dondurma1

Girandola. Arnavutköy, İstanbul.

Son yıllarda Türkiye’de de epey popüler olan klasik, ‘taze’ İtalyan dondurması. Geleneksel olarak ‘artisan’ bir felsefeyle, günlük süt, krema ve taze meyvelerle yapılıyor. Raf ömrünü uzatmak için katkı maddesi kullanılmıyor, yani taze tüketiliyor; ki en önemli özelliği de bu.

‘Gelato’nun bir diğer tanımlayıcı özelliği, çok az hava içermesi. Endüstriyel dondurmalar maliyeti düşürmek için bol miktarda havayla adeta köpürtülürken, gelatoda hava oranı geleneksel olarak yüzde 25-30’u geçmiyor. Yumuşaklığını koruması için -12 ila -15 derece arasında muhafaza ediliyor. Tüm bunlar şu anlama geliyor: Gelato diğer dondurmalara kıyasla daha yoğun, daha kıvamlı. Geleneksel bir ‘gelato’da meyve tadını daha çok almamızın nedeni de bu. Bu dondurmada yağ ve şeker oranları da diğerlerine kıyasla yüzde 50-60 oranında daha düşük. Doğal ürünlerle yapılması, ‘hava basılmaması’ ve el işçiliği, ‘artisan’ gelatonun maliyetini artırıyor.

MEYVENİN EN TATLI HALİ: SORBE

dondurma2

Creative Commons üzerinden alınmıştır.

Etimolojik kökeni ‘şerbet’e dayanıyor; ‘karsambaç’ı andırıyor. En basit tanımıyla, ‘dondurulmuş meyve püresi’. Ayırt edici özelliği, içinde süt bulunmaması. Şeker ve suyun mevsimsel meyveler ile belli oranlarda karıştırılmasıyla yapılıyor, meyve tadını öne çıkarmak için limon suyu da kullanılıyor. Süt içermediği için aslında teknik olarak dondurma kategorisinde sayılmıyor. Şeker yerine bal kullanılabiliyor; meyvenin tadına veya tarife göre ‘sıfır şeker’le yapılanları var. Reçeteler meyveden meyveye, mevsimden mevsime, ustadan ustaya değişiyor. Vegan ve vejetaryenler için en serin lezzet…

MARAŞ’TAN BAŞKA YERDE YOK!

Gerçek Maraş dondurması yapmak için uyulması gereken kurallar, tıpkı bu dondurmanın kendisi gibi ‘sert’. Keçi sütü ve salep kullanılması şart; tekniği bilen ustalar tarafından dövülerek dondurulması, bu sayede elastik hale getirilmesi gerekiyor.

Bu dondurmayı benzersiz kılan ana faktör ise Maraş’ın kendi doğal aroması… Zira kenti kuşatan Ahir Dağı’nın faunasından beslenmiş keçilerin sütü kullanılıyor, salep de yine bölgedeki yabani orkidelerin yumrularından elde ediliyor. Maraş dondurmasının parlak beyaz rengi ve satırla kesilmesini gerektiren kendine özgü sertliği de keçi sütünden geliyor. Gerçek Maraş dondurmasında ‘hacim genişlemesi’, yani içine basılan havanın oranı yüzde 50’yi geçmiyor. Makbulü, çatal ve bıçakla yenecek kadar sert, kıvamlı olanı…

‘SANAYİ TİPİ’ DONDURMA

dondurma4

Bir de ‘market dondurması’ diye bildiğimiz endüstriyel dondurma var. Yağ oranı bazı ‘modeller’de yüzde 15’i aşıyor; hacminin genişlemesi için çok yüksek oranda hava basılıyor. Doğal dondurmaların aksine, içinde bitkisel yağ, glikoz şurubu, soya aroması, peyniraltı suyu ve kıvam artırıcılar gibi maddeler var. Uzmanlara göre, ‘gerçek’ dondurma değil.


3) NEDİR BU ROMA DONDURMASI?

Yeşilköy Roma Dondurmacısı. Fotoğraf kendi sitesinden alınmıştır.

Yeşilköy Roma Dondurmacısı. Fotoğraf kendi sitesinden alınmıştır.

Bir ara her köşe başında karşımıza çıkardı: ‘Meşhur Roma Dondurmacısı’, ‘Gerçek Roma Dondurması’, hatta ‘Öz Hakiki Roma Dondurması’… Gelgelelim, Roma’da ‘Roma dondurması’ diye bir şey yok! İtalya’da dondurma yapım teknikleri ve tarifler (ülkedeki diğer her şey gibi) güneyden kuzeye yol boyu değişiyor. Fakat hepsinin ortak adı ‘gelato’. Peki o zaman nedir bu ‘Roma Dondurması’?

‘Dondurma canavarı’ çocuklardan biriyken, bir yazlık sitedeki Roma Dondurmacısı’nın makinesine saçlarımı kaptırmıştım. Kaymaklı dondurmayı karıştırdığı sırada oluşan helezonik şekillerden gözlerimi alamamıştım… Alın çizgimin hemen bittiği yerde, pek de küçük olmayan bir alanda saçlarım olmasızın gezmek zorunda kaldığım ayların travmasını yine Roma Dondurması yiyerek atlattığımı sanıyordum ki, o makine bir kez daha karşıma çıktı!

“Adı neden Roma Dondurması?” sorusuyla aradığım bir dizi dondurmacıdan “İtalya’nın başkenti olduğu için” yanıtını aldım. “Dondurmayı ilk bulan Çinliler ama ilk kullanan İtalyanlar” gibi fıkravari bir yanıt da geldi. İşin aslını, Büyükada’da 1962’den bu yana hizmet veren Büyükada Roma Dondurmacısı’ndan Hasan Usta anlattı. Yanıt, bizzat o makinede saklıydı!

MAKİNA + TAZELİK = ROMA DONDURMASI!

dondurma6

İşte o makina! (Fotoğraf, Cattabriga’nın sitesinden alınmıştır.)

Hasan Usta’nın aktardığına göre, hikâye bir yanıyla şöyle: Bolognalı Otello Cattabriga, 1927 yılında ilk otomatik dondurma makinesini icat eder. Dondurma karışımını dikey bir eksende hem soğutup hem karıştıran bu makine, güç gerektiren geleneksel el yapımı tekniği bir adım öteye taşır. Sektör kendi adına devrim yaşar: Dondurma üretimi hızlanır, imalathanelerde kadınlar da çalışmaya başlar, makine ve mucidinin ünü yayılır. Türkiye’de de bu marka makineyi kullanan dondurmacılar açılır; janjanlı ve itibarlı dükkan ismi arayışlarında, muhtemelen kulağa daha ‘seksi’ geldiği için ‘Romalılık’ tercih edilir. Mucidin Bolognalı olduğu unutulur…

Hikâyenin bir diğer yanına da, Ortaköy’ün ünlü Roma Dondurmacısı Liji’nin sahiplerinden Fuat Güler dikkat çekti. Güler “Neden Roma?” sorusuna hiç duraksamadan, “Taze olduğu için” yanıtını verdi. Türkiye’deki her Roma dondurmacısının İtalyan usulü günlük taze dondurma çıkarıp çıkarmadığı meçhul ama Liji, Büyükada ve Yeşilköy gibi ‘eski Romalılar’ hala bu yöntemle üretim yapıyor.


4) ELVIS’TEN UZAYA, 9 ‘İLGİNÇ’ BİLGİ

dondurma8

Sundae. Creative Commons üzerinden alınmıştır.

SALEP İHRACATI YASAK: Türkiye’de dondurmaya kıvam vermek amacıyla yaygın olarak kullanılan salebin ihracatı yasak. Zira dondurma düşkünlüğümüz salep orkidesini yok olma tehlikesiyle karşı karşıya getirmiş durumda. MADO, bu tehlikeye karşı özel yetiştirdiği salebi, eğitim verdiği köylülere toplatıyor.

SARAYIN TERCİHİ FISTIKLI: Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde yabancı konuklara ve özel davetler sırasında
dondurma ikram edildiği biliniyor. Menülerde en sık rastlanan çeşit fıstıklı.

FESTİVAL ZAMANI: Maraş’ta, Maraş dondurmasını tanıtmak için her yıl dondurma festivali düzenleniyor.

dondurma 13ÜNİVERSİTESİ, MÜZESİ VAR: İtalyan dondurma makinesi markalarından Carpigiani, 2012’de Bologna’da bir ‘dondurma üniversitesi’ ve müzesi açtı. Müzede, dondurmanın tarihine dair 10 bin fotoğraf ve belge, video- röportajlar, 20 orijinal makine ve çeşitli aletler sergileniyor.

KÜLAHI GEÇ GELDİ: Dondurmayla külah ilk defa, ABD’nin St. Louis kentinde 1904’te düzenlenen Dünya Fuarı’nda buluştu.

NEDEN SUNDAE: ABD’de sos ve şuruplarla servis edilen, Türkiye’de de bazı zincir fast-food restoranlarında satılan dondurmalı tatlı ‘Sundae’, adını din adamlarına verilen bir tavizden alıyor. Söylenceye göre, dönemin moda içeceği dondurmalı sodanın satışı, Evanston kasabasının din adamları tarafından dikkat dağıttığı gerekçesiyle pazar günleri yasaklanmış. Gelirinden olmak istemeyen esnaf çareyi yasağın etrafından dolanmakta bulunmuş; soda yerine şurup kullanarak yeni bir tatlı icat etmiş: Ice Cream Sunday (Pazar dondurması). Ancak kiliseyi daha da kızdırmamak için sondaki ‘y’ harfi değiştirilmiş.

ASTRONOTLARIN AKLINDAN ÇIKMIYOR: NASA’ya göre, Amerikalı astronotların uzayda en çok özlediği üç gıdadan biri dondurma. Diğer ikisi, pizza ve gazlı içecek.

KRAL’IN SON TERCİHİ: Rock’n Roll’un Kralı Elvis Presley’nin ölümünden önce son yediği şey dört top dondurma ve çikolata parçalı bisküviydi.

REKLAM HİLESİNE DİKKAT: ABD’de bazı dondurma reklamlarında erimiş bir görüntüden kaçınmak için patates püresi kullanıldığı biliniyor.


5) NEREDE YEMELİ?

dondurma9

ALİ USTA
Ünü İstanbul’u aşan Ali Usta 1969’dan bu yana hizmet veriyor. Günün hemen her saati önünde uzanan kuyrukla Moda’nın simgesi. 70’e yakın çeşitten her gün 35-40’ı tezgahta bulunabilir. Kavrulmuş badem tanelerini göz ardı etmenin imkânsız olduğu bademli ve antep fıstıklı dondurmasının yanı sıra tarifini sakladıkları şeker pembe ‘Santa Maria’sı meşhur. Müdavimleri arasında Acun Ilıcalı, oyuncu Emre Kınay ve Fenerbahçeli futbolcular var.

Topu 4, kilosu 60 TL.

BAYLAN PASTANESİ
İstanbul’un en eski pastanesi; 62 yıldır tadına doyulamayan ‘Kup Griye’nin mucidi. Avrupa’nın bazı pastanelerinde ‘Coupe Baylan’ adıyla yapılan bu tatlıyı, “Vanilyalı ve karamelli dondurmanın kremşanti, balbadem ve karamel sosuyla karşı konulamaz karışımı” diye niteliyorlar. Tarifi 1954’ten bu yana hiç değişmemiş.

Kup Griye: 17 TL.

BEŞİKTAŞ ROMA DONDURMACISI
Beşiktaşlıların 1962’den bu yana ‘vazgeçilmez’ uğrak noktası. İnek sütü kullanıyorlar, taze meyveleri tercih ediyorlar. Meyvelilerin yanı sıra tarçınlı, karamelli ve çikolatalı dondurmaları meşhur.

Topu 2.5, kilosu 34 TL

BALKAYMAK
1980’den bu yana Moda’da. Balı Erzincan’dan, keçi sütü Bafra’dan, salebi Kastamonu’ndan geliyor. Çikolatalısında bile diyet seçeneği var. En çok sattığı çeşitler balkaymak, karadutlu ve damla sakızlı. Turkuaz renkli ‘İtalyan karamel’ modeli, yani karamelli-sakızlı dondurması da mutlaka denenmeli. Ünlü müdavimleri arasında Ali Sunal, Ceyda Düvenci ve Kenan İmirzalıoğlu’nu sayıyorlar. 5 yıldızlı otellere satış yapsalar da, imalathaneleri hala Moda’da.

Topu 3.5, Kilosu 45 TL.

BÜYÜKADA ROMA DONDURMACISI
Büyükada’nın en işlek noktasında, İskele Caddesi’nde 1960’dan bu yana hizmet veriyor. 30 civarında çeşidi var; karpuzlu ve karadutlu çok lezzetli. Girişte müşterileri güleryüzle karşılayan Hasan Usta, “Bebekken ilk dondurmalarını buradan yiyenler şimdi bana ‘dede’ diyor” sözleriyle Adalıların gözündeki yerini özetliyor.

1 topu 1.5 TL, 5 topu 5 TL.

CREMERIA MILANO
İtalyan Benucci ailesinin ‘1930’ların gerçek İtalyan dondurma lezzetini canlandırma’ mottosuyla kurduğu Cremeria Milano’nun Çek Cumhuriyeti ve Slovakya’da da şubeleri var. Süt, krema, yumurta, şeker ve taze meyve gibi doğal malzemelerle yapılan Milano usulü ‘artisan’ dondurma satıyor. Özellikle Bebek şubesi ünlüler geçidine sahne oluyor; Ebru Akel, Çetin Tekindor ve Kıvanç Tatlıtuğ müşterileri arasında. Mojitolu dondurması popüler, hindistancevizli ve bitter çikolatalısı enfes.

Topu 6, iki topu 11, kilosu 60 TL.

DONDURMACCI
Yüzde 100 doğal dondurma yapıyorlar; hiçbir katkı maddesi veya yapay tatlandırıcı kullanmıyorlar. Fıstık Antep’ten, fındık Giresun’dan, portakal Antalya’dan, salep Maraş’tan geliyor. Mevsimsel meyvelerle ürettikleri dondurmanın çeşidi yıl boyunca 100’e yaklaşıyor. Manda sütlü ve tuzlu karamelli dondurmaları ile vişneli sorbesi mutlaka denenmeli.

Küçük topu 2.5, büyük topu 3,5, kilosu 60 TL.

DONDURMINO
Alaçatı’dan sonra ikinci şubesini Karaköy’de açtı. ‘Türkiye’de sadece bir çiftlikte var olan’ Jersey sütünü kullanarak gerçek manada İtalyan ‘gelato’su yapıyorlar. Nutella’dan acı bademe, lavanta-biberiye-fesleğen karışımından incirli-cevizli ve limoncello’ya uzanan 70 çeşit dondurması var. Spesiyalleri, İtalyan peyniri Mascarpone üzerinde çıtır çikolata bulunan ‘Besame mucho (Beni daha çok öp)’. Her gün değişen ‘şefin spesiyali’ni de unutmamalı.

Topu 5, kilosu 80 TL.

GIRANDOLA
Gerçek İtalyan dondurmasının İstanbul’daki en iyi adreslerinden biri. En az 20 çeşit dondurma her daim mevcut. After Eight, Yalancı Mojito, Portakallı Bademli gibi çeşitleri mevcut; hepsi taze. Tarçın-elma mutlaka denenmeli.

Topu 6, kilosu 60 TL.

GÜNEŞ DONDURMA
1975’ten bu yana Bebek’te. 15 sene önce kış mevsiminde de hareketlilik sağlamak için waffle işine girmişler ama “Asıl işimiz dondurma, biz eski dondurmacıyız” diyorlar. 22 çeşitten denenmesi ‘elzem’ olanları, karadut, sakız, limon ve kavunlu dondurmaları. Müdavimleri arasında şarkıcı Pakize Suda, futbolcu Arda Turan ve ‘ikoncan’ Eda Taşpınar var.

Bir topu 2.5, kilosu 45 TL.

KURTULUŞ DAMLA DONDURMACISI
1989’dan bu yana bölgenin en meşhur dondurmacılarından biri. 11 çeşit dondurmaları arasında en beğenilenleri, sade, çikolatalı, limonlu ve çilekli.

Topu 1.75, kilosu 32 TL.

LİJİ ROMA DONDURMACISI
İlk şube 1962’de Kınalıada’da açılsa da 1974’te kapanmış. 1982’de yeniden açıldığı Ortaköy’de, Dereboyu Caddesi’nde hizmet veriyor. Balkan göçmeni sahipleri, esasında ‘1939’da Sofya’da açıldıklarını’ vurguluyor. Özelliği, doğal malzemelerle günlük dondurma çıkarması. Tahinli-cevizli, fıstıklı ve damla sakızlı dondurmaları meşhur.

Topu 2, kilosu 40 TL.

MİNİ DONDURMA
1968’den bu yana Bebek’te adı gibi ‘mini’ bir dükkanda, önünde uzayan kuyruklara rağmen ikinci bir şube açmadan hizmet veriyor. 22 çeşit dondurması var. Meşhur damla sakızlı dondurmasının sakızı bizzat Sakız Adası’ndan, sütü özel bir çiftlikten geliyor. Kendi özel tavsiyeleri, damla sakızlı, bal-bademli, kestaneli ve tabii ki, ‘piyasada başka hiçbir yerde yok’ diye anlattıkları ünlü güllü lokumlu dondurma. “Müdavimleriniz kim?” sorusuna “Orhan Gencebay bal-bademliye bayılır, Ebru Şallı güllü lokumlu yer” yanıtını alıyoruz.

Topu 2.5, kilosu 45 TL.

NAZMİ USTA’NIN GİRİT SAKIZ DONDURMASI
Eski Foça’nın 30 yıldır eskimeyen yüzü. Sakızlı dondurması ve önünde uzanan kuyrukla meşhur. 35 çeşit dondurma yapıyor, 20’sini her gün tezgahta bulmak mümkün. Sakızı Sakız Adası’ndan, karadutu Tire’den, fıstığı Antep’ten getiriyor. Cevizli dondurmasının cevizi daha iç kemiği oluşmadan toplanıyor, kavunlu sorbesinde mutlaka topatan kavunu kullanılıyor. Müdavimleri arasında eski Beşiktaşlı futbolcu Metin Tekin var.

Topu 1,5 kilosu: 25 TL.

YAŞAR PASTANESİ
MADO’nun ‘doğum yeri’, bir tür ‘Maraş dondurması müzesi’. 1980’de Maraş’ta açılan Yaşar Pastanesi, dört kuşaktır dondurmacılık yapan sahiplerinin aile yadigarı eski eşyaları ve dövme ustalığının sergilendiği ‘Maraş dondurması’ şovları ile turist mıknatısı sayılıyor.

Kilosu: 28 TL.

YAŞAR USTA’NIN SORBE VE DONDURMASI
Yaşar Usta tam 54 yıldır dondurma yapıyor; dondurma ve sorbelerinin büyüsünü şöyle anlatıyor: “Dondurmanın sırrı gayet basittir. Dört püf noktası vardır. Birincisi temizliktir. İkincisi dürüstlüktür. Üçüncüsü sevgidir. Dördüncüsü tüm müşterileri ailenin bir ferdi olarak görmektir.” İlk şubeyi Bostancı’da açmış; bugün Bostancı, 4. Levent, Bağdat Caddesi, Koşuyılu, Cihangir, Kadıköy ve Bakırköy’de şubeleri var. Kavunlu sorbe ve cicibebeli dondurması çok lezzetli. Cihangir şubesinin müdavimleri arasında Orhan Pamuk ve Kenan İmirzalıoğlu da var.

Kilosu 60 TL.

YEŞİLKÖY ROMA DONDURMACISI
1970’de iki kardeş tarafından kurulmuş, bugün ikinci nesi tarafından işletiliyor. İtalyan tipi dondurma yapıyorlar; sırları da taze malzeme kullanmaları. Müdavimleri arasında Galatasaraylı sporcular, özellikle de basketbolcular var. Yaklaşık 20 çeşit dondurmasının en beğenilenleri kestaneli, çikolatalı ve kaymaklı. Bu yaz ‘İtalyan karameli’ni de denemeli…. Topu 2, kilosu 40 TL.

Hamilelerde Turşunun Önemi Nedir_Turşu Nedir

Turşu Aşermenin Sebebi Nedir

Türk sofrasının geleneksel tatlarından biri ve kış hazırlığının önemli bir ürünüdür.

Çeşitli meyve ve sebzelerin sirke ve salamura (tuzlu su) içindeki laktik asit fermantasyonu ile veya sulandırılmış sirke içinde hazırlanarak daha uzun süre saklanabilecek hale getirilen ve daha çak garnitür olarak tüketilen sebze ve meyve ürünleridir.

TURŞU NASIL YAPILIR

Turşu kurma çeşitli sebze ve meyvelerin salamura adı verilen tuzlu, asitli çözeltide bir süre bekletilerek uzun süre saklanabilecek hale getirilmesidir. Genelde kırsal alanda kışa hazırlığının önemli bir kısmıdır. Elde edilen ürüne turşu denir.

Arkaik kültürde ilk kez topraktan yapılma büyük boy küpler içerisinde kurulumu yapılmaktaydı. Ticari ürün olarak kullanılmaya başlandığı antik çağlarda ahşaptan yapılan kaplarla taşındığı ve saklandığı da görülmekle birlikte ahşap ve asidin reaksiyonları nedeniyle kalıcı olarak hep toprak kaplar tercih edilmiştir. Günümüzde bu tür toprak kapların yerini plastik, cam kavanoz, paslanmaz teneke kaplar almıştır.Türklerde önemli bir yeri vardır ve ilk olarak Türkler tarafından üretilmiştir.

EV TURŞUSU

Körpe sebze ve meyveler sıkı dokularından dolayı turşulanmaya daha elverişlidir. Turşusu yapılabilen sebze meyveler arasında salatalık, lahana, biber, yeşil domates, yaban eriği, acur, havuç, kabak, fasulye, pancar, ayva ve elma bulunur. Turşu kurulumunun yapıldığı kaba karpuz kabuğu, nohut, nar, sarımsak, dere otu, maydanoz, zencefil gibi malzemeler aroma vermek amacıyla eklenir.

Turşusu kurulacak olan malzemeler % 5-10’luk tuz çözeltisine basılır ve laktik fermentasyon süreci başlar. Sebze ve meyvelerdeki şeker 20-25 C sıcaklıkta, genelde birkaç haftalık bir sürede laktik aside dönüşür. Fermentasyonu hızlandıracak kimyasallar kullanılabilir. Sonuçta elde edilen çözeltinin asitliği %1 civarındadır. Fermentasyon süresince tuzlu çözelti istenmeyen organizmaların üremesini engeller.

İŞLETME TURŞUSU

İşletmelerde üretilen turşular otoklav turşusu ve fermentasyon turşusu olmak üzere ikiye ayrılmaktadır.Otoklav turşusu tıpkı konserve üretiminde olduğu gibi,sebzelerin yıkanıp ayıklandıktan sonra, tuz,sirke ve sarımsak içeren dolgu sıvısı ile beraber ambalaj malzemesine doldurulması,kapanıp ısıl işlem uygulanması ile elde edilir.Fermentasyon turşuları ise, önceden tekniğine uygun olarak büyük hacimli fıçılarda yapılmış turşuların, üründe tat dengesi kurulduktan sonra, açılarak daha küçük ambalajlara doldurulması ve ışıl işlem uygulanması ile edilir.

TURŞUNUN TARİHİ

Turşu üretiminin tarihi çok eski yıllara dayanmaktadır. Ancak turşu üretimine ne zaman başlandığı hakkında elimizde bir belge yoktur. İnsanların sirke veya tuzu tanımalarından sonra turşu üretimine başlamış olmaları kabul edilebilir.

Sebze ve meyvelerin dayanıklı hale gelmeleri için çeşitli yöntemler geliştirilmiştir. Gıdaların fermentasyon yöntemiyle dayanıklı hale getirilmesi oldukça karmaşık ve belli birikimi gerektirmesine, eldeki bulgulara göre milattan 7000 yıl öncelerine kadar giden bira, şarap ve sirke gibi fermente ürünlerin üretildiklerine ait bulgulara rastlanmaktadır. Sirke üretimini gerçekleştiren insanın sirkeli turşuyu da üretmemesi için bir neden olmaması gerekir.

TURŞUNUN FAYDALARI

Türk mutfak kültürünün ayrılmaz bir parçası olan turşunun sağlık açısından da önemli bir işlevi olduğu tespit edildi. Suyunun iştah açıcı özelliğine sahip olduğu bilinen turşunun, kanserden gribe, ülsere kadar ona yakın hastalığa karşı koruyucu olduğu belirlendi. Uzmanlar turşunun bilinenin aksine midenin düşmanı değil, dostu olduğunu söylüyorlar. Sebze ve meyvelerden 100’ün üzerinde çeşidi yapılan turşunun tam bir doğal şifa kaynağı olduğu ortaya çıktı. Uzmanlar soğan, sarımsak, kozalak, armut, enginar, elma, yumurta, kiraz, vişne, ayva gibi hem ülkemizde üretilen hem de yurt dışında ithal edilen sebze ve meyvelerden imal edilen turşunun her çeşidinin sağlık açısından çok önemli işlevlere sahip olduğunun söylüyorlar.

Kayısı Nedir? Çeşitleri, Özellikleri ve Faydaları Nelerdir?

 

Gülgiller ailesinden olan kayısı, bağışıklık sistemini güçlendiren, vücuttaki zararlı maddelerin atılmasını sağlayan, cilt ve saçlara iyi gelen mucizevi bir meyvedir. Yağı, çekirdeği ve meyvesinin kendisi de kullanılan kayısının diğer faydalarını öğrenmek için yazımızın devamını okuyabilirsiniz.

 

Düşük kalorili olması ve lifli yapısı nedeniyle birçok insanın severek tükettiği kayısı, daha çok zayıflamak isteyenlerin tercihidir. Kilo kontrolünü sağlamak ve bağırsakların düzenli çalışmasını isteyenler, kayısıyı düzenli olarak yemektedirler. Uzmanlar bu meyvenin kurusunu da yaş halini de önermektedir. İçerisinde bulunan pektin, lif ve selüloz bağırsakların daha iyi çalışmasını sağlamakta, kabızlık ve basur gibi sorunların önüne geçmektedir.

Kayısı hemen hemen dünyanın her yerinde yetiştiriciliği yapılan bir meyvedir. Ülkemizde ise Malatya yöresinde yetişen kayısılar son derece meşhurdur. Bilinen altı adet çeşidi bulunmaktadır. Kayısının hem meyvesi hem çekirdeği sağlık için faydalıdır. Yetiştiriciliği kolay olan kayısı, evlerin bahçelerinde bile yetişebilmektedir. Kayısı ağacının çiçekleri yaklaşık olarak Nisan sonuna doğru açmaktadır. Çiçekli süreci iki ay kadar geçirdikten sonra Haziran ayı ortalarında meyve vermeye başlar.

 

Kayısı ağaçlarının bakımı da son derece kolaydır. Çoğu zaman doğal olarak kendi kendine bile büyüyebilirler. Ancak yağıştan en çok etkilenen nazik ağaçlardan bir tanesidir. Kayısı ağacını bu etkilerden korumanın bir yolu yoktur. Özellikle çiçeklenme döneminde yağmura, doluya yakalanan ağaçlarda meyve miktarı azdır. Meyve oluştuktan sonra gelen yağışla meyvelerde zedelenmeler olabilir. Kayısı ülkemizde meyve olarak tüketilmekle beraber reçel, marmelat şeklinde tatlılar hazırlanarak, suyu elde edilerek tüketilmektedir.

Kayısı Nedir?

Kayısı, Gülgiller (Rosaceae) familyasından olan kayısı (Prunus armeniaca), orta boylu bir meyve ağacıdır. Ağaç üzerinde oluşan meyveleri cevizden biraz iri boyuttadır ve turuncuya yakın sarı renktedir. Yapısına göre sulu, sert ve tatlı olabilir. Meyvenin çekirdeği bir adettir ve iç çekirdek de tüketilebilir. Ağaçta meyve oluşmadan önceki çiçekler pembe ya da beyaz renklerdedir.

Kayısının Özellikleri Nelerdir?

Kayısı ağacının boyu 4 metre ila 6 metre arasında değişmektedir. Nadir olarak 10 metreye kadar çıktığı olabilmektedir. Ağacın meyve öncesi sürecinde yapraklardan önce çiçekler oluşmaktadır. Meyveler oluştuğunda yeşil renktedir ve bu dönemde çağla olarak isimlendirilir.

Olgunlaştığında sarıya döner ve üzerinde pembemsi tonlar görülebilir. Hem yeni çıktığında hem olgunlaştığında meyvenin üzeri hafif tüylüdür. Bitkinin yaprakları mızrak benzeri bir formda, hafif uzun, kenarları dişlidir. Daha çok Akdeniz’e yakın ülkelerde, Asya ve Avrupa kıtalarında yetişmektedir.

Türkiye dünya kayısı üretiminde ilk sıralarda yer almaktadır. Bizi İspanya, daha sonra da İtalya gibi ülkeler izlemektedir. Ülkemizde; Malatya, Erzincan, Elazığ, Kars, Iğdır, Mersin, Muş ve Hatay kayısı yetiştiriciliğinin en çok yapıldığı illerdir. Şekerpare, Tokaloğlu, Şam, İmrahor, Muhittinbey, Hacıkız, Hasanbey ve Darende gibi çeşitleri olan kayısı birçok vitamin açısından zengin bir içeriğe sahiptir.

Kayısı Nasıl Yetiştirilir?

Bol ışık ve güneşi seven kayısı ekimi, daha çok güney yamaçlarda yapılmaktadır. Toprak olarak kumlu, humuslu, kireçli topraklarda daha iyi yetişmektedir. Dikilen kayısı ağaçlarından verim alabilmek için, bahçenin ilkbaharda hazırlanıp, sonbahara kadar dinlenmeye bırakılması gerekir. Her ağaç arasında ortalama 10 metre boşluk bırakılmalıdır. Dünyanın neredeyse tamamında yetişebilen kayısı, Akdeniz civarında çokça yetişir.

Ülkemiz, dünyada kayısı yetiştiriciliğinde %15’lik oran ile ilk sırada yer almaktadır. Türkiye’yi İspanya ve İtalya takip etmektedir. Ülkemizde başta Malatya olmak üzere Erzincan, Elazığ, Mersin, Hatay ve Ege ile Marmara bölgelerinde kayısı yetişmektedir. Genel olarak bakıldığında Akdeniz’e yakın olan Avrupa ve Asya ülkelerinde yetiştiği bilinmektedir.

Kayısı Çeşitleri Nelerdir?

Kayısının tanınmış birkaç çeşidi bulunmaktadır. Madador özellikle erken tufanda meyve veren, ağacı bodur olan çeşididir. Madadorun yetiştirilmesi için Akdeniz Bölgesi’nde özellikle Mersin ili idealdir. Renginin hoş olması ve aroma oranının yüksek olması dolayısıyla hem iç pazarda hem de ihraçta yoğun talep görmektedir.

Tirintina kayısı çeşidi, ilk ürünlerini 3-4 yaşlarında vermeye başlamaktadır. Ağacın meyvesinde şeker oranı az olduğu için tatsızdır. Buna rağmen dayanıklı ve iri olduğu için tercih edilir. Septik türü kayısı ise dayanıklılığı az ama çekirdeği tatlı olan bir çeşittir. Çekirdeği ve kendisi tatlı olan bir diğer kayısı türü İtalyan tokalıdır. Bu tür diğer çeşitlere göre daya dayanıklıdır.

Karacabey kayısısı sezon sonunda ürün vererek mevsim sonunda hala kayısı tüketimine imkan verir. Ancak meyvesi mayhoş, dayanıklı ve serttir. Çekirdekleri acı ve tatlı olabilmektedir. En sevilen kayısı türü ülkemizde de bilinen şekerparedir. Şekerpare kayısının meyveleri miniktir ve nakliyat için dayanıksız yapıdadır. Bunlardan başka; Darende, Tokaloğlu, Şam, İmrahor, Muhittinbey, Hacıkız, Hasanbey gibi çeşitleri de bulunmaktadır.

Kayısının Faydaları Nelerdir?

Düzenli olarak, vaktinde tüketilen kayısı kansere yakalanma riskini azalmaktadır. Serbest radikallerin oluşturduğu kirliliği yok ederek vücudu korumaya alır. Kabızlık konusuna bilinen en lezzetli ve akıllıca çözüm kayısı meyvesindedir. Kayısı öylece yenebileceği gibi suyu elde edilerek içilebilir de. İçeriğinde bulunan yoğun C vitamini ile kalbi çeşitli hastalıklara karşı korur.

Yine içeriğindeki yüksek demir oranı ile anemi tedavisinde tüketilmesi gereken bir meyvedir. Kayısı çekirdeğinden elde edilen yağı cilt bakımında faydalıdır. Besleyici bir özelliği olduğundan iştah açıcı özelliği bulunmaktadır. Fakat aynı zamanda bağırsakları düzneli çalıştırdığı için kilo kontrolünü sağlamak isteyenlerin en çok tercih ettiği meyveler arasında yer almaktadır. Kayısının sağlığa olan faydalarını şu şekilde detaylı bir şekilde sıralayacak olursak;

  • Hücrelere zarar veren serbest radikallerle savaşır, bu nedenle kanser oluşumunu önler. UV ışınlarının verdiği zararları azaltır. Yine kanser hücreleriyle savaşan A ve C vitaminleri açısından zengin bir içeriğe sahiptir. Kayısı çekirdeği güçlü bir antioksidandır.
  • Yüksek selüloz ve lif içerdiğinden kabızlık ve hemoroid gibi bağırsak sorunlarının önüne geçer. Bu sayede kolon kanseri riskini azaltır.
  • Demir açısından zengin bir meyve olduğu için kan hücreleri oluşumunu destekler, bu şekilde kansızlık sorununun oluşmasını engeller. Bildiğiniz gibi demir eksikliği anemi hastalığına sebep olur. Kayısı ise vücudun ihtiyacı olan demiri karşılamaktadır. Bunun dışında vücudun sıcaklığını artırır, hemoglobin üretimini destekler. Her gün sabah aç karnına yenen kayısı anemi hastalığına yakalanma riskini büyük ölçüde azaltmaktadır.
  • Likopen maddesi ve C vitamini açısından zengin olduğu için kardiyovasküler sistemin sağlığını korur, kalp krizi riskini azaltır, kötü kolesterolü düşürür.
  • Sağlıklı bir şekilde kilo vermeye yardımcı olur.
  • Göz sağlığına iyi gelir, karotenoid bakımından zengin olduğundan göz problemlerinin oluşmasını engeller.
  • Bronşit, astım, tüberküloz gibi hastalıkların semptomlarını hafifletir. Sabah aç karnına tüketilen birkaç kayısı, astım ataklarının hafif şekilde atlatılmasını sağlar. Yine kendisi kadar suyu da solunum yolları hastalıklarının tedavisinde yardımcıdır.
  • Kayısı suyu içine bir miktar bal konup içilirse, yüksek ateşin düşürülmesine yardımcı olur.
  • Kalsiyum açısından zengin bir meyvedir. Bu nedenle kemik sağlığına iyi gelir.
  • Gebelik süresince tüketilen kayısı, annenin ihtiyacı olan birçok vitamin ve minerali karşılamaktadır.
  • Cilt ve saç sağlığı için faydalıdır. Cildi  aşırı yağlı olanlar kayısı içerikli nemlendirici ve şampuanlar kullanabilirler. Kayısı çekirdekleri dövülerek cilde peeling şeklinde uygulanırsa ölü hücrelerden arınmasına yardımcı olmaktadır.
  • Kayısı suyu beyin ve sinir sistemi üzerinde olumlu etkiler yaratır, vücut sağlığı için son derece faydalıdır.
  • Kuru kayısı fazla yağların atılmasına yardımcı olur, kanın pıhtılaşmasını engeller ve kas oluşumunu destekler.
  • Kayısı yağı cilde yumuşaklık ve parlaklık kazandırır. Cildi besleyerek daha sağlıklı bir görünüme kavuşmasını sağlar.
  • Şampuanın içerisine konulan veya tek başına masaj yapılarak saç diplerine uygulanan kayısı yağı, saçların sağlıklı ve parlak bir şekilde uzamasını sağlamaktadır.

 

Dut Nedir? Çeşitleri, Özellikleri ve Faydaları Nelerdir?

 

Ülkemizde bolca bulunan dutun, protein, mineral ve demir içeriğiyle birçok faydası bulunmaktadır. Dut kurusu olarak da tüketilmesi her mevsim kullanım kolaylığı sağlar. Yaprakları, meyvesi ve ağacıyla her şeyinden faydalanılan bu mucizevi meyve hakkında ayrıntılı bilgiler aşağıdaki yazımızdadır.

 

Lezzetli ve sevilen yaz meyvelerinden biri olan dut, Nisan ve Mayıs aylarında çiçek veren ağacın meyvesidir. Kabuklu bir yapıya sahip olmadığı için çok hassastır, fazla yıkanmaya gelmez ve sıcak havalarda çabucak bozulmaktadır. Özellikle ağaçtan toplandıktan sonra buzdolabında muhafaza edilmelidir. Güney Avrupa ve ülkemizde bolca dut ağacı yetişmektedir. Mevsiminde tüketilmesi gereken lezzetli bir meyve olmasının yanı sıra, dut kurusu, pekmezi, şurubu gibi farklı şekillerde tüketildiğinde bile insan sağlığına oldukça fayda sağlayan bir meyvedir.

Özellikle en sık rastlanılan beyaz ve kara dut çeşitleri, idrar söktürücü ve ateş düşürücü gibi doğal etkilere sahiptir. A ve C vitaminleri bakımından oldukça zengin olması nedeniyle bağışıklık üzerine olumlu etkileri bulunmaktadır. Demir zengini olan dut, vücut için ideal bir kan yapıcı meyvedir.

 

Meyvesi kadar dut ağacının yaprakları da tam anlamıyla şifa deposudur. Diş ağrısının son bulması için kaynatılmış dut yaprağı suyu ile gargara yapılması önerilmektedir. Sadece sağlığa faydaları ile ön planda olan kara dut şurubu, dut pestili ve kara dut pekmezi gibi ürünler her yaştan insan için şifa kaynağı niteliğindedir. Bizler bu yazımızda, Bilgihanem okurları için dut meyvesinin genel özelliklerini, nasıl yetiştiğini ve faydalarını bir araya getirmeye çalıştık.

 

Dut Nedir?

Dut, Dutgiller familyasından Morus cinsini oluşturan ağaç türleridir. Vatanı Çin’dir. Ufak ve yumuşak taneleri ile tazesi kadar kurusu da severek yenilen dut, beyaz ve kara renkleri olmak üzere farklı türleri olan bir meyvedir. Besleyici yönü ile de öne çıkan dut, kalp ve kemik sağlığına dost özelliktedir.

Antioksidan değeri yüksek bir meyve olmasından dolayı, hastalıklardan korunmak ve sağlam bir bünyeye sahip olmak için mutlaka dut yenilmesi tavsiye edilmektedir. Oldukça narin bir meyvedir. Çok soğuk veya sıcak havalarda çabucak zarar görür. Dutu toplamak için ağacının altına temiz bir bez serilir. Ağacın dalları silkelenir ve dutun bu büyükçe beze dökülmesi sağlanır.

Toplandıktan sonra ise taze olarak tüketilecekse hemen yenmeli veya buzdolabında tutulmalıdır. Eğer şurubu, pekmezi veya marmelatı yapılacaksa da hemen işleme alınmalıdır. Aksi halde çok kısa bir süre içerisinde çürüyüp ziyan olacaktır.

Dut Çeşitleri Nelerdir?

Dut Çeşitleri Nelerdir?

Dünya genelinde yaygın olarak yetiştiriciliği yapılan dutun birden çok çeşidine rastlamak mümkündür. Ticari anlamda kazancı yüksek bir ağaç türü olduğundan, dut ağacı son derece değerli bitkidir. Dünyada üretilen pek çok dut çeşidi, yetiştirildikleri ülkenin ya da bölgenin adını almış durumdadır. Buna göre; Afrika dutu, Himalaya dutu, ıhlamur yapraklı dut, Teksas dutu, Çin dutu ve Moğol dutu gibi çeşitleri vardır. Ülkemizde de yaygın şekilde dut yetiştiriciliği yapılmasına rağmen birkaç çeşit dut türü mevcuttur. Bunlar arasında beyaz dut, kara dut ve mor dut çeşitleri yer almaktadır.

Dutun Özellikleri Nelerdir?

Dutun Özellikleri Nelerdir?

Dünyada ve ülkemizdeki birçok toprak yapısına uyumlu olan dut ağacı, pek çok yöre insanının başlıca geçim kaynaklarından biridir. Üretim aşamasında üreticisine en düşük maliyeti sunan dut, satış aşamasında pazarın en değerli meyvelerinden biri özelliğindedir. Dut ağacının meyvesi mevsiminde taze olarak tüketilebildiği gibi, mevsimi dışında da pestil ve pekmez gibi şekillerde tüketilebilmektedir.

Böylece dutun faydalarından her daim yararlanmak insanlar için mümkün olmaktadır. Beyaz dut tatlı ve daha sulu özellikte iken, kara dut ekşi ve daha sert yapıdadır. Bu nedenle beyaz dut genellikle pestil yapımında, kara dut ise pekmez ve şurup yapımında kullanılmaktadır.

Dutun Faydaları Nelerdir?

Dutun Faydaları Nelerdir?

İçeriği vitamin ve mineraller bakımından oldukça zengin olan dut, sağlık için vazgeçilmez bir meyvedir. Sindirim sistemi dostu olan dut, kabızlık ve şişkinlik gibi sorunların önüne geçer. C vitamini içeriği sebebiyle grip gibi kış hastalıklarını kolay atlatmak mümkündür. Göz sağlığını koruyucu etkisi vardır. Şeker hastalarında kan şekerini düzenli bir seviyede tutmaya yardımcıdır. Kanser hücrelerini önler.

Kolesterol seviyesini de ideal ölçüde tutmaya yarar. Ameliyatlar sonrası tüketildiğinde kan dolaşımını hızlandırdığı için enfeksiyon riskini önler. Uzun süren kabızlık şikayeti için her gün 10 adet dut yemeye özen gösterilmelidir. Pek çok iç organa faydaları ile ön planda olan dut, karaciğer ve böbreklerin temizlenmesi için en ideal meyvelerden biridir.

Çocukların gelişimi için faydalı olmasının yanı sıra zekanın gelişmesinde de olumlu etkisi büyüktür. Uykusuzluk sorunu çekenler için dut birebirdir. Ayrıca pekmez olarak tüketildiğinde birçok mide rahatsızlığının iyileşmesi ve astım gibi kronik hastalıkların hafiflemesi mümkündür. Dut meyvesi kurutularak da kullanılabilir. Dut kurusu şeklinde tüketilerek her mevsim  tüm faydalarından yararlanılabilir.

Dut Yaprağının Faydaları

Meyvesinden ziyade dut ağacının yaprakları da sağlık için oldukça faydalıdır. Çok yüksek miktarda protein, kalsiyum, demir, mineral ve antioksidan içerir.  Ayrıca şekerin hızlıca kana karışmasını önler. İdrar söktürmek amacıyla yaprakların kaynatılarak tüketilmesi uygundur. Bitki sıcak suda yaklaşık 10 dk demlenerek de çayı tüketilebilir. Dut yaprakları asla kaynatılarak içilmez. Ayrıca asma yaprağı gibi sarılarak da tüketilebilir.

Beyaz Dutun Faydaları

Her türü insan sağlığı için mucizevi özelliğe sahip olan dutun beyaz renkte olanı hem lezzet hem de görüntü olarak oldukça cezbedicidir. Şifa amacıyla kullanımının Osmanlı dönemine kadar uzandığı beyaz dut, içerdiği maddeler nedeniyle antibiyotik ilaç niteliğinde bir meyvedir. Diyabet hastalarının zor kapanan yaraları için beyaz dut meyvesi ya da yaprakları kullanıldığında yaralar hızla kapanacaktır.

 

Ayrıca geçmek bilmeyen egzama sorununa karşı da dut oldukça faydalıdır. Dut ile egzama tedavisi için kaynamış suyun içerisinde kaynatılmış bir avuç dolusu dut kurusuna ihtiyaç vardır. Hafif soğutulduktan sonra ellerinde egzama olan kişilerin bu suyun içinde yaklaşık 10 dakika ellerini bekletmeleri ellerdeki bu rahatsızlığın zamanla geçmesini sağlayacaktır. Haftada üç kez bu uygulamayı yaparak egzama rahatsızlığından kurtulan kişilerin sayısı bir hayli çoktur.

Kara Dutun Faydaları

Bağışıklık sisteminin güçlenmesi, saçların sağlıkla parlaması ve şeker hastalığının etkilerini azaltmak, kara dutun başlıca faydaları arasındadır. Diş ve diş eti sağlığı için inanılmaz etkileri ile alternatif tıp niteliği kazanmış olan karadut yaprakları, diş eti kanamalarının azalmasını ve daha sağlıklı diş yapısına sahip olmayı sağlamaktadır.

Kan hücreleri yapımında etkili olan magnezyum, potasyum ve demir bakımından en zengin meyvelerden biridir ve bu özelliği sayesinde kan yapıcı niteliği oldukça fazladır. Ayrıca kalsiyum oranının fazla olması da kemik sağlığı açısından faydalı olmasına neden olmaktadır.