Sıcak bir yaz gününde yenen iyi bir dondurmanın tadı başka hiçbir şeyde yoktur. Peki dondurmanın herkesi gülümseten sırrı ne? İşte dondurma hakkında bilmeniz gereken her şey…

DUVAR-  Dondurmanın keyfi daha o rengârenk tezgâhın başında seçim yapmakta zorlanırken başlar. Bir sonraki buluşmanın planıysa, külahın son lokmasına gelmeden yapılmıştır bile. Peki dondurmanın mucidi kim? Nasıl yapılıyor, Roma dondurmasının olayı nedir? Türkiye’nin en meşhur dondurmacıları hangileri?

1) KİM İCAT ETTİ?

dondurma3

Dondurmanın bilinen bir mucidi yok; haliyle rivayet muhtelif. İncil’de Kral Süleyman’ın ‘hasat zamanı buzlu içecekler tükettiğine’ dair ifadeler mevcut; Büyük İskender’in bal, meyve, şarap ve yemişlerle tatlandırılmış buz yemeyi sevdiği rivayet ediliyor. ‘Roma’yı yakan zalim imparator’ Neron’un, meyveyle karıştırılmak üzere buz getirmeleri için kölelerini dağlara gönderdiği belirtiliyor.

KÖKENİ ÇİN’DE

Ancak tarihçilere göre, bugün bildiğimize benzeyen, yani sütle yapılan ‘ilk dondurma’nın kökeni tam 2 bin 200 yıl önceye, Asya’ya dayanıyor. Zira Çinlilerin M.Ö. 200’lerde bir tür süt-pirinç karışımını karda dondurarak elde ettiği yiyecek, ilk sütlü ‘dondurma’ olarak kabul ediliyor. 7. yüzyıla gelindiğindeyse, İmparator Tang ‘işi ilerletmiş’ görünüyor. Kaynaklara göre, Tang’ın tam 94 ‘buzcu’su varmış. Görevleri, manda sütüyle karıştırılıp kafurla tatlandırılmak üzere hanedana dağlardan buz getirmekmiş.

AVRUPA’YA MARCO POLO GETİRDİ

Peki Çinlilerin sütlü dondurma ‘icadı’, bugün anavatanı sanılan İtalya’ya nasıl geldi? Burada iş, yaklaşık 600 sene sonra, Marco Polo’ya düşmüş. Venedikli seyyah, 13. yüzyılda meşhur Çin gezisinden Avrupa’ya döndüğünde cebinde dondurma tarifleri de varmış. İşte o tarifler, aşçılar tarafından sürekli geliştirilerek 16. yüzyıla gelindiğinde dondurmaya dönüşmüş.

VOLTAIRE VE DIDEROT’NUN GİTTİĞİ DONDURMACI

Söylencelere göre, dondurma Fransa’ya, Kral 2. Henry ile evlenen İtalyan soylu Catherine de Medici’nin aşçıları tarafından 1553’te götürülmüş. 17. yüzyılda hüküm süren İngiltere Kralı 1. Charles sofrasından dondurmayı eksik etmezmiş. Hatta tarifini kimselerle paylaşmaması için aşçısına hatırı sayılır miktarda bir ödeme yapmış.

cafe procope

Café Procope. Fransa Ulusal Kütüphanesi koleksiyonunda bulunan bu gravürde, Voltaire (elini kaldıran) ve Diderot ‘dondurmacı’da.

Dondurmanın Avrupa’da aristokratların sofrasından çıkıp biz fanilere ulaşmasını ise Sicilyalı bir göçmene, Francisco Procopio Cuto’ya borçluyuz. Procopio 1670’de Paris’in ilk kafesi olan Café Procope’u açmakla kalmayıp, kenti dondurmayla tanıştırdı. Yarattığı trend öyle ‘tatlı’ydı ki, 1676’ya gelindiğinde Paris’te dondurmacı sayısı 250’ye ulaşmış, dondurma pastane ve restoranların da menüsüne girmişti.

Avrupa’da hızla yayılan dondurma modası, Kuzey Amerika’ya ise 18. yüzyılın ortalarında ulaştı. İlk dondurma fabrikası ABD’de, Jacob-Fussell tarafından 1851’de kuruldu. 20. yüzyılda soğutucuların ve yeni nesil dondurma makinelerinin icadı gibi teknolojik gelişmeler dondurmayı iyice yaygınlaştırdı.


2) GELATO, SORBE, MARAŞ… NE FARKI VAR?

Dondurma en basit tanımıyla süt, şeker ve meyveyi, yumurta, salep, nişasta veya guar zamkı gibi kıvam vericilerle karıştırıp dondurarak yapılır. Ancak tabii ki bu kadar kolay değil; her ustanın kendi formülü, her yöntemin kendi inceliği, her markanın kendi hedefi var. Sütün cinsi veya kullanılan makineden, kıvam vericinin ne olduğuna ve dondurmanın kaç derecede muhafaza edildiğine uzanan parametreler, lezzette belirgin değişime yol açıyor. Peki hangi tip dondurma nasıl yapılıyor?

İTALYAN TAZELİĞİ: GELATO

dondurma1

Girandola. Arnavutköy, İstanbul.

Son yıllarda Türkiye’de de epey popüler olan klasik, ‘taze’ İtalyan dondurması. Geleneksel olarak ‘artisan’ bir felsefeyle, günlük süt, krema ve taze meyvelerle yapılıyor. Raf ömrünü uzatmak için katkı maddesi kullanılmıyor, yani taze tüketiliyor; ki en önemli özelliği de bu.

‘Gelato’nun bir diğer tanımlayıcı özelliği, çok az hava içermesi. Endüstriyel dondurmalar maliyeti düşürmek için bol miktarda havayla adeta köpürtülürken, gelatoda hava oranı geleneksel olarak yüzde 25-30’u geçmiyor. Yumuşaklığını koruması için -12 ila -15 derece arasında muhafaza ediliyor. Tüm bunlar şu anlama geliyor: Gelato diğer dondurmalara kıyasla daha yoğun, daha kıvamlı. Geleneksel bir ‘gelato’da meyve tadını daha çok almamızın nedeni de bu. Bu dondurmada yağ ve şeker oranları da diğerlerine kıyasla yüzde 50-60 oranında daha düşük. Doğal ürünlerle yapılması, ‘hava basılmaması’ ve el işçiliği, ‘artisan’ gelatonun maliyetini artırıyor.

MEYVENİN EN TATLI HALİ: SORBE

dondurma2

Creative Commons üzerinden alınmıştır.

Etimolojik kökeni ‘şerbet’e dayanıyor; ‘karsambaç’ı andırıyor. En basit tanımıyla, ‘dondurulmuş meyve püresi’. Ayırt edici özelliği, içinde süt bulunmaması. Şeker ve suyun mevsimsel meyveler ile belli oranlarda karıştırılmasıyla yapılıyor, meyve tadını öne çıkarmak için limon suyu da kullanılıyor. Süt içermediği için aslında teknik olarak dondurma kategorisinde sayılmıyor. Şeker yerine bal kullanılabiliyor; meyvenin tadına veya tarife göre ‘sıfır şeker’le yapılanları var. Reçeteler meyveden meyveye, mevsimden mevsime, ustadan ustaya değişiyor. Vegan ve vejetaryenler için en serin lezzet…

MARAŞ’TAN BAŞKA YERDE YOK!

Gerçek Maraş dondurması yapmak için uyulması gereken kurallar, tıpkı bu dondurmanın kendisi gibi ‘sert’. Keçi sütü ve salep kullanılması şart; tekniği bilen ustalar tarafından dövülerek dondurulması, bu sayede elastik hale getirilmesi gerekiyor.

Bu dondurmayı benzersiz kılan ana faktör ise Maraş’ın kendi doğal aroması… Zira kenti kuşatan Ahir Dağı’nın faunasından beslenmiş keçilerin sütü kullanılıyor, salep de yine bölgedeki yabani orkidelerin yumrularından elde ediliyor. Maraş dondurmasının parlak beyaz rengi ve satırla kesilmesini gerektiren kendine özgü sertliği de keçi sütünden geliyor. Gerçek Maraş dondurmasında ‘hacim genişlemesi’, yani içine basılan havanın oranı yüzde 50’yi geçmiyor. Makbulü, çatal ve bıçakla yenecek kadar sert, kıvamlı olanı…

‘SANAYİ TİPİ’ DONDURMA

dondurma4

Bir de ‘market dondurması’ diye bildiğimiz endüstriyel dondurma var. Yağ oranı bazı ‘modeller’de yüzde 15’i aşıyor; hacminin genişlemesi için çok yüksek oranda hava basılıyor. Doğal dondurmaların aksine, içinde bitkisel yağ, glikoz şurubu, soya aroması, peyniraltı suyu ve kıvam artırıcılar gibi maddeler var. Uzmanlara göre, ‘gerçek’ dondurma değil.


3) NEDİR BU ROMA DONDURMASI?

Yeşilköy Roma Dondurmacısı. Fotoğraf kendi sitesinden alınmıştır.

Yeşilköy Roma Dondurmacısı. Fotoğraf kendi sitesinden alınmıştır.

Bir ara her köşe başında karşımıza çıkardı: ‘Meşhur Roma Dondurmacısı’, ‘Gerçek Roma Dondurması’, hatta ‘Öz Hakiki Roma Dondurması’… Gelgelelim, Roma’da ‘Roma dondurması’ diye bir şey yok! İtalya’da dondurma yapım teknikleri ve tarifler (ülkedeki diğer her şey gibi) güneyden kuzeye yol boyu değişiyor. Fakat hepsinin ortak adı ‘gelato’. Peki o zaman nedir bu ‘Roma Dondurması’?

‘Dondurma canavarı’ çocuklardan biriyken, bir yazlık sitedeki Roma Dondurmacısı’nın makinesine saçlarımı kaptırmıştım. Kaymaklı dondurmayı karıştırdığı sırada oluşan helezonik şekillerden gözlerimi alamamıştım… Alın çizgimin hemen bittiği yerde, pek de küçük olmayan bir alanda saçlarım olmasızın gezmek zorunda kaldığım ayların travmasını yine Roma Dondurması yiyerek atlattığımı sanıyordum ki, o makine bir kez daha karşıma çıktı!

“Adı neden Roma Dondurması?” sorusuyla aradığım bir dizi dondurmacıdan “İtalya’nın başkenti olduğu için” yanıtını aldım. “Dondurmayı ilk bulan Çinliler ama ilk kullanan İtalyanlar” gibi fıkravari bir yanıt da geldi. İşin aslını, Büyükada’da 1962’den bu yana hizmet veren Büyükada Roma Dondurmacısı’ndan Hasan Usta anlattı. Yanıt, bizzat o makinede saklıydı!

MAKİNA + TAZELİK = ROMA DONDURMASI!

dondurma6

İşte o makina! (Fotoğraf, Cattabriga’nın sitesinden alınmıştır.)

Hasan Usta’nın aktardığına göre, hikâye bir yanıyla şöyle: Bolognalı Otello Cattabriga, 1927 yılında ilk otomatik dondurma makinesini icat eder. Dondurma karışımını dikey bir eksende hem soğutup hem karıştıran bu makine, güç gerektiren geleneksel el yapımı tekniği bir adım öteye taşır. Sektör kendi adına devrim yaşar: Dondurma üretimi hızlanır, imalathanelerde kadınlar da çalışmaya başlar, makine ve mucidinin ünü yayılır. Türkiye’de de bu marka makineyi kullanan dondurmacılar açılır; janjanlı ve itibarlı dükkan ismi arayışlarında, muhtemelen kulağa daha ‘seksi’ geldiği için ‘Romalılık’ tercih edilir. Mucidin Bolognalı olduğu unutulur…

Hikâyenin bir diğer yanına da, Ortaköy’ün ünlü Roma Dondurmacısı Liji’nin sahiplerinden Fuat Güler dikkat çekti. Güler “Neden Roma?” sorusuna hiç duraksamadan, “Taze olduğu için” yanıtını verdi. Türkiye’deki her Roma dondurmacısının İtalyan usulü günlük taze dondurma çıkarıp çıkarmadığı meçhul ama Liji, Büyükada ve Yeşilköy gibi ‘eski Romalılar’ hala bu yöntemle üretim yapıyor.


4) ELVIS’TEN UZAYA, 9 ‘İLGİNÇ’ BİLGİ

dondurma8

Sundae. Creative Commons üzerinden alınmıştır.

SALEP İHRACATI YASAK: Türkiye’de dondurmaya kıvam vermek amacıyla yaygın olarak kullanılan salebin ihracatı yasak. Zira dondurma düşkünlüğümüz salep orkidesini yok olma tehlikesiyle karşı karşıya getirmiş durumda. MADO, bu tehlikeye karşı özel yetiştirdiği salebi, eğitim verdiği köylülere toplatıyor.

SARAYIN TERCİHİ FISTIKLI: Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde yabancı konuklara ve özel davetler sırasında
dondurma ikram edildiği biliniyor. Menülerde en sık rastlanan çeşit fıstıklı.

FESTİVAL ZAMANI: Maraş’ta, Maraş dondurmasını tanıtmak için her yıl dondurma festivali düzenleniyor.

dondurma 13ÜNİVERSİTESİ, MÜZESİ VAR: İtalyan dondurma makinesi markalarından Carpigiani, 2012’de Bologna’da bir ‘dondurma üniversitesi’ ve müzesi açtı. Müzede, dondurmanın tarihine dair 10 bin fotoğraf ve belge, video- röportajlar, 20 orijinal makine ve çeşitli aletler sergileniyor.

KÜLAHI GEÇ GELDİ: Dondurmayla külah ilk defa, ABD’nin St. Louis kentinde 1904’te düzenlenen Dünya Fuarı’nda buluştu.

NEDEN SUNDAE: ABD’de sos ve şuruplarla servis edilen, Türkiye’de de bazı zincir fast-food restoranlarında satılan dondurmalı tatlı ‘Sundae’, adını din adamlarına verilen bir tavizden alıyor. Söylenceye göre, dönemin moda içeceği dondurmalı sodanın satışı, Evanston kasabasının din adamları tarafından dikkat dağıttığı gerekçesiyle pazar günleri yasaklanmış. Gelirinden olmak istemeyen esnaf çareyi yasağın etrafından dolanmakta bulunmuş; soda yerine şurup kullanarak yeni bir tatlı icat etmiş: Ice Cream Sunday (Pazar dondurması). Ancak kiliseyi daha da kızdırmamak için sondaki ‘y’ harfi değiştirilmiş.

ASTRONOTLARIN AKLINDAN ÇIKMIYOR: NASA’ya göre, Amerikalı astronotların uzayda en çok özlediği üç gıdadan biri dondurma. Diğer ikisi, pizza ve gazlı içecek.

KRAL’IN SON TERCİHİ: Rock’n Roll’un Kralı Elvis Presley’nin ölümünden önce son yediği şey dört top dondurma ve çikolata parçalı bisküviydi.

REKLAM HİLESİNE DİKKAT: ABD’de bazı dondurma reklamlarında erimiş bir görüntüden kaçınmak için patates püresi kullanıldığı biliniyor.


5) NEREDE YEMELİ?

dondurma9

ALİ USTA
Ünü İstanbul’u aşan Ali Usta 1969’dan bu yana hizmet veriyor. Günün hemen her saati önünde uzanan kuyrukla Moda’nın simgesi. 70’e yakın çeşitten her gün 35-40’ı tezgahta bulunabilir. Kavrulmuş badem tanelerini göz ardı etmenin imkânsız olduğu bademli ve antep fıstıklı dondurmasının yanı sıra tarifini sakladıkları şeker pembe ‘Santa Maria’sı meşhur. Müdavimleri arasında Acun Ilıcalı, oyuncu Emre Kınay ve Fenerbahçeli futbolcular var.

Topu 4, kilosu 60 TL.

BAYLAN PASTANESİ
İstanbul’un en eski pastanesi; 62 yıldır tadına doyulamayan ‘Kup Griye’nin mucidi. Avrupa’nın bazı pastanelerinde ‘Coupe Baylan’ adıyla yapılan bu tatlıyı, “Vanilyalı ve karamelli dondurmanın kremşanti, balbadem ve karamel sosuyla karşı konulamaz karışımı” diye niteliyorlar. Tarifi 1954’ten bu yana hiç değişmemiş.

Kup Griye: 17 TL.

BEŞİKTAŞ ROMA DONDURMACISI
Beşiktaşlıların 1962’den bu yana ‘vazgeçilmez’ uğrak noktası. İnek sütü kullanıyorlar, taze meyveleri tercih ediyorlar. Meyvelilerin yanı sıra tarçınlı, karamelli ve çikolatalı dondurmaları meşhur.

Topu 2.5, kilosu 34 TL

BALKAYMAK
1980’den bu yana Moda’da. Balı Erzincan’dan, keçi sütü Bafra’dan, salebi Kastamonu’ndan geliyor. Çikolatalısında bile diyet seçeneği var. En çok sattığı çeşitler balkaymak, karadutlu ve damla sakızlı. Turkuaz renkli ‘İtalyan karamel’ modeli, yani karamelli-sakızlı dondurması da mutlaka denenmeli. Ünlü müdavimleri arasında Ali Sunal, Ceyda Düvenci ve Kenan İmirzalıoğlu’nu sayıyorlar. 5 yıldızlı otellere satış yapsalar da, imalathaneleri hala Moda’da.

Topu 3.5, Kilosu 45 TL.

BÜYÜKADA ROMA DONDURMACISI
Büyükada’nın en işlek noktasında, İskele Caddesi’nde 1960’dan bu yana hizmet veriyor. 30 civarında çeşidi var; karpuzlu ve karadutlu çok lezzetli. Girişte müşterileri güleryüzle karşılayan Hasan Usta, “Bebekken ilk dondurmalarını buradan yiyenler şimdi bana ‘dede’ diyor” sözleriyle Adalıların gözündeki yerini özetliyor.

1 topu 1.5 TL, 5 topu 5 TL.

CREMERIA MILANO
İtalyan Benucci ailesinin ‘1930’ların gerçek İtalyan dondurma lezzetini canlandırma’ mottosuyla kurduğu Cremeria Milano’nun Çek Cumhuriyeti ve Slovakya’da da şubeleri var. Süt, krema, yumurta, şeker ve taze meyve gibi doğal malzemelerle yapılan Milano usulü ‘artisan’ dondurma satıyor. Özellikle Bebek şubesi ünlüler geçidine sahne oluyor; Ebru Akel, Çetin Tekindor ve Kıvanç Tatlıtuğ müşterileri arasında. Mojitolu dondurması popüler, hindistancevizli ve bitter çikolatalısı enfes.

Topu 6, iki topu 11, kilosu 60 TL.

DONDURMACCI
Yüzde 100 doğal dondurma yapıyorlar; hiçbir katkı maddesi veya yapay tatlandırıcı kullanmıyorlar. Fıstık Antep’ten, fındık Giresun’dan, portakal Antalya’dan, salep Maraş’tan geliyor. Mevsimsel meyvelerle ürettikleri dondurmanın çeşidi yıl boyunca 100’e yaklaşıyor. Manda sütlü ve tuzlu karamelli dondurmaları ile vişneli sorbesi mutlaka denenmeli.

Küçük topu 2.5, büyük topu 3,5, kilosu 60 TL.

DONDURMINO
Alaçatı’dan sonra ikinci şubesini Karaköy’de açtı. ‘Türkiye’de sadece bir çiftlikte var olan’ Jersey sütünü kullanarak gerçek manada İtalyan ‘gelato’su yapıyorlar. Nutella’dan acı bademe, lavanta-biberiye-fesleğen karışımından incirli-cevizli ve limoncello’ya uzanan 70 çeşit dondurması var. Spesiyalleri, İtalyan peyniri Mascarpone üzerinde çıtır çikolata bulunan ‘Besame mucho (Beni daha çok öp)’. Her gün değişen ‘şefin spesiyali’ni de unutmamalı.

Topu 5, kilosu 80 TL.

GIRANDOLA
Gerçek İtalyan dondurmasının İstanbul’daki en iyi adreslerinden biri. En az 20 çeşit dondurma her daim mevcut. After Eight, Yalancı Mojito, Portakallı Bademli gibi çeşitleri mevcut; hepsi taze. Tarçın-elma mutlaka denenmeli.

Topu 6, kilosu 60 TL.

GÜNEŞ DONDURMA
1975’ten bu yana Bebek’te. 15 sene önce kış mevsiminde de hareketlilik sağlamak için waffle işine girmişler ama “Asıl işimiz dondurma, biz eski dondurmacıyız” diyorlar. 22 çeşitten denenmesi ‘elzem’ olanları, karadut, sakız, limon ve kavunlu dondurmaları. Müdavimleri arasında şarkıcı Pakize Suda, futbolcu Arda Turan ve ‘ikoncan’ Eda Taşpınar var.

Bir topu 2.5, kilosu 45 TL.

KURTULUŞ DAMLA DONDURMACISI
1989’dan bu yana bölgenin en meşhur dondurmacılarından biri. 11 çeşit dondurmaları arasında en beğenilenleri, sade, çikolatalı, limonlu ve çilekli.

Topu 1.75, kilosu 32 TL.

LİJİ ROMA DONDURMACISI
İlk şube 1962’de Kınalıada’da açılsa da 1974’te kapanmış. 1982’de yeniden açıldığı Ortaköy’de, Dereboyu Caddesi’nde hizmet veriyor. Balkan göçmeni sahipleri, esasında ‘1939’da Sofya’da açıldıklarını’ vurguluyor. Özelliği, doğal malzemelerle günlük dondurma çıkarması. Tahinli-cevizli, fıstıklı ve damla sakızlı dondurmaları meşhur.

Topu 2, kilosu 40 TL.

MİNİ DONDURMA
1968’den bu yana Bebek’te adı gibi ‘mini’ bir dükkanda, önünde uzayan kuyruklara rağmen ikinci bir şube açmadan hizmet veriyor. 22 çeşit dondurması var. Meşhur damla sakızlı dondurmasının sakızı bizzat Sakız Adası’ndan, sütü özel bir çiftlikten geliyor. Kendi özel tavsiyeleri, damla sakızlı, bal-bademli, kestaneli ve tabii ki, ‘piyasada başka hiçbir yerde yok’ diye anlattıkları ünlü güllü lokumlu dondurma. “Müdavimleriniz kim?” sorusuna “Orhan Gencebay bal-bademliye bayılır, Ebru Şallı güllü lokumlu yer” yanıtını alıyoruz.

Topu 2.5, kilosu 45 TL.

NAZMİ USTA’NIN GİRİT SAKIZ DONDURMASI
Eski Foça’nın 30 yıldır eskimeyen yüzü. Sakızlı dondurması ve önünde uzanan kuyrukla meşhur. 35 çeşit dondurma yapıyor, 20’sini her gün tezgahta bulmak mümkün. Sakızı Sakız Adası’ndan, karadutu Tire’den, fıstığı Antep’ten getiriyor. Cevizli dondurmasının cevizi daha iç kemiği oluşmadan toplanıyor, kavunlu sorbesinde mutlaka topatan kavunu kullanılıyor. Müdavimleri arasında eski Beşiktaşlı futbolcu Metin Tekin var.

Topu 1,5 kilosu: 25 TL.

YAŞAR PASTANESİ
MADO’nun ‘doğum yeri’, bir tür ‘Maraş dondurması müzesi’. 1980’de Maraş’ta açılan Yaşar Pastanesi, dört kuşaktır dondurmacılık yapan sahiplerinin aile yadigarı eski eşyaları ve dövme ustalığının sergilendiği ‘Maraş dondurması’ şovları ile turist mıknatısı sayılıyor.

Kilosu: 28 TL.

YAŞAR USTA’NIN SORBE VE DONDURMASI
Yaşar Usta tam 54 yıldır dondurma yapıyor; dondurma ve sorbelerinin büyüsünü şöyle anlatıyor: “Dondurmanın sırrı gayet basittir. Dört püf noktası vardır. Birincisi temizliktir. İkincisi dürüstlüktür. Üçüncüsü sevgidir. Dördüncüsü tüm müşterileri ailenin bir ferdi olarak görmektir.” İlk şubeyi Bostancı’da açmış; bugün Bostancı, 4. Levent, Bağdat Caddesi, Koşuyılu, Cihangir, Kadıköy ve Bakırköy’de şubeleri var. Kavunlu sorbe ve cicibebeli dondurması çok lezzetli. Cihangir şubesinin müdavimleri arasında Orhan Pamuk ve Kenan İmirzalıoğlu da var.

Kilosu 60 TL.

YEŞİLKÖY ROMA DONDURMACISI
1970’de iki kardeş tarafından kurulmuş, bugün ikinci nesi tarafından işletiliyor. İtalyan tipi dondurma yapıyorlar; sırları da taze malzeme kullanmaları. Müdavimleri arasında Galatasaraylı sporcular, özellikle de basketbolcular var. Yaklaşık 20 çeşit dondurmasının en beğenilenleri kestaneli, çikolatalı ve kaymaklı. Bu yaz ‘İtalyan karameli’ni de denemeli…. Topu 2, kilosu 40 TL.

Hamilelerde Turşunun Önemi Nedir_Turşu Nedir

Turşu Aşermenin Sebebi Nedir

Türk sofrasının geleneksel tatlarından biri ve kış hazırlığının önemli bir ürünüdür.

Çeşitli meyve ve sebzelerin sirke ve salamura (tuzlu su) içindeki laktik asit fermantasyonu ile veya sulandırılmış sirke içinde hazırlanarak daha uzun süre saklanabilecek hale getirilen ve daha çak garnitür olarak tüketilen sebze ve meyve ürünleridir.

TURŞU NASIL YAPILIR

Turşu kurma çeşitli sebze ve meyvelerin salamura adı verilen tuzlu, asitli çözeltide bir süre bekletilerek uzun süre saklanabilecek hale getirilmesidir. Genelde kırsal alanda kışa hazırlığının önemli bir kısmıdır. Elde edilen ürüne turşu denir.

Arkaik kültürde ilk kez topraktan yapılma büyük boy küpler içerisinde kurulumu yapılmaktaydı. Ticari ürün olarak kullanılmaya başlandığı antik çağlarda ahşaptan yapılan kaplarla taşındığı ve saklandığı da görülmekle birlikte ahşap ve asidin reaksiyonları nedeniyle kalıcı olarak hep toprak kaplar tercih edilmiştir. Günümüzde bu tür toprak kapların yerini plastik, cam kavanoz, paslanmaz teneke kaplar almıştır.Türklerde önemli bir yeri vardır ve ilk olarak Türkler tarafından üretilmiştir.

EV TURŞUSU

Körpe sebze ve meyveler sıkı dokularından dolayı turşulanmaya daha elverişlidir. Turşusu yapılabilen sebze meyveler arasında salatalık, lahana, biber, yeşil domates, yaban eriği, acur, havuç, kabak, fasulye, pancar, ayva ve elma bulunur. Turşu kurulumunun yapıldığı kaba karpuz kabuğu, nohut, nar, sarımsak, dere otu, maydanoz, zencefil gibi malzemeler aroma vermek amacıyla eklenir.

Turşusu kurulacak olan malzemeler % 5-10’luk tuz çözeltisine basılır ve laktik fermentasyon süreci başlar. Sebze ve meyvelerdeki şeker 20-25 C sıcaklıkta, genelde birkaç haftalık bir sürede laktik aside dönüşür. Fermentasyonu hızlandıracak kimyasallar kullanılabilir. Sonuçta elde edilen çözeltinin asitliği %1 civarındadır. Fermentasyon süresince tuzlu çözelti istenmeyen organizmaların üremesini engeller.

İŞLETME TURŞUSU

İşletmelerde üretilen turşular otoklav turşusu ve fermentasyon turşusu olmak üzere ikiye ayrılmaktadır.Otoklav turşusu tıpkı konserve üretiminde olduğu gibi,sebzelerin yıkanıp ayıklandıktan sonra, tuz,sirke ve sarımsak içeren dolgu sıvısı ile beraber ambalaj malzemesine doldurulması,kapanıp ısıl işlem uygulanması ile elde edilir.Fermentasyon turşuları ise, önceden tekniğine uygun olarak büyük hacimli fıçılarda yapılmış turşuların, üründe tat dengesi kurulduktan sonra, açılarak daha küçük ambalajlara doldurulması ve ışıl işlem uygulanması ile edilir.

TURŞUNUN TARİHİ

Turşu üretiminin tarihi çok eski yıllara dayanmaktadır. Ancak turşu üretimine ne zaman başlandığı hakkında elimizde bir belge yoktur. İnsanların sirke veya tuzu tanımalarından sonra turşu üretimine başlamış olmaları kabul edilebilir.

Sebze ve meyvelerin dayanıklı hale gelmeleri için çeşitli yöntemler geliştirilmiştir. Gıdaların fermentasyon yöntemiyle dayanıklı hale getirilmesi oldukça karmaşık ve belli birikimi gerektirmesine, eldeki bulgulara göre milattan 7000 yıl öncelerine kadar giden bira, şarap ve sirke gibi fermente ürünlerin üretildiklerine ait bulgulara rastlanmaktadır. Sirke üretimini gerçekleştiren insanın sirkeli turşuyu da üretmemesi için bir neden olmaması gerekir.

TURŞUNUN FAYDALARI

Türk mutfak kültürünün ayrılmaz bir parçası olan turşunun sağlık açısından da önemli bir işlevi olduğu tespit edildi. Suyunun iştah açıcı özelliğine sahip olduğu bilinen turşunun, kanserden gribe, ülsere kadar ona yakın hastalığa karşı koruyucu olduğu belirlendi. Uzmanlar turşunun bilinenin aksine midenin düşmanı değil, dostu olduğunu söylüyorlar. Sebze ve meyvelerden 100’ün üzerinde çeşidi yapılan turşunun tam bir doğal şifa kaynağı olduğu ortaya çıktı. Uzmanlar soğan, sarımsak, kozalak, armut, enginar, elma, yumurta, kiraz, vişne, ayva gibi hem ülkemizde üretilen hem de yurt dışında ithal edilen sebze ve meyvelerden imal edilen turşunun her çeşidinin sağlık açısından çok önemli işlevlere sahip olduğunun söylüyorlar.

Kayısı Nedir? Çeşitleri, Özellikleri ve Faydaları Nelerdir?

 

Gülgiller ailesinden olan kayısı, bağışıklık sistemini güçlendiren, vücuttaki zararlı maddelerin atılmasını sağlayan, cilt ve saçlara iyi gelen mucizevi bir meyvedir. Yağı, çekirdeği ve meyvesinin kendisi de kullanılan kayısının diğer faydalarını öğrenmek için yazımızın devamını okuyabilirsiniz.

 

Düşük kalorili olması ve lifli yapısı nedeniyle birçok insanın severek tükettiği kayısı, daha çok zayıflamak isteyenlerin tercihidir. Kilo kontrolünü sağlamak ve bağırsakların düzenli çalışmasını isteyenler, kayısıyı düzenli olarak yemektedirler. Uzmanlar bu meyvenin kurusunu da yaş halini de önermektedir. İçerisinde bulunan pektin, lif ve selüloz bağırsakların daha iyi çalışmasını sağlamakta, kabızlık ve basur gibi sorunların önüne geçmektedir.

Kayısı hemen hemen dünyanın her yerinde yetiştiriciliği yapılan bir meyvedir. Ülkemizde ise Malatya yöresinde yetişen kayısılar son derece meşhurdur. Bilinen altı adet çeşidi bulunmaktadır. Kayısının hem meyvesi hem çekirdeği sağlık için faydalıdır. Yetiştiriciliği kolay olan kayısı, evlerin bahçelerinde bile yetişebilmektedir. Kayısı ağacının çiçekleri yaklaşık olarak Nisan sonuna doğru açmaktadır. Çiçekli süreci iki ay kadar geçirdikten sonra Haziran ayı ortalarında meyve vermeye başlar.

 

Kayısı ağaçlarının bakımı da son derece kolaydır. Çoğu zaman doğal olarak kendi kendine bile büyüyebilirler. Ancak yağıştan en çok etkilenen nazik ağaçlardan bir tanesidir. Kayısı ağacını bu etkilerden korumanın bir yolu yoktur. Özellikle çiçeklenme döneminde yağmura, doluya yakalanan ağaçlarda meyve miktarı azdır. Meyve oluştuktan sonra gelen yağışla meyvelerde zedelenmeler olabilir. Kayısı ülkemizde meyve olarak tüketilmekle beraber reçel, marmelat şeklinde tatlılar hazırlanarak, suyu elde edilerek tüketilmektedir.

Kayısı Nedir?

Kayısı, Gülgiller (Rosaceae) familyasından olan kayısı (Prunus armeniaca), orta boylu bir meyve ağacıdır. Ağaç üzerinde oluşan meyveleri cevizden biraz iri boyuttadır ve turuncuya yakın sarı renktedir. Yapısına göre sulu, sert ve tatlı olabilir. Meyvenin çekirdeği bir adettir ve iç çekirdek de tüketilebilir. Ağaçta meyve oluşmadan önceki çiçekler pembe ya da beyaz renklerdedir.

Kayısının Özellikleri Nelerdir?

Kayısı ağacının boyu 4 metre ila 6 metre arasında değişmektedir. Nadir olarak 10 metreye kadar çıktığı olabilmektedir. Ağacın meyve öncesi sürecinde yapraklardan önce çiçekler oluşmaktadır. Meyveler oluştuğunda yeşil renktedir ve bu dönemde çağla olarak isimlendirilir.

Olgunlaştığında sarıya döner ve üzerinde pembemsi tonlar görülebilir. Hem yeni çıktığında hem olgunlaştığında meyvenin üzeri hafif tüylüdür. Bitkinin yaprakları mızrak benzeri bir formda, hafif uzun, kenarları dişlidir. Daha çok Akdeniz’e yakın ülkelerde, Asya ve Avrupa kıtalarında yetişmektedir.

Türkiye dünya kayısı üretiminde ilk sıralarda yer almaktadır. Bizi İspanya, daha sonra da İtalya gibi ülkeler izlemektedir. Ülkemizde; Malatya, Erzincan, Elazığ, Kars, Iğdır, Mersin, Muş ve Hatay kayısı yetiştiriciliğinin en çok yapıldığı illerdir. Şekerpare, Tokaloğlu, Şam, İmrahor, Muhittinbey, Hacıkız, Hasanbey ve Darende gibi çeşitleri olan kayısı birçok vitamin açısından zengin bir içeriğe sahiptir.

Kayısı Nasıl Yetiştirilir?

Bol ışık ve güneşi seven kayısı ekimi, daha çok güney yamaçlarda yapılmaktadır. Toprak olarak kumlu, humuslu, kireçli topraklarda daha iyi yetişmektedir. Dikilen kayısı ağaçlarından verim alabilmek için, bahçenin ilkbaharda hazırlanıp, sonbahara kadar dinlenmeye bırakılması gerekir. Her ağaç arasında ortalama 10 metre boşluk bırakılmalıdır. Dünyanın neredeyse tamamında yetişebilen kayısı, Akdeniz civarında çokça yetişir.

Ülkemiz, dünyada kayısı yetiştiriciliğinde %15’lik oran ile ilk sırada yer almaktadır. Türkiye’yi İspanya ve İtalya takip etmektedir. Ülkemizde başta Malatya olmak üzere Erzincan, Elazığ, Mersin, Hatay ve Ege ile Marmara bölgelerinde kayısı yetişmektedir. Genel olarak bakıldığında Akdeniz’e yakın olan Avrupa ve Asya ülkelerinde yetiştiği bilinmektedir.

Kayısı Çeşitleri Nelerdir?

Kayısının tanınmış birkaç çeşidi bulunmaktadır. Madador özellikle erken tufanda meyve veren, ağacı bodur olan çeşididir. Madadorun yetiştirilmesi için Akdeniz Bölgesi’nde özellikle Mersin ili idealdir. Renginin hoş olması ve aroma oranının yüksek olması dolayısıyla hem iç pazarda hem de ihraçta yoğun talep görmektedir.

Tirintina kayısı çeşidi, ilk ürünlerini 3-4 yaşlarında vermeye başlamaktadır. Ağacın meyvesinde şeker oranı az olduğu için tatsızdır. Buna rağmen dayanıklı ve iri olduğu için tercih edilir. Septik türü kayısı ise dayanıklılığı az ama çekirdeği tatlı olan bir çeşittir. Çekirdeği ve kendisi tatlı olan bir diğer kayısı türü İtalyan tokalıdır. Bu tür diğer çeşitlere göre daya dayanıklıdır.

Karacabey kayısısı sezon sonunda ürün vererek mevsim sonunda hala kayısı tüketimine imkan verir. Ancak meyvesi mayhoş, dayanıklı ve serttir. Çekirdekleri acı ve tatlı olabilmektedir. En sevilen kayısı türü ülkemizde de bilinen şekerparedir. Şekerpare kayısının meyveleri miniktir ve nakliyat için dayanıksız yapıdadır. Bunlardan başka; Darende, Tokaloğlu, Şam, İmrahor, Muhittinbey, Hacıkız, Hasanbey gibi çeşitleri de bulunmaktadır.

Kayısının Faydaları Nelerdir?

Düzenli olarak, vaktinde tüketilen kayısı kansere yakalanma riskini azalmaktadır. Serbest radikallerin oluşturduğu kirliliği yok ederek vücudu korumaya alır. Kabızlık konusuna bilinen en lezzetli ve akıllıca çözüm kayısı meyvesindedir. Kayısı öylece yenebileceği gibi suyu elde edilerek içilebilir de. İçeriğinde bulunan yoğun C vitamini ile kalbi çeşitli hastalıklara karşı korur.

Yine içeriğindeki yüksek demir oranı ile anemi tedavisinde tüketilmesi gereken bir meyvedir. Kayısı çekirdeğinden elde edilen yağı cilt bakımında faydalıdır. Besleyici bir özelliği olduğundan iştah açıcı özelliği bulunmaktadır. Fakat aynı zamanda bağırsakları düzneli çalıştırdığı için kilo kontrolünü sağlamak isteyenlerin en çok tercih ettiği meyveler arasında yer almaktadır. Kayısının sağlığa olan faydalarını şu şekilde detaylı bir şekilde sıralayacak olursak;

  • Hücrelere zarar veren serbest radikallerle savaşır, bu nedenle kanser oluşumunu önler. UV ışınlarının verdiği zararları azaltır. Yine kanser hücreleriyle savaşan A ve C vitaminleri açısından zengin bir içeriğe sahiptir. Kayısı çekirdeği güçlü bir antioksidandır.
  • Yüksek selüloz ve lif içerdiğinden kabızlık ve hemoroid gibi bağırsak sorunlarının önüne geçer. Bu sayede kolon kanseri riskini azaltır.
  • Demir açısından zengin bir meyve olduğu için kan hücreleri oluşumunu destekler, bu şekilde kansızlık sorununun oluşmasını engeller. Bildiğiniz gibi demir eksikliği anemi hastalığına sebep olur. Kayısı ise vücudun ihtiyacı olan demiri karşılamaktadır. Bunun dışında vücudun sıcaklığını artırır, hemoglobin üretimini destekler. Her gün sabah aç karnına yenen kayısı anemi hastalığına yakalanma riskini büyük ölçüde azaltmaktadır.
  • Likopen maddesi ve C vitamini açısından zengin olduğu için kardiyovasküler sistemin sağlığını korur, kalp krizi riskini azaltır, kötü kolesterolü düşürür.
  • Sağlıklı bir şekilde kilo vermeye yardımcı olur.
  • Göz sağlığına iyi gelir, karotenoid bakımından zengin olduğundan göz problemlerinin oluşmasını engeller.
  • Bronşit, astım, tüberküloz gibi hastalıkların semptomlarını hafifletir. Sabah aç karnına tüketilen birkaç kayısı, astım ataklarının hafif şekilde atlatılmasını sağlar. Yine kendisi kadar suyu da solunum yolları hastalıklarının tedavisinde yardımcıdır.
  • Kayısı suyu içine bir miktar bal konup içilirse, yüksek ateşin düşürülmesine yardımcı olur.
  • Kalsiyum açısından zengin bir meyvedir. Bu nedenle kemik sağlığına iyi gelir.
  • Gebelik süresince tüketilen kayısı, annenin ihtiyacı olan birçok vitamin ve minerali karşılamaktadır.
  • Cilt ve saç sağlığı için faydalıdır. Cildi  aşırı yağlı olanlar kayısı içerikli nemlendirici ve şampuanlar kullanabilirler. Kayısı çekirdekleri dövülerek cilde peeling şeklinde uygulanırsa ölü hücrelerden arınmasına yardımcı olmaktadır.
  • Kayısı suyu beyin ve sinir sistemi üzerinde olumlu etkiler yaratır, vücut sağlığı için son derece faydalıdır.
  • Kuru kayısı fazla yağların atılmasına yardımcı olur, kanın pıhtılaşmasını engeller ve kas oluşumunu destekler.
  • Kayısı yağı cilde yumuşaklık ve parlaklık kazandırır. Cildi besleyerek daha sağlıklı bir görünüme kavuşmasını sağlar.
  • Şampuanın içerisine konulan veya tek başına masaj yapılarak saç diplerine uygulanan kayısı yağı, saçların sağlıklı ve parlak bir şekilde uzamasını sağlamaktadır.

 

Dut Nedir? Çeşitleri, Özellikleri ve Faydaları Nelerdir?

 

Ülkemizde bolca bulunan dutun, protein, mineral ve demir içeriğiyle birçok faydası bulunmaktadır. Dut kurusu olarak da tüketilmesi her mevsim kullanım kolaylığı sağlar. Yaprakları, meyvesi ve ağacıyla her şeyinden faydalanılan bu mucizevi meyve hakkında ayrıntılı bilgiler aşağıdaki yazımızdadır.

 

Lezzetli ve sevilen yaz meyvelerinden biri olan dut, Nisan ve Mayıs aylarında çiçek veren ağacın meyvesidir. Kabuklu bir yapıya sahip olmadığı için çok hassastır, fazla yıkanmaya gelmez ve sıcak havalarda çabucak bozulmaktadır. Özellikle ağaçtan toplandıktan sonra buzdolabında muhafaza edilmelidir. Güney Avrupa ve ülkemizde bolca dut ağacı yetişmektedir. Mevsiminde tüketilmesi gereken lezzetli bir meyve olmasının yanı sıra, dut kurusu, pekmezi, şurubu gibi farklı şekillerde tüketildiğinde bile insan sağlığına oldukça fayda sağlayan bir meyvedir.

Özellikle en sık rastlanılan beyaz ve kara dut çeşitleri, idrar söktürücü ve ateş düşürücü gibi doğal etkilere sahiptir. A ve C vitaminleri bakımından oldukça zengin olması nedeniyle bağışıklık üzerine olumlu etkileri bulunmaktadır. Demir zengini olan dut, vücut için ideal bir kan yapıcı meyvedir.

 

Meyvesi kadar dut ağacının yaprakları da tam anlamıyla şifa deposudur. Diş ağrısının son bulması için kaynatılmış dut yaprağı suyu ile gargara yapılması önerilmektedir. Sadece sağlığa faydaları ile ön planda olan kara dut şurubu, dut pestili ve kara dut pekmezi gibi ürünler her yaştan insan için şifa kaynağı niteliğindedir. Bizler bu yazımızda, Bilgihanem okurları için dut meyvesinin genel özelliklerini, nasıl yetiştiğini ve faydalarını bir araya getirmeye çalıştık.

 

Dut Nedir?

Dut, Dutgiller familyasından Morus cinsini oluşturan ağaç türleridir. Vatanı Çin’dir. Ufak ve yumuşak taneleri ile tazesi kadar kurusu da severek yenilen dut, beyaz ve kara renkleri olmak üzere farklı türleri olan bir meyvedir. Besleyici yönü ile de öne çıkan dut, kalp ve kemik sağlığına dost özelliktedir.

Antioksidan değeri yüksek bir meyve olmasından dolayı, hastalıklardan korunmak ve sağlam bir bünyeye sahip olmak için mutlaka dut yenilmesi tavsiye edilmektedir. Oldukça narin bir meyvedir. Çok soğuk veya sıcak havalarda çabucak zarar görür. Dutu toplamak için ağacının altına temiz bir bez serilir. Ağacın dalları silkelenir ve dutun bu büyükçe beze dökülmesi sağlanır.

Toplandıktan sonra ise taze olarak tüketilecekse hemen yenmeli veya buzdolabında tutulmalıdır. Eğer şurubu, pekmezi veya marmelatı yapılacaksa da hemen işleme alınmalıdır. Aksi halde çok kısa bir süre içerisinde çürüyüp ziyan olacaktır.

Dut Çeşitleri Nelerdir?

Dut Çeşitleri Nelerdir?

Dünya genelinde yaygın olarak yetiştiriciliği yapılan dutun birden çok çeşidine rastlamak mümkündür. Ticari anlamda kazancı yüksek bir ağaç türü olduğundan, dut ağacı son derece değerli bitkidir. Dünyada üretilen pek çok dut çeşidi, yetiştirildikleri ülkenin ya da bölgenin adını almış durumdadır. Buna göre; Afrika dutu, Himalaya dutu, ıhlamur yapraklı dut, Teksas dutu, Çin dutu ve Moğol dutu gibi çeşitleri vardır. Ülkemizde de yaygın şekilde dut yetiştiriciliği yapılmasına rağmen birkaç çeşit dut türü mevcuttur. Bunlar arasında beyaz dut, kara dut ve mor dut çeşitleri yer almaktadır.

Dutun Özellikleri Nelerdir?

Dutun Özellikleri Nelerdir?

Dünyada ve ülkemizdeki birçok toprak yapısına uyumlu olan dut ağacı, pek çok yöre insanının başlıca geçim kaynaklarından biridir. Üretim aşamasında üreticisine en düşük maliyeti sunan dut, satış aşamasında pazarın en değerli meyvelerinden biri özelliğindedir. Dut ağacının meyvesi mevsiminde taze olarak tüketilebildiği gibi, mevsimi dışında da pestil ve pekmez gibi şekillerde tüketilebilmektedir.

Böylece dutun faydalarından her daim yararlanmak insanlar için mümkün olmaktadır. Beyaz dut tatlı ve daha sulu özellikte iken, kara dut ekşi ve daha sert yapıdadır. Bu nedenle beyaz dut genellikle pestil yapımında, kara dut ise pekmez ve şurup yapımında kullanılmaktadır.

Dutun Faydaları Nelerdir?

Dutun Faydaları Nelerdir?

İçeriği vitamin ve mineraller bakımından oldukça zengin olan dut, sağlık için vazgeçilmez bir meyvedir. Sindirim sistemi dostu olan dut, kabızlık ve şişkinlik gibi sorunların önüne geçer. C vitamini içeriği sebebiyle grip gibi kış hastalıklarını kolay atlatmak mümkündür. Göz sağlığını koruyucu etkisi vardır. Şeker hastalarında kan şekerini düzenli bir seviyede tutmaya yardımcıdır. Kanser hücrelerini önler.

Kolesterol seviyesini de ideal ölçüde tutmaya yarar. Ameliyatlar sonrası tüketildiğinde kan dolaşımını hızlandırdığı için enfeksiyon riskini önler. Uzun süren kabızlık şikayeti için her gün 10 adet dut yemeye özen gösterilmelidir. Pek çok iç organa faydaları ile ön planda olan dut, karaciğer ve böbreklerin temizlenmesi için en ideal meyvelerden biridir.

Çocukların gelişimi için faydalı olmasının yanı sıra zekanın gelişmesinde de olumlu etkisi büyüktür. Uykusuzluk sorunu çekenler için dut birebirdir. Ayrıca pekmez olarak tüketildiğinde birçok mide rahatsızlığının iyileşmesi ve astım gibi kronik hastalıkların hafiflemesi mümkündür. Dut meyvesi kurutularak da kullanılabilir. Dut kurusu şeklinde tüketilerek her mevsim  tüm faydalarından yararlanılabilir.

Dut Yaprağının Faydaları

Meyvesinden ziyade dut ağacının yaprakları da sağlık için oldukça faydalıdır. Çok yüksek miktarda protein, kalsiyum, demir, mineral ve antioksidan içerir.  Ayrıca şekerin hızlıca kana karışmasını önler. İdrar söktürmek amacıyla yaprakların kaynatılarak tüketilmesi uygundur. Bitki sıcak suda yaklaşık 10 dk demlenerek de çayı tüketilebilir. Dut yaprakları asla kaynatılarak içilmez. Ayrıca asma yaprağı gibi sarılarak da tüketilebilir.

Beyaz Dutun Faydaları

Her türü insan sağlığı için mucizevi özelliğe sahip olan dutun beyaz renkte olanı hem lezzet hem de görüntü olarak oldukça cezbedicidir. Şifa amacıyla kullanımının Osmanlı dönemine kadar uzandığı beyaz dut, içerdiği maddeler nedeniyle antibiyotik ilaç niteliğinde bir meyvedir. Diyabet hastalarının zor kapanan yaraları için beyaz dut meyvesi ya da yaprakları kullanıldığında yaralar hızla kapanacaktır.

 

Ayrıca geçmek bilmeyen egzama sorununa karşı da dut oldukça faydalıdır. Dut ile egzama tedavisi için kaynamış suyun içerisinde kaynatılmış bir avuç dolusu dut kurusuna ihtiyaç vardır. Hafif soğutulduktan sonra ellerinde egzama olan kişilerin bu suyun içinde yaklaşık 10 dakika ellerini bekletmeleri ellerdeki bu rahatsızlığın zamanla geçmesini sağlayacaktır. Haftada üç kez bu uygulamayı yaparak egzama rahatsızlığından kurtulan kişilerin sayısı bir hayli çoktur.

Kara Dutun Faydaları

Bağışıklık sisteminin güçlenmesi, saçların sağlıkla parlaması ve şeker hastalığının etkilerini azaltmak, kara dutun başlıca faydaları arasındadır. Diş ve diş eti sağlığı için inanılmaz etkileri ile alternatif tıp niteliği kazanmış olan karadut yaprakları, diş eti kanamalarının azalmasını ve daha sağlıklı diş yapısına sahip olmayı sağlamaktadır.

Kan hücreleri yapımında etkili olan magnezyum, potasyum ve demir bakımından en zengin meyvelerden biridir ve bu özelliği sayesinde kan yapıcı niteliği oldukça fazladır. Ayrıca kalsiyum oranının fazla olması da kemik sağlığı açısından faydalı olmasına neden olmaktadır.

Yenibahar (Jamaika Biberi) Nedir? Nasıl Kullanılır? Faydaları ve Yan Etkileri Nelerdir?

 

Tropikal bölgelerde yetişen bir bitki türü olan yenibahar, Jamaika biberi olarak da bilinmektedir. Çayı da yapılabilen bitkinin en fazla kullanım şekli baharat halidir. Bitkinin kurutulmuş hali yemeklere lezzet katması açısından, baharat olarak kullanılmaktadır. Yenibahar bitkisinin nasıl kullanıldığı, içeriğindeki maddeler, faydaları ve olası zararları yazımızda detaylıca anlatılmıştır.

 

Jamaika biberi olarak da bilinen yenibahar; genellikle baharat olarak kullanılan bir bitki türüdür. Pimento, pimenta gibi isimlerle de tanınan yenibahar özellikle sindirim sistemi sorunlarına fayda sağlamaktadır. Yenibahar bitkisi genellikle yemeklere eklenen baharat şeklinde kullanılır. Nadiren de bitkinin özünden elde edilen yağ şeklinde kullanımı vardır. Yenibahar bitkisi (Pimenta racemosa), Amerika’nın güneyinde ve orta bölgelerinde yetişmektedir. Bitkinin İngilizce ismi allspice’dir.

Yenibahar; zencefil, Hindistan cevizi, karanfil ve tarçın gibi birçok baharatın kokusunu içermektedir. Bu nedenle tüm baharatlar anlamına gelen allspice ismini aldığı düşünülmektedir. Yenibahar doğru ve düzenli kullanıldığında vücudun hastalıklarla mücadele etmesine yardımcı olmaktadır. Doğal ürünler içinde en etkili alternatifler arasında yer alan yenibahar yemekler katılarak da kullanılabilir.

 

Yenibahar tohumu yağı ve çayı ise farklı alanlarda kullanıma uygundur. Yenibahar bitkisinin antiseptik özellikleri vardır. Böylelikle vücutta dolaşan serbest radikallere karşı koruma sağlamaktadır. Yenibahar; öksürük, bronşit, depresyon tedavilerinde kullanılırken, yaraların iyileşmesini hızlandırması için de tercih edilebilir

 

Yenibahar (Jamaika Biberi) Nedir?

Yenibahar bitkisinin Latince ismi Pimenta racemosa‘dır. Yenibahar, Mersingiller familyasına ait bir bitki türüdür. Amerika’nın sıcak bölgelerinde yetişen yenibahar, bitki olgunlaştıktan sonra kurutularak baharat olarak kullanılmak üzere hazırlanır. Kurutmada bitkinin minik meyveleri kullanılmaktadır. Yenibahar bitkisinin meyveleri henüz yeşilken toplanır ve güneşte kurumaya bırakılır.

Kuruma işlemi renk kahverengiye döndüğünde gerçekleşmiş olacaktır. Aromatik kokusu olan yenibaharın acımsı bir tadı vardır. Yemeklerde özellikle de köfte yapımında tercih edilmektedir. Turşuların içine tat katması için de ilave edilebilir. Yenibahar bitkisinin genel özelliklerini şöyle sıralayacak olursak;

  • Yenibahar bitkisi Orta Amerika kökenlidir ve çoğunlukla Amerika sınırları içinde yetişir.
  • Bitkinin kökü odunsudur ve kazık biçimindedir.
  • Yenibahar bitkisinin boyu 10 metre civarına kadar çıkabilmektedir.
  • Yenibahar bitkisinden elde edilen meyvenin kokusu birçok baharatı andırsa da yoğunlukla karanfil ağırlıklıdır.
  • Yenibaharın meyvesi boyut ve şekil olarak üzüme benzemektedir.
  • Yenibahar bitkisinden elde edilen meyvenin içeriğinde tanen ve reçine bulunmaktadır. Sert ve acı tadına karşın hoş bir kokuya sahiptir. Yenibahar baharatı içinde ayrıca uçucu yağlar da bulunmaktadır. Bu basit bileşimin bu kadar faydalı olması ve bol vitamin içerikli olması ilginçtir.

Yenibahar Nasıl Kullanılır?

Yenibahar bitkisi sadece sağlık sorunları olanlar tarafından değil, herkes tarafından tüketilmelidir. Yenibahar baharatını, dolma içlerine, köftelere, yemeklere kullanmak mümkündür. Ev yapımı turşulara tat katmak isterseniz de yenibahardan faydalanabilirsiniz.

Yenibahar bitkisinin yapraklarından ve meyvelerinden buhar yöntemi ile elde edilmiş olan yenibahar yağını birçok cilt hastalığında kullanabilirsiniz. Yenibahar yağının cilt hastalıklarını iyileştirmek yanında ağrı kesici etkisi de vardır. Ancak yağın olması gerekenden fazla kullanılması cildin tahriş olmasına da neden olabilir.

Yenibahar yağını fazla kullandığınızda cilt sorunlarınızın daha çabuk düzelmesi söz konusu değildir. Cilde yenibahar yağını kullanmak için birkaç damla yağı parmak uçlarınıza alarak masajla cildinize uygulayabilirsiniz. Yenibahar yağını cilt dışında bir yere uygulamanız önerilmez. Henüz denenmemiş yöntemleri uygulamamakta yarar var. Yenibahar yağını, baharatta olduğu gibi ağızdan kullanmamak gerekir.

Yenibaharın Faydaları Nelerdir?

Yenibaharın faydalarının keşfedilmesi çok uzun bir geçmişe sahip değildir. 2010 yılında yayınlanan bir araştırmada yenibaharın sinir sisteminde meydana gelmiş sorunlar sebebiyle ortaya çıkan ağrıları hafiflettiği anlaşılmıştır. Bu araştırma fareler üzerinde denenmiş ve bu şekilde kalmıştır. Tıbbi ve net bir sonuç olmasa da doğruluğu kabul edilmektedir. Yenibahar bitkisinin kabul görmüş ve halk arasında sıklıkla başvurulan faydaları şunlardır;

  • Yenibahar baharatı yemeklere eklendiğinde sağlam bir gaz gidericidir. Sindirimi olumlu etkileyen baharat, kusma, mide bulantısı ve ishal gibi rahatsızlıkların giderilmesinde de etkilidir.
  • Yenibahar belleğin güçlenmesine fayda sağlayarak unutkanlığa çözüm olur.
  • Yenibahar hafif acımsı tadı ve içeriği ile kan dolaşımının hızlanmasına katkı sağlar.
  • Damar sağlığı için faydalı olan yenibahar, özellikle damar sertliğinin engellemesinde önemlidir.
  • Soğuk algınlığı hissiniz varsa bronşit, nezle, kuru öksürük rahatsızlıkları hissediyorsanız; yenibahar baharatını kullanabilirsiniz.
  • Yenibahar, diş et iltihabı tedavisi ve diş ağrıları için iyi bir doğal lokal anestezidir.
  • Yenibahar bitkisinden elde edilen yağ, eklem ağrılarını gidermek konusunda başarılıdır. Ağrı hissedilen yere sürülen yağ, anestezi etkisi göstererek ağrı hissini azaltır. Dolayısıyla kısa sürede rahatlama sağlar.
  • Bakterilerin ve mantarların neden olduğu yaraların tedavi edilmesi için yenibahar bitkisinden elde edilen yağ kullanılabilir.

Yenibaharın Yan Etkileri Nelerdir?

Yenibahar bitkisi kullanımı çok derin bir geçmişe sahip olmadığından kullanımıyla ilgili yan etkilere yönelik net bilgiler yoktur. Şu ana kadar kullanımıyla ilgili herhangi bir sıkıntı yaşanmamıştır ama özellikle hamileler ve emziren anneler için kullanılması önerilmemektedir. Yenibahar da diğer tüm baharatlar gibi aşırıya kaçmadan kullanılmalıdır. Aşırı kullanılan yenibaharın nasıl etki edeceği konusunda net bilgiler yoktur.

 

Yenibahar tükettikten sonra rahatsızlık hissedilirse, alerji benzeri belirtiler ortaya çıkarsa mutlaka bir doktora danışılmalıdır. Bünyesi zayıf olanlar ve her şeyden kolaylıkla alerji olanlar yenibahar tüketirken temkinli olmalıdır. Mümkünse azar azar tüketilmeli; birdenbire bol miktarda kullanılmamalıdır.

Fesleğen Nedir? Nasıl Kullanılır? Faydaları ve Yan Etkileri Nelerdir?

Fesleğen güzel kokusuyla tanınan, genellikle baharat olarak kullanılan şifalı bir bitkidir. Çiçeği birçok hastalığa şifa olan bu bitki, hem taze hem de kurutularak kullanılabilmektedir. Yaz aylarında evlerin balkonlarında mis gibi kokan fesleğenler birçok yemek için de sos olarak kullanılır. Oldukça düşük bir kaloriye sahip olması onu diyet listelerinin vazgeçilmezi haline getirmektedir. Bakır, kalsiyum, manganez, demir ve çeşitli vitaminler açısından zengin bir içeriğe sahip ola fesleğen sıklıkla tüketmemiz gereken bitkiler arasında yer almaktadır.

Fesleğen, tek yıllık ve genel olarak ılıman bölgelerde yetişen bir bitki türüdür. Yemeklerde kullanılmak amacı ile üreticiliği yapılan fesleğen, Asya kökenlidir. İlk olarak Uzakdoğu ülkelerinde yetişmiş ve savaşlarda yaraları tedavi etmek amacıyla sıkça kullanılmıştır. Yetişkin fesleğenlerin boyları yaklaşık olarak 30-40 cm arasındadır. Renkleri açık yeşilden koyu yeşile kadar değişen, yaprakları yumuşak dokulu, 1-5 cm arasındaki uzunlukta ve 1-3 cm arasındaki genişlikte olurlar.

Soğuk havaya oldukça duyarlı olan bu bitki, sıcak ve kuru ortamları sever. Farklı büyüklüklerde değişik türleri vardır. Yaprakları kokulu ve çoğunlukla koyu yeşil rengindedir. Kıvrık, kısa yaprakları ve çiçeklerinin kısa iğneleri vardır, kokusu rezeneye benzer. Fesleğen, yemeklerde, şifa kaynağı olarak bitkisel tedavilerde kullanılabilir. Yemeklerinize şahane bir lezzet ve çok güzel bir koku katar. Birçok rahatsızlığa iyi gelen bitkisel kürleri mevcuttur. Sizler içi hazırladığımız bu yazıda fesleğenin faydalarını, zararlarını ve nasıl kullanıldığını öğreneceksiniz.

 

Fesleğen Nedir?

Fesleğen Nedir?Halk dilinde, fesliyen, peslan, reyhanotu, ırıhan, rahan olarak anılan fesleğen Ballıbabagiller familyasına ait olan ve Ocimum cinsini oluşturan bir bitki türüdür. Fesleğen kullanım alanı oldukça geniş, faydaları saymakla bitmeyen şifa kaynağı bir nimettir.

Fesleğen denince aklımıza ilk olarak yaydığı o muazzam koku gelmektedir. Yaz aylarında beyaz ve pembe renkli çiçek açan bu bitki oldukça narin bir yapıya sahiptir. Yaklaşık 30-40 cm boya kadar uzamaktadırlar. Bitkinin yaprakları hem taze hem de kuru olarak kullanılabilmektedir. Bunun yanında kurutulmuş tohumları da yüzyıllardır insanoğlu tarafından şifa kaynağı olarak yararlanılmaktadır.

Soğuk havaları çok sevmeyen bu bitki aşırı sıcaklarda ve aşırı soğuklarda çok çabuk kuruyup ölmektedir. Her ne kadar sıcak iklimleri sevse de çok sıcak havalarda sık sık sulanarak bitkinin kuruması önlenmelidir. Fesleğenin yetiştirilmesi de kullanıma hazır hale getirilmesi de oldukça kolaydır. Yaprakları taze olarak tüketildiği gibi, belirli bir büyüklüğe geldikten sonra kurutularak, daha sonra kullanılmak üzere bir kap içerisinde muhafaza edilebilir.

Evlerin önünde, parklarda ve bahçelerde çok güzel büyüyen fesleğen veya diğer adıyla reyhan, saksılarda da çok rahatlıkla yetişebilmektedir. Bulunduğu ortama harika bir koku yayan bu bitki özellikle yaz aylarının vazgeçilmezleri arasında yer almaktadır. İçerisinde estragol, linalol, cineol, pinen gibi maddeler bulunmaktadır.

Fesleğen Nasıl Kullanılır?

Fesleğen Nasıl Kullanılır?Bitkinin kullanılan bölgeleri, taze çiçekli dalları ve tohumlarıdır. Uçucu yağ taşımaktadır. Bu yağın içerisinde, linalol, pinen, estragol, cienol vardır. Akşamları açık havada yenilen yemeklerde masaların fesleğenle süslenmesi, bebeklerin yanına fesleğen koyulması, yaz aylarında evlerin açık camlarının önlerine koyulmasının sebebi yaydığı güzel koku ve sinekleri kovucu özelliğidir. Hem taze, hem de kuru olarak kullanılan bu bitki, pişirilerek ya da çiğ halde yemekleri süslemek için kullanılır. Pişirildiği zaman tadını çabuk yitirmesi sebebiyle yemeklere son anda katılır.

Türk yemeklerinde ve salatalarında baharat olarak kullanılan fesleğen, diğer ülkelerin yemeklerinde de önemli bir yer tutar. Fesleğen bitkisinin alternatif tıpta da yeri vardır. Fesleğenin taze yaprakları ile şurup hazırlanır. 30 gram taze fesleğen yaprağı alınır, üzerine dört bardak kaynar su dökülerek 10-15 dakika kadar demlenir. Bu şuruptan günde iki üç kez içilebilir.

Bir başka tarif ise, fesleğen tohumları kaynar su içerisinde 15-20 dakika kadar demlenir ve hazırlanan karışım günde 2 kez içilebilir. Kilo vermede de yardımcı olan fesleğeni doğru bir şekilde kullanarak fazla kilolardan kurtulmak mümkündür. (Sağlıklı bir şekilde zayıflamanın yollarını öğrenmek için tıklayın)

Fesleğenin Faydaları Nelerdir?

Fesleğenin Faydaları Nelerdir?Fesleğenin insanlar üzerindeki etkileri, deney hayvanları üzerinde araştırılarak kanser riskini azalttığı tespit edilmiştir. Genellikle makarnalara sos olarak yakışan fesleğen, taze olarak tüketildiğinde daha faydalı bir hal almaktadır. Sindirim sistemini düzenlemeden ağız kokularını gidermeye, anne sütünü artırmadan migren ağrılarını azaltmaya kadar birçok derde deva olan fesleğenin en önemli faydaları şunlardır;

  • Sindirim sistemi ve sinir sistemini olumlu yönde etkilediği anlaşılmıştır.
  • Gaz söktürür ve mideyi rahatlatmaya yardımcı olur. Şişkinliğe ve mide kramplarına iyi gelir.
  • Anne sütünü arttırıcı özelliği vardır ve kolik bebeklerde olumlu etkileri görülmüştür.
  • Sinirlilik, depresyon, uykusuzluk ve gerginlik durumlarında rahatlatıcıdır.
  • Bitki özsuyu, sinek ve böceklerin ısırdığı yerlere doğrudan sürülerek kullanılır. Ayrıca anti bakteriyel özelliğe sahiptir.
  • Asabiyetten kaynaklı olan genel güçsüzlüğe, migren rahatsızlığına karşı iyi gelir. Bunun için iki su bardağı kaynamış suyun içerisinde birer tatlı kaşığı fesleğen, defne ve melisa eklenir. 5-10 dakika demlenmeye bırakılan bu karışım ılık halde içilmelidir. Günde 2 bardak içilmesine izin verilen bu karışım, düzenli olarak tüketildiğinde migren ağrılarının büyük oranda azaldığı görülecektir.
  • Sinir hastalarına, iyi uyumayan çocuklara, baş dönmesi yaşayanlara, öksürüğe, boğmaca rahatsızlıklarına karşı faydalıdır.
  • Ağızda oluşan yaralar ve pamukçuk ağız banyosu yoluyla tedavi edilir.
  • Bağırsaklarda meydana gelen parazitlerin yok olmasını sağlar.
  • Hücreleri koruyarak yaşlanmayı geciktirir.
  • Mide bulantısını giderir.
  • Bağışıklık sistemini güçlendirir.
  • Fesleğen tam bir kalp dostudur. Kalp ve damar hastalıklarına iyi gelir, kalp krizi riskini azaltır.
  • Antibakteriyel özelliğe sahiptir.
  • Birkaç yaprak fesleğen ağıza alınıp çiğnenirse ağız kokusunu azaltır, diş eti hastalıklarının oluşmasını önler.
  • Ağızda oluşan aft benzeri yaraların geçmesini sağlar.
  • Bir litre suyun içerisine bir tutam fesleğen eklenip, kaynatılır. Bu karışım içildiğinde boğazdaki gıcık veya öksürük benzeri durumlar ortadan kalkar.
  • Yüksek antioksidan özelliği olan bu bitki tam bir kanser düşmanıdır. Kanser hücrelerinin oluşmasını engellediği gibi var olan hücrelerin çoğalmamasında ve yok olmasında önemli bir faktör oynar. Ancak doktora başvurulmadan kesinlikle kullanılmamalıdır. Yapılan araştırmalar fesleğenin meme, cilt ve ağız başta olmak üzere birçok kanser türüne karşı koruma sağladığını ortaya koymuştur.

Fesleğenin Yan Etkileri Nelerdir?

Fesleğenin Yan Etkileri Nelerdir?Fesleğenin gıdalarda bulunan miktarının tüketimi güvenli olarak kabul edilmektedir. Ancak medikal amaçlı olarak, uygun doz ve kısa dönemli kullanımı tavsiye edilir. Uzun süreli kullanımının zararlı olacağı düşüncesi fesleğen yağının içindeki bazı maddeler olduğudur.

 

Genel anlamda çok büyük bir yan etkisi bulunmaz fakat doğru kullanım ve uygun dozlarda alınması daha yararlı olacaktır. Çocuklar, hamileler ve emziren anneler için de güvenilirdir. Ciddi rahatsızlıkları bulunan, sürekli ilaç kullanan kişilerin doktor kontrolünde kullanımı önerilmektedir.  Uzmanlar her şeyin fazlasının zarar olduğu kuralını göz önünde bulundurarak fesleğenin şu zararlarının olabileceğini belirtiyor;

  • Hamile ve emziren kadınlar için sakıncalı olabilir. Doktora danışmadan kullanılmamalıdır.
  • Kan şekerini düşürücü etkisi vardır. Bu nedenle, özellikçe çiğ olarak tüketenlerin aşırıya kaçmaması önerilir.
  • Kanamayı artırıcı etkisi olduğundan ameliyat olacak kişilerin, en az bir hafta öncesine kadar fesleğen tüketmemeleri önerilir.
  • Tansiyon hastası kişiler daha dikkatli tüketmelidirler.

 

Maydanoz Nedir? Çeşitleri, Özellikleri ve Faydaları Nelerdir?

 

İçeriğinde yoğun miktarda A, C ve K vitaminleri bulunan maydanoz, birçok yemeğe yakışmasının yanında sağlık açısından çok fazla fayda içermektedir. Faydalarını, genel özelliklerini ve yetişme koşullarını aşağıdaki yazımızdan öğrenebilirsiniz.

Sebzeler içinde yeşillik kategorisinde yer alan maydanoz, genel anlamda faydaları ile bilinen bir besindir. Petroselinum sativum bilimsel adına sahip bitki Maydanozgiller ailesine mensuptur. Yetiştiriciliği asırlar öncesine dayanan bir yeşillik türü olarak Eski Yunanlılar tarafından oldukça kutsal sayılmış ve faydalarından sıkça yararlanılmıştır.

Salatalarda lezzetli bir çeşit olarak kullanılan maydanozu, Romalılar ilk kez yemeklerini süslemek için kullanmayı tercih etmişlerdir.  Maydanozun saymakla bitirilemeyecek kadar faydasını bilmeyen pek çok kişi, maydanozu değerli bir besin olarak görmemektedir. A, C ve K vitaminleri bakımından oldukça zengin bir içeriğe sahip olan maydanoz, düşük kalorili olmasından dolayı da diyet yapanların en büyük destekçisi olan besinlerden biridir

 

Akdeniz yöresine ait bir bitki olan maydanozun pek çok şekilde tüketilme şekli vardır. Sağlığa olan faydalarından haberdar olan birçok kişi maydanozu kaynatarak suyunu çay olarak tüketmektedir. Gün içinde bir tutam maydanoz tüketmek, kişinin günlük ihtiyacı olan C vitamini ve demir ihtiyacını karşılamaya yetmektedir.

 

Maydanoz Nedir?

Maydanoz Nedir?Küçük yapraklı, yeşil rengi ve kokusu ile yemek ve salataların en sevilen bitkilerinden biri olan maydanoz için tam bir şifa kaynağı demek yerinde olacaktır. Ülkemizde oldukça bol olan ve faydaları konusunda da son derece yararlı olan maydanoz, cilt sağlığından kalp sağlığına kadar vücudun her yerine dost niteliği taşıyan bir bitkidir.

Ayrıca bağışıklık sistemine olan olumlu etkisi sayesinde kışın yakalanılan soğuk algınlığı rahatsızlıklarına karşı daha dayanıklı bir bünyeye sahip olmak maydanozla mümkündür. Bağışıklık sistemine ve nasıl güçlendirileceğine dair ayrıntılı bilgilere bu yazımızda yer vermiştik.

Maydanozun Çeşitleri Nelerdir?

Maydanozun Çeşitleri Nelerdir?Maydanoz kendi içinde çok çeşidi bulunan, her biri ayrı görünümde ve yararda olan bir bitkidir. Ancak maydanozun en çok iki çeşidi tercih edilmekte ve besin olarak tüketilmektedir.

Sıkça tercih edilen maydanoz çeşitlerinin sağlık açısından yararlarının kanıtlanmış olması ve tıp alanında da kullanılıyor olması, iki maydanoz çeşidinin öne çıkmasına neden olmuştur.  Avrupa ülkelerinde en çok tercih edilen Hamburg maydanozu, kerevize benzeyen görünüşü ve lezzeti ile yemeklerde daha çok tercih edilmektedir.

Lezzeti ve yapısı ile popüler olan diğer bir maydanoz çeşidi de İtalyan maydanozudur. Lezzet açısından daha baskın bir lezzete sahip olmasından dolayı pek çok ülkede İtalyan maydanozu yaygın olarak kullanılmaktadır.

Maydanozun Özellikleri Nelerdir?

Maydanozun Özellikleri Nelerdir?Maydanozgiller ailesine ait olan ve birçok çeşide sahip olan maydanozun en önemli özelliği sağlık için tam bir vitamin deposu olmasıdır. İki yıllık otsu bir bitki türü olan maydanozun yaprakları baharat olarak da tüketilebilmektedir.

Nemli ve sulak toprakları seven maydanozun ortalama boyu 30-100 cm arasında değişmektedir. İdrar söktürücü özelliği ile bilinmesinden dolayı, idrar yolları enfeksiyonuna sık yakalananlar için tek çare maydanozdadır denebilir. Diğer yandan kanı temizleyici özelliği de, damar tıkanıklıklarının önüne geçmede maydanozdan doğal bir şekilde faydalanılmasını sağlamaktadır.

Baldıran isimli zehirli bir bitki ile görüntü olarak çok benzemesinden dolayı, doğal olarak yetişen yerlerden maydanoz temin ederken dikkat edilmelidir. Maydanozun suyundan, lapasından yararlanıldığı gibi, direkt olarak tüketmek de sağlığınıza olumlu katkılar sağlayacaktır.

Evde orta boy saksılarda veya bahçesinde kendi maydanozlarını yetiştirmek isteyenler için de kısaca bilgi verelim. Öncelikle toprağın organik madde açısından zengin olduğuna emin olmalısınız. Eğer emin değilseniz çiftlik gübresi eklemelisiniz.

Daha sonra düz bir hale getirerek, hafif nemli oluncaya kadar sulamalısınız. Tohumları rastgele serpilir ve üzeri çok az toprakla örtülür. Eğer çok güneş alan bir yer ise ince bir bez ile de koruma sağlayabilirsiniz. Bunun üzerinden tekrar sulama yapılmalıdır.

Yaklaşık 3-4 hafta sonra çimlenen bitkinin susuz bırakılmamasına özen gösterilmelidir. Yetişme aşamasında ise sık sık zararlı otlardan temizlenmelidir. Çok fazla su ihtiyacı olmaz ancak toprağın kuru bırakılmaması gerekmektedir.

Maydanozun Faydaları Nelerdir?

Maydanozun Faydaları Nelerdir?

Maydanoz, A, B, C ve K vitaminleri, demir ve potasyum mineralleri açısından zengin bir içeriğe sahiptir. Akdeniz kökenli olan bitki yoğun aroması sayesinde hemen hepimizin çok sık kullandığı bir besindir. Bu nedenle faydalarından en üst düzeyde nasipleniyoruz diyebiliriz. Maydanozun en çok bilinen faydaları ise şu şekildedir;

  • Vücutta zamanla biriken ödem şişkinliğe ve çeşitli sorunlara yol açmaktadır.  Bu sorundan kurtulmak için maydanoz en etkili doğal yöntemlerden biridir.
  • Cilt sağlığı için son derece faydalı bir bitkidir. Erken kırışmayı önleyici etkiye sahiptir. Aynı zamanda düzenli olarak tüketilen maydanozun selüliti giderici yararı da vardır.
  • C vitamini bakımından oldukça zengin bir bitki olmasından dolayı bağışıklık sistemi artı olarak güçlenirken, kış aylarında soğuk algınlığına daha az yakalanılmaktadır.
  • Hoş kokusu nedeniyle sigara içen ve ağız kokusu sorunu olanların bir tutam maydanoz çiğnemeleri halinde ağızlarına hoş bir koku yayılacaktır.
  • Böbreklerde oluşan kum ve taşların düşmesinde etkili olan maydanoz, aynı zamanda diğer böbrek hastalıklarının önlenmesi ve tedavisinde de uzmanlar tarafından tavsiye edilmektedir.
  • Antioksidan etkilidir. Özellikle meme, prostat ve deri kanserine yakalanma riskini azaltır.
  • Kronik enflamatuar bozukluklara karşı mücadele eder.
  • Eklemlerde meydana gelen ağrı ve şişlikleri geçirir.
  • Sindirim sisteminin düzenli çalışmasını sağlar, hazmı kolaylaştırır.
  • Mide dostu olan bu bitki özellikle reflü hastalığının yarattığı şikayetlerin azalmasına yardımcı olur.
  • Vücuttaki serbest radikallerle savaşarak, hastalıklara karşı daha dirençli olmayı sağlar.
  • Damar sağlığı açısından faydalı olan bitki kalp hastalıklarını önler. Kalp krizi ve felç geçirme riskini azaltır.
  • Metabolizmayı çalıştıran ve vücutta biriken suyun atılmasını sağlayan maydanoz, çok iyi bir detoks gıdasıdır. Özellikle salatalık ve kereviz ile hazırlanan, limon ile desteklenen maydanozlu detoks hem hücrelerinizin yenilenmesine hem de metabolizmanızın çalışmasına katkı sağlamaktadır.
  • K vitamini açısından zengin olduğu için kemiklerin gelişimi açısından faydalıdır. Aynı zamanda kemik hasarı ve zayıflığı gibi sorunları önler.
  • Kan şekerini dengeler.
  • Stres döneminde kişiye rahatlık hissi verir. Özellikle çay olarak tüketildiğinde günün yorgunluğunun atılmasına, daha sakin bir zihne ulaşılmasını sağlamaktadır.
  • Vücuttaki bakteri ve virüslerle savaşır.
  • Kış aylarında yakalandığımız nezle, grip ve soğuk algınlığı gibi hastalıklardan korur.
  • Yağ yakımını hızlandırarak kilo vermeye yardımcı olur.
  • Demir eksikliğini giderir. Bu sayede anemiden korur.
  • Kadınların adet sancılarını azaltır.
  • Hem erkeklerde hem de kadınlarda cinsel gücü artırıcı etkisi olduğu tespit edilmiştir.
  • Beyin sağlığı için iyidir. Hafızayı kuvvetlendirir, öğrenme gücünü artırır. Bu etkileri sayesinde parkinson ve alzheimer gibi hastalıkların meydana gelme riskini azaltır.
  • Çok yüksek bir ağrı kesici olan bitki, baş ağrısına, diş çürüklerinin yarattığı şiddetli ağrılara iyi gelmektedir. Bunlardan başka vücudun herhangi bir yerinde darp veya düşme sonucu oluşan ağrıların da giderilmesini sağlar. Bunun için taze maydanoz ezilerek ağrıyan yere sürülmelidir.
  • Kadınlarda hormonal dengeyi sağlar. Adet düzensizliklerine iyi geldiği gibi bu dönemde meydana gelen şiddetli kasılmaların da önüne geçer.
  • A vitamini açısından zengin olan bitki göz sağlığı için de çok faydalıdır. Retinanın hasarını önleri katarakt oluşma ihtimalini azaltır. Tüm bunların yanında birçok insanın ortak sorunu olan gözaltı morluklarını geçirir. Koyu halkalar olarak bilinen göz altı morlukları maydanoz suyunun düzenli olarak kullanılması neticesinde azalmaktadır.
  • Cilt sağlığında olduğu gibi saçlar için de oldukça faydalı bir bitkidir. Saç diplerini besler, kepek ve bit oluşumunu önler, saçların daha sağlıklı ve parlak olmasını sağlar.

Maydanozun Yan Etkileri (Zararları) Nelerdir?

Her besinde olduğunu gibi elbette maydanozda da bir takım olası yan etkiler bulunmaktadır. Görülme ihtimali çok düşük olan bu yan etkileri, aslında zarar olarak nitelendirmemek doğru olacaktır.

 

Ancak bazı kişilerde alerji durumlarına bağlı olarak veya aşırı kullanımda meydana gelebilecek durumlardan kısaca bahsetmekte fayda görüyoruz. Eğer çok fazla tüketilirse baş ağrısına sebep olabilir. Tansiyonu düşürücü etkisine bağlı olarak denge sorunu yaşatabilir.

Sağlıklı böbreklere sahip kişilerin kullanmasında hiçbir sakınca yokken, böbrek hastalığı olan birinin daha dikkatli olması önerilmektedir. Yine çok nadiren görülse de kusma ve bulantı da yan etkiler arasında yer almaktadır.

Kuşburnu Nedir? Nasıl Kullanılır? Faydaları ve Yan Etkileri Nelerdir?

Soğuk kış günlerinde içimizi ısıtan en güzel şeyler, kuşkusuz ki bitki çaylarıdır. Bunlardan birisi de kuşburnudur. Taze veya kuru olarak tüketilen kuşburnunun içeriğinde; çinko, kalsiyum, magnezyum ve demir gibi vitaminler bulunmaktadır. Antioksidan olduğundan birçok hastalıktan özellikle de kanserden korunmayı sağlamaktadır.

 

Kuşburnu, bilimsel adıyla Rosa canina en çok tüketilen şifalı bitkilerden birisidir. Özellikle Batı Asya ve Avrupa’da yetişen bu bitki taze olarak tüketilmesinin yanında, çayı demlenerek, reçeli ve marmelatı yapılarak da yenilebilmektedir. Kış aylarında faydalı bitki çayı içmek isteyenlerin sıklıkla yöneldiği kuşburnu, C vitamini açısından oldukça zengin bir bitkidir. Yabani ve çalı bitkisi olma özelliği ile doğada en sık karşılaşılan ağaçlardan biridir.

Yabani gül olarak da bilinen kuşburnu kendi içinde yaklaşık 400 kadar çeşidi bulunan bir bitkidir. Dikenli olan ağacı, kuşburnu meyvesinin toplanmasında güçlük çekilmesine neden olur. Meyvesinden ve ağaç yapraklarından fayda elde etmek mümkündür. Genellikle çay olarak tüketilmesinin yanı sıra, kuşburnu reçeli de lezzeti ve faydaları bakımından oldukça tercih edilen bir kullanım şeklidir.

 

Alternatif tedavi yöntemleri içinde faydalarından sıkça istifade edilmekle birlikte, kuşburnu üzerine yapılan araştırmalar, bu bitkinin her mevsim evlerden eksik edilmemesi gerektiğini ortaya koymuştur. Yan etkisi ve zararlarının yok denecek kadar az olması, her yaştan insanın tereddüt etmeden kuşburnundan faydalanmasını sağlamaktadır.

 

Kuşburnu Nedir?

Doğadaki pek çok bitki gibi faydaları ile nam salmış olan kuşburnu, dünya genelinde sağlık bulmak için kullanılan faydalı bitkilerden biridir. Taze ya da kurutulmuş olarak tüketilmesi mümkün olmasının yanı sıra, kurutulmuş olarak çayı, taze olarak da reçeli ya da marmelatı ile yapılabilmektedir.

Değerli mineraller bakımından oldukça zengin olan yapısı çinko, kalsiyum, magnezyum ve demir gibi vitaminleri fazlaca barındırmaktadır. Kurutulmuş olanları çay yapımında kullanılmasının dışında ilaç yapımında da tercih edilmektedir.

Genel olarak grip ve soğuk algınlığında koruyucu olan bitki, bağışıklık sisteminin güçlendirilmesinde de çok önemli bir görev üstlenmektedir. Ülkemizde her mevsim yetişmektedir.

Meyvesi yazın başında oluşmaya başlar ve yaz sonuna doğru olgunlaşır. Meyveleri kırmızı ve turuncu renktedir. Bunların çeşitli kullanım alanları bulunmaktadır. Tıbbi kullanımının haricinde mutfaklarımızda çeşitli pasta ve tatlı yapımında da tercih edilmektedir.

İçerisinde; protein, şeker, karbonhidrat, kalsiyum, fosfor, demir, magnezyum, potasyum, çinko ve sodyum bulunmaktadır. Ayrıca yüksek oranda C vitamini içerdiğinden grip, nezle ve soğuk algınlığı gibi üst solunum yolu hastalıklarından korunmada birebirdir.

Kuşburnu Nasıl Kullanılır?

En yaygın kullanım şekli; çay olarak demlenerek tüketilmesidir. Bunun için meyve tanelerini kaynar suda kaynatmak, bitkinin fayda ve renginin suya çıkarak hoş kokulu bir bitki çayı elde edilmesini sağlar.

Neredeyse her türlü hastalığın doğal tedavisi için bir kullanım şekli olan kuşburnunu toz olarak da bulmak mümkündür. Bağışıklık sistemini güçlendirme etkisine sahip olmasından dolayı, özellikle kış aylarında kuşburnu çayı ve reçelini ve sofralardan eksik etmemek gerekmektedir.

Bağışıklık sistemini güçlendirme, kanser hücrelerini inhibe etme, kolesterolü azaltma, iltihabı tedavi etme, eklem ve romatizma ağrılarını geçirme, grip, nezle ve soğuk algınlığı gibi kış hastalıklarını önleme, kan dolaşımını düzenleme gibi birçok faydası olan kuşburnundan maksimum düzeyde yararlanmak için doğru şekilde kullanmanız gerekmektedir.

Kuşburnunun Faydaları Nelerdir?

Vücuttaki ödem ve iltihabın dışarı atılmasında etkili olan kuşburnu çayının düzenli bir şekilde tüketilmesi ile pek çok hastalığa karşı koruma sağlanabilir. Özellikle içeriğindeki yüksek oranda C vitamini, soğuk algınlığı ve gribe karşı dayanıklı bir bünyeye sahip olmaya neden olmaktadır. Yüzyıllardır lezzeti ve kokusu ile şifalı bitki çayları arasında ilk sıralarda gelen kuşburnunun bilinen diğer faydaları şunlardır;

  • Yaygın ve kronik özellikteki kolesterol hastalığını kuşburnu ile kontrol altına almak mümkündür.
  • Antioksidan özelliğinin yüksek düzeyde olmasından dolayı, kanserle mücadele eden birçok hasta için kuşburnu tüketilmesi önerilmektedir. Aynı zamanda kuşburnu tüketmeyi alışkanlık haline getirmek, kansere karşı güçlü bir bedene sahip olmayı mümkün kılacaktır.
  • Böbreklerde meydana gelen çeşitli hastalıkları önlemek ve tedavi etmek için kuşburnu tam bir şifa deposudur. İçeriğinde bulunan pektin ve diğer faydalı asitler böbrek sağlığının korunmasına yardımcı olmaktadır.
  • Bağışıklık sisteminin güçlenmesi için oldukça önemli bir yere sahip olan C vitamininin kuşburnu bitkisinde bol miktarda bulunması, kuşburnu tüketerek güçlü bir bağışıklık sistemine sahip olmaya olanak tanımaktadır.
  • İçeriğindeki A, B, C, E, K vitaminlerinin yanı sıra demir gibi değerli elementler sayesinde vücut direncini artırır.
  • Hücre yenilenmesinde yardımcıdır.
  • Düzenli olarak tüketildiğinde kabızlık sorununa çözüm olur.
  • Bağırsaktaki parazitlerin düşürülmesini sağlar.
  • Sindirim sisteminin düzenli çalışmasını sağlar.
  • İçeriğindeki K vitamini sayesinde kanın pıhtılaşmasını engeller.
  • Özellikle kadınlarda yaygın olarak görülen kansızlık yani demir eksikliğine karşı önemli bir görev üstlenmektedir.
  • Cildin elastikiyetini artırır. Bu sayede erken yaşlanma sorununu önler.
  • Yara ve akne izlerini giderir. Cilde canlılık ve parlaklık kazandırır.
  • Güneşten kaynaklanan cilt lekelerini ve kızarıklığı giderir.
  • Yapılan bilimsel çalışmalar kuşburnunun iltihap oluşumunu önlediğini ortaya koymuştur.
  • Dizlerde meydana gelen kireçlenme, eklem ağrıları, romatizma sorunları ve aşınma problemlerine iyi gelir.
  • Özellikle kadınlarda orta yaştan sonra başlayan kemik erimesine karşı koruyucudur.
  • Başta meme kanseri olmak üzere birçok kanser türünden korur. Ayrıca var olan kanser hücrelerinin gelişmesini engeller. Yapılan bilimsel araştırmalar kuşburnunun meme kanseri hücrelerini %45 oranında azalttığını ortaya çıkarmıştır.
  • Bir başa tesirli olduğu kolon kanserinde, hücrelerin yayılmasını engeller.
  • Eğer düzeli olarak tüketilirse kötü kolesterolü önler.
  • Obez hastalarına önerilen bitki sağlıklı şekilde kilo vermede de önemli rol oynar.
  • Kasların zayıflığına ve güçsüzlüğüne karşı iyi gelir.
  • Romatoid artriti önler. Yapılan bilimsel çalışmalar düzenli kuşburnu tüketen insanların romatoid artrit gibi ağrılarının önemli oranda azaldığını ortaya koymuştur.

Kuşburnunun Yan Etkileri Nelerdir?

Faydaları ile ön planda olan bir bitki olmasına karşın, kuşburnu kullanımının bazı hassas bünyelerde yan etkilere yol açtığı görülmektedir. Ayrıca emziren ve hamile bayanların bu dönemlerde bitkileri tüketme konusunda temkinli olmaları ve kuşburnu kullanımına karşı da dikkatli olmaları gerekmektedir.

Kuşburnu ve diyabet ilişkisi arasındaki konuya dair bazı uzmanların ortak noktada buluşamamaları, şeker hastalarının kuşburnu çayını ve reçelini çok fazla tüketmemeleri gerekliliğini doğurmuştur.

Diğer yandan herhangi bir yan etkisi olmayan kişilerinde fazla tüketim miktarından kaçınmaları tavsiye edilir. Bu noktada yapılan açıklamalara göre fazla kuşburnu tüketmenin böbrek taşı oluşumunu tetiklediğine dair bazı bilgilere rastlamak mümkündür.

Bu bitkiyi çok aşırıya kaçmadan tüketmek genellikle güvenli kabul edilir ve çok fazla bir yan etkisi yoktur. Daha doğrusu yan etkileri her insanda görülmemektedir. Yapılan araştırmalar bazı kişilerde; mide bulantısı, kabızlık, ishal, midede ekşime ve kramp gibi durumların yaşandığını ortaya koymaktadır.

Bitki yoğun miktarda C vitamini içerdiğinden, olası yan etkiler de bu vitamine hassasiyet durumu olan kişilerde görülebilmektedir. Ek olarak düzenli ilaç kullananlar da kuşburnu çayını içerken veya reçelini yerken dikkatli olmalıdır.

 

Bazı ilaçların etken maddesi, şifalı bitkiler ile bir araya geldiğinde istenmeyen durumların oluşmasına sebep olabilir. Bu nedenle tüketmeden evvel doktorunuza sormanızda fayda görmekteyiz.

Uzmanlar günde 2-3 fincandan fazla içilmemesi gerektiğini önermektedir. Bunun yanında her gün kullanmak da sağlığa fayda yerine zarar verebilir. Diğer tüm bitki çaylarında da aynı yaklaşıma sahip olmanız gerekmektedir. En fazla iki hafta düzenli kullanımdan sonra birkaç gün veya bir hafta ara verilmelidir.

Limon Nedir? Çeşitleri, Özellikleri ve Faydaları Nelerdir?

Turunçgiller ailesinin en önemli üyesi olan limon, insan sağlığı için tam bir şifa deposudur. Ilıman iklimlerde yetişmeye elverişli olduğundan, hemen her türü ülkemizde bulunmaktadır.

 

Limon (Citrus) yemeklere ve özellikle de salatalara lezzet katan bir besin olmasının yanı sıra, geçmişten beridir faydaları ile adından söz ettirmektedir. Sofralarımızdan eksik etmediğimiz bu gıdanın fayda sağlamadığı alan neredeyse yok gibi. Yüksek tansiyon hastalarının tansiyonunu düzenlemede oldukça etkili olan limon, ekşimsi tadı ile ekşi severlerin oldukça sevdiği bir lezzettir.

İçerdiği C vitamini sayesinde bağışıklığın kuvvetlenmesinde etkili olan limon, sadece mutfaktaki kullanımı ile sınırlı kalmayıp, ev temizliği ve cilt bakımı gibi pek çok alanda bayanların en büyük yardımcısı olmuştur.  Ülkemizde Akdeniz ve Ege bölgelerinde oldukça fazla sayıda bulunan limon ağaçları sayesinde bütün yıl boyunca limonun faydalarından yararlanmak mümkündür.

 

Kış aylarında en çok yakalanılan soğuk algınlığı rahatsızlıklarında C vitamini takviyesi için başvurulan limon, boğaz enfeksiyonlarının da üstesinden gelmede yardımcı niteliğindedir. Kanı temizleme özelliği ile suya limon katarak tüketilmesi oldukça etkilidir. Gelin şimdi limon hakkında daha fazla bilgi sahibi olmanızı sağlayacak; özelliklerine, çeşitlerine ve faydalarına değinelim.

 

Limon Nedir?

Turunçgiller familyasının en faydalı üyelerinden biri olan limon, sağlık için oldukça faydalı bir besindir. İlk olarak nerede yetiştirildiği hakkında kesin bilgiye ulaşılamayan limon, iklimi ılık ve yağışlı olan bölgelerde oldukça verimli bir şekilde yetişmektedir.

Ülkemiz topraklarının limon ağacı için elverişli yapıda olması ise, Türk insanı için oldukça değerli nimetlerden biri olmasına neden olmuştur. Kullanım şekli önceleri sadece suyunu kullanma şeklinde iken, değeri şimdilerde anlaşılan limon kabuğu da pişirme ve pratik temizlik konularında çokça tercih edilmektedir.

Limonun Çeşitleri Nelerdir?

Şekli ve yetiştiği bölgelere göre farklı isimler alan limon, pek çok çeşidi ile ülkemizin her yerinde fazlasıyla kullanılmaktadır. Çeşitleri ve özellikleri kısaca şu şekildedir;

  • Lamas: Mersin ilinde yetiştirilen ve limon çeşitleri arasında en dayanıklı ve en kaliteli olanlardan biridir. Meyvesi silindirik orta büyüklükte ve belirgin memelidir. Dışı parlak ve düzgün bir yapıya sahiptir. Ülkemizde yetiştirilen en kaliteli limon çeşidi olan lamas, şartların uygun olması halinde dokuz ay kadar depolarda saklanabilir
  • İtalyan Memeli Limon: İtalya’dan ülkemize kadar ulaşmış olan çeşitlerden biridir. Kara limon olarak da bilinmektedir. Ülkemizde en çok üretilen çeşitlerden biri olan İtalyan limonu oldukça verimlidir. Daha çok Doğu Akdeniz tarafında yetiştirilen bu tür, her yıl düzenli olarak ürün
  • Misket Limonu: Rengi ve kokusu ile diğer limonlardan farklı olan bu tür yeşil rengi ve benzersiz aroması ile yemeklerden çok içeceklerin sunumunda kullanılmaktadır. Lime adıyla da bilinen bu tür Meksika ve Latin Amerika mutfaklarında daha çok kullanılmaktadır. Hem soğuk hem sıcak içeceklerde, tatlılarda ve yemeklerde tercih edilir. İnsan sağlığına faydaları diğer türlerden çok daha fazladır. Yetiştirilmesi biraz daha hassasiyet istediğinden diğer türlere göre arzı daha azdır.
  • Lisbon: Soğuk iklime dayanıklı olan bu türün ağaçları oldukça güçlü yapıdadır. Meyvelerin uç kısımları daha sivridir. Çekirdekleri diğer türlere kıyasla daha az olup, asitlik seviyesi yüksektir. Dikine ve hızlı büyüme sağlar
  • Kütdiken: Hem üretimi hem de depolanması en çok yapılan tür olan kütdiken, ülkemizde de fazlasıyla bulunmaktadır. Oldukça kaliteli bir meyve yapısına sahiptir. Meyvelerin kabuğu düzgün ve parlak yapıdadır, meme kısmı fazla gelişmemiştir ve daha düzdür. Ağaçları orta hızda büyüyen bu türün meyvelerinin dağılımı da düzgün yapıdadır.
  • Enterdonat: Ülkemizde Hatay, Mersin ve Adana civarında yetişen enterdonat en erken meyve veren limon türlerinden biridir. Meyvesi uzun, silindirik ve büyüktür. Meme başı hafif yana yatıktır, bu özelliği diğer türlerden daha kolay ayırt edilmesini sağlar. Erken meyve verdiği için depolamaya uygun değildir. Eylül, Ekim, Kasım ve Aralık aylarında toplanır. Genellikle de ihraç edilir.
  • Kıbrıs Limonu: Ülkemizde daha çok Alanya ve Anamur yöresinde yetişir. Kabuğu düzgün parlak ve kalın yapıdadır. En belirgin özelliği meme kısmının yok denecek kadar küçük olmasıdır.
  • Mayer: Bu tür de ülkemizde en çok yetişen limonlardan biridir. Su oranı epey fazla olduğu için mutfaklarda da sıklıkla tercih edilir. Dona karşı diğer türlerden daha dayanıklıdır. Gece ile gündüz arasındaki sıcaklık farkının az olduğu iklimleri sever. Dikildikten yaklaşık bir yıl sonra meyve vermeye başladığı için üreticilerin en çok tercih ettiği limon türlerinden biridir.

Limonun Özellikleri Nelerdir?

Hoş kokusu ve ekşi tadı ile pek çok kişinin vazgeçemediği lezzetlerden biri olan limon, özellikleri ve sağladığı faydalar ile tam bir şifa kaynağı niteliğindedir. Çocukların gelişimine içerdiği yoğun vitaminler sayesinde katkı sağlayan limon, aynı zamanda enfeksiyonel rahatsızlıkların iyileşmesinde oldukça etkilidir.

Kanı sulandırmasından dolayı baş ağrısı ve baş dönmesi gibi sorunların anında kesilmesine neden olur. İster limon suyunu direkt içmek, ister sulandırarak içmek, ağız kokusundan bademcik hastalıklarına kadar pek çok sorunun ortadan kalkmasını sağlar.

Limon suyunun tam bir şifa kaynağı olmasının yanında kabuk ve çekirdeklerinden de faydalanmak gerekir. Zehirlenme durumlarında limon kabuğu yemek ve çekirdeğini yutmak oldukça etkili yöntemlerden biridir.

Uzun ömürlü bir ağaç olan limon daha çok fideler şeklinde üretilmektedir. Tohumla üretilen fideler toprağa 7’şer metre aralıklarla ekilir. Adana, Mersin, Hatay ve Dörtyol gibi ılıman iklimlerde daha verimli yetişir.

En ideal yetişme sıcaklığının 23°C olduğu belirtilirken, 45C°’yi geçmemesi gerekmektedir. Kış aylarında ise sıfır derecenin altının görülmediği yerlerde yetiştirilmelidir. Kumlu, kirli, humuslu ve su akıntısına izin veren topraklarda yetişir.

 

Turunçgiller ailesinin en önemli üyesi olan limon, insan sağlığı için tam bir şifa deposudur. Ilıman iklimlerde yetişmeye elverişli olduğundan, hemen her türü ülkemizde bulunmaktadır.

Yasemin Saygın

Limon (Citrus) yemeklere ve özellikle de salatalara lezzet katan bir besin olmasının yanı sıra, geçmişten beridir faydaları ile adından söz ettirmektedir. Sofralarımızdan eksik etmediğimiz bu gıdanın fayda sağlamadığı alan neredeyse yok gibi. Yüksek tansiyon hastalarının tansiyonunu düzenlemede oldukça etkili olan limon, ekşimsi tadı ile ekşi severlerin oldukça sevdiği bir lezzettir.

İçerdiği C vitamini sayesinde bağışıklığın kuvvetlenmesinde etkili olan limon, sadece mutfaktaki kullanımı ile sınırlı kalmayıp, ev temizliği ve cilt bakımı gibi pek çok alanda bayanların en büyük yardımcısı olmuştur.  Ülkemizde Akdeniz ve Ege bölgelerinde oldukça fazla sayıda bulunan limon ağaçları sayesinde bütün yıl boyunca limonun faydalarından yararlanmak mümkündür.

Lahana Nedir? Çeşitleri, Özellikleri ve Faydaları Nelerdir?

Kış aylarında en çok yakalanılan soğuk algınlığı rahatsızlıklarında C vitamini takviyesi için başvurulan limon, boğaz enfeksiyonlarının da üstesinden gelmede yardımcı niteliğindedir. Kanı temizleme özelliği ile suya limon katarak tüketilmesi oldukça etkilidir. Gelin şimdi limon hakkında daha fazla bilgi sahibi olmanızı sağlayacak; özelliklerine, çeşitlerine ve faydalarına değinelim.

İçerik
2. Limonun Çeşitleri Nelerdir?
3. Limonun Özellikleri Nelerdir?
4. Limonun Faydaları Nelerdir?
5. Konu Hakkında Bilgilendirici Video
6. Sonuç ve Okur Yorumları
7. Bilgi Alabileceğiniz Diğer Kaynaklar

Limon Nedir?

Turunçgiller familyasının en faydalı üyelerinden biri olan limon, sağlık için oldukça faydalı bir besindir. İlk olarak nerede yetiştirildiği hakkında kesin bilgiye ulaşılamayan limon, iklimi ılık ve yağışlı olan bölgelerde oldukça verimli bir şekilde yetişmektedir.

Ülkemiz topraklarının limon ağacı için elverişli yapıda olması ise, Türk insanı için oldukça değerli nimetlerden biri olmasına neden olmuştur. Kullanım şekli önceleri sadece suyunu kullanma şeklinde iken, değeri şimdilerde anlaşılan limon kabuğu da pişirme ve pratik temizlik konularında çokça tercih edilmektedir.

Limonun Çeşitleri Nelerdir?

Şekli ve yetiştiği bölgelere göre farklı isimler alan limon, pek çok çeşidi ile ülkemizin her yerinde fazlasıyla kullanılmaktadır. Çeşitleri ve özellikleri kısaca şu şekildedir;

  • Lamas: Mersin ilinde yetiştirilen ve limon çeşitleri arasında en dayanıklı ve en kaliteli olanlardan biridir. Meyvesi silindirik orta büyüklükte ve belirgin memelidir. Dışı parlak ve düzgün bir yapıya sahiptir. Ülkemizde yetiştirilen en kaliteli limon çeşidi olan lamas, şartların uygun olması halinde dokuz ay kadar depolarda saklanabilir
  • İtalyan Memeli Limon: İtalya’dan ülkemize kadar ulaşmış olan çeşitlerden biridir. Kara limon olarak da bilinmektedir. Ülkemizde en çok üretilen çeşitlerden biri olan İtalyan limonu oldukça verimlidir. Daha çok Doğu Akdeniz tarafında yetiştirilen bu tür, her yıl düzenli olarak ürün
  • Misket Limonu: Rengi ve kokusu ile diğer limonlardan farklı olan bu tür yeşil rengi ve benzersiz aroması ile yemeklerden çok içeceklerin sunumunda kullanılmaktadır. Lime adıyla da bilinen bu tür Meksika ve Latin Amerika mutfaklarında daha çok kullanılmaktadır. Hem soğuk hem sıcak içeceklerde, tatlılarda ve yemeklerde tercih edilir. İnsan sağlığına faydaları diğer türlerden çok daha fazladır. Yetiştirilmesi biraz daha hassasiyet istediğinden diğer türlere göre arzı daha azdır.
  • Lisbon: Soğuk iklime dayanıklı olan bu türün ağaçları oldukça güçlü yapıdadır. Meyvelerin uç kısımları daha sivridir. Çekirdekleri diğer türlere kıyasla daha az olup, asitlik seviyesi yüksektir. Dikine ve hızlı büyüme sağlar
  • Kütdiken: Hem üretimi hem de depolanması en çok yapılan tür olan kütdiken, ülkemizde de fazlasıyla bulunmaktadır. Oldukça kaliteli bir meyve yapısına sahiptir. Meyvelerin kabuğu düzgün ve parlak yapıdadır, meme kısmı fazla gelişmemiştir ve daha düzdür. Ağaçları orta hızda büyüyen bu türün meyvelerinin dağılımı da düzgün yapıdadır.
  • Enterdonat: Ülkemizde Hatay, Mersin ve Adana civarında yetişen enterdonat en erken meyve veren limon türlerinden biridir. Meyvesi uzun, silindirik ve büyüktür. Meme başı hafif yana yatıktır, bu özelliği diğer türlerden daha kolay ayırt edilmesini sağlar. Erken meyve verdiği için depolamaya uygun değildir. Eylül, Ekim, Kasım ve Aralık aylarında toplanır. Genellikle de ihraç edilir.
  • Kıbrıs Limonu: Ülkemizde daha çok Alanya ve Anamur yöresinde yetişir. Kabuğu düzgün parlak ve kalın yapıdadır. En belirgin özelliği meme kısmının yok denecek kadar küçük olmasıdır.
  • Mayer: Bu tür de ülkemizde en çok yetişen limonlardan biridir. Su oranı epey fazla olduğu için mutfaklarda da sıklıkla tercih edilir. Dona karşı diğer türlerden daha dayanıklıdır. Gece ile gündüz arasındaki sıcaklık farkının az olduğu iklimleri sever. Dikildikten yaklaşık bir yıl sonra meyve vermeye başladığı için üreticilerin en çok tercih ettiği limon türlerinden biridir.

Limonun Özellikleri Nelerdir?

Hoş kokusu ve ekşi tadı ile pek çok kişinin vazgeçemediği lezzetlerden biri olan limon, özellikleri ve sağladığı faydalar ile tam bir şifa kaynağı niteliğindedir. Çocukların gelişimine içerdiği yoğun vitaminler sayesinde katkı sağlayan limon, aynı zamanda enfeksiyonel rahatsızlıkların iyileşmesinde oldukça etkilidir.

Kanı sulandırmasından dolayı baş ağrısı ve baş dönmesi gibi sorunların anında kesilmesine neden olur. İster limon suyunu direkt içmek, ister sulandırarak içmek, ağız kokusundan bademcik hastalıklarına kadar pek çok sorunun ortadan kalkmasını sağlar.

Limon suyunun tam bir şifa kaynağı olmasının yanında kabuk ve çekirdeklerinden de faydalanmak gerekir. Zehirlenme durumlarında limon kabuğu yemek ve çekirdeğini yutmak oldukça etkili yöntemlerden biridir.

Uzun ömürlü bir ağaç olan limon daha çok fideler şeklinde üretilmektedir. Tohumla üretilen fideler toprağa 7’şer metre aralıklarla ekilir. Adana, Mersin, Hatay ve Dörtyol gibi ılıman iklimlerde daha verimli yetişir.

En ideal yetişme sıcaklığının 23°C olduğu belirtilirken, 45C°’yi geçmemesi gerekmektedir. Kış aylarında ise sıfır derecenin altının görülmediği yerlerde yetiştirilmelidir. Kumlu, kirli, humuslu ve su akıntısına izin veren topraklarda yetişir.

Portakal Nedir? Çeşitleri, Özellikleri ve Faydaları Nelerdir?

Her yıl bir defa budama yapılmalı ve gübre verilmelidir. Sonbahar aylarında hasat veren limon elle toplanmalı ve daha uçlarının kırılmamasına özen gösterilmelidir.

Limonun Faydaları Nelerdir?

Tam bir C vitamini kaynağı olan limonun sağlığımız için sağladığı faydalar saymakla bitmez. Turunçgiller arasında çok önemli bir yere sahip olan limonun suyu ve kabuğu olmak üzere tamamı tam bir şifa deposudur.

Özellikle kış aylarında bitki çaylarının içerisine sıktığımız limonun bağışıklık sistemini kuvvetlendirme gibi çok önemli bir görevi bulunmaktadır. Genel olarak faydalarını ise şu şekilde sıralandırabiliriz;

  • Mide dostu olan limon, sindirim sistemine sağladığı yararlar sayesinde, kabızlık ve hazımsızlık sorunu çekenler için en önemli şifa kaynağıdır. Ancak limonun asit yönünden yoğun olmasından dolayı hassas mide ve diş yapısına sahip olanların çok az miktarda limon tüketmeye özen göstermeleri gerekir.
  • Küçük yaşlarda sık sık ateşlenen çocukların rahatlamalarını ve ferahlamalarını sağlar.
  • Diş sağlığı için de yeri ayrı olan limon, limon suyu ile gargara yapıldığında diş eti hastalıkları ve diş ağrılarının önüne geçmede etkilidir.
  • Yüksek tansiyona iyi gelir.
  • Obeziteyle mücadele eder.
  • Boğaz enfeksiyonları tedavisinde limondan faydalanılabilir.
  • Tırnakları ve dişleri beyazlatma, saç derisini güçlendirme gibi durumlarda da limon etkili sonuçlar vermektedir.
  • Hazmı kolaylaştırması ve yağ yakımını hızlandıran özelliği sayesinde düzenli olarak içilen limonlu ılık su fazla kilolardan kurtulmayı sağlayacaktır.
  • Antibakteriyel özelliği olan limon vücudu enfeksiyonlara karşı korur.
  • İçeriğinde kalsiyum, potasyum, magnezyum ve fosfor bulunmaktadır.
  • Grip, nezle ve soğuk algınlığı gibi kış hastalıklarına karşı koruma sağlar.
  • Karaciğeri temizlemede çok etkilidir bu organda biriken toksinlerin dışarı atılmasını sağlar.
  • Ciltte meydana gelen kahverengi oluşumların ve güneş lekelerinin geçirilmesine yardımcı olur.
  • Aynı şekilde sivilce, akne ve döküntü benzeri deri problemlerine iyi gelir.
  • Ciltteki kaşıntıya iyi gelir.
  • Kanı temizler.
  • Saç diplerinde oluşan kepeği geçirir.
  • Hücreleri onararak kırışıklıkları azaltır ve yaşlanmayı geciktirir.
  • Vücuda elektrolit sağladığı için nemli kalmasını sağlar, bu sayede özellikle kuru ciltlerin daha geç kırışmasına yardımcı olur.
  • Bağırsak hareketlerini düzenler.
  • Saçların daha sağlıklı ve parlak olmasını sağlar. Ek olarak daha hızlı uzamasına yardımcı olur.
  • Yapılan bilimsel araştırmalar özellikle kadınlarda felç geçirme riskini azalttığını ortaya çıkarmıştır.
  • Kanser hücreleri ile savaşır bu hastalığın oluşma ihtimalini azaltır.
  • Yapılan araştırmalar her gün düzenli olarak bir tane limon tüketen insanların kalp ve damar hastalıklarına daha az yakalandığını ortaya koymuştur.
  • Bronşit ve astıma yakalanma riskini azaltır, var olan hastalıkların semptomlarının daha hafif atlatılmasına yardımcı olur.
  • Limonu sağlık için sağladığı faydalardan başka ev temizliği için de kullanabilirsiniz. Özellikle beyazlatma, leke giderme gibi işlemlerde limon en etkili temizlik maddelerinden biri olmaktadır.

 

Portakal Nedir? Çeşitleri, Özellikleri ve Faydaları Nelerdir?

Ülkemizde en çok Adana, Mersin ve Dörtyol gibi Akdeniz kıyılarında yetişen portakal, Turunçgiller ailesinin en çeşitli ve en çok üretilen elemanıdır. Başta C vitamini olmak üzere birçok vitamin ve faydalı mineral bulundurur. Hücreleri yenileyerek yaşlanmayı geciktiren portakal hakkında bilinmesi gereken her şeyi sizler için derledik.

 

Portakal, neredeyse herkesin sevdiği bir meyve türüdür. Turunçgiller ailesinden olan bu meyve ülkemizde daha çok Adana, Mersin, Dörtyol ve Antalya gibi Akdeniz ikliminin hüküm sürdüğü illerde yetişmektedir. Oldukça sulu bir meyve olan portakalın aynı zamanda kabuğu reçel, marmelat yapımında kullanıldığı gibi, kolonya ve parfüm yapımında da faydalanılmaktadır. Faydalarını ve genel özelliklerini birazdan anlatacağımız portakalın suyunu içmek istiyorsanız, taze sıkımış olmasına özen göstermelisiniz. Aksi takdirde faydalı özelliğini kaybedecektir.

Vücudumuz yapısal olarak günlük C vitamini ihtiyacını kendi kendine giderememektedir. Bu nedenle C vitamini gibi hayati bir önem taşıyan besin değerinin farklı yollar ile dışarıdan alınması gerekir. İlaç kullanımından uzak durmak isteyen ancak C vitamini ihtiyacını karşılamaya gereksinim duyan kişilerin tercih edebilecekleri besinlerin en başında portakal gelmektedir. Portakal C vitamini konusunda en etkili kaynaklardan birisidir.

 

Kişilerin ekstrem bir sağlık sorunu olmadığı sürece günlük almaları gereken C vitamini miktarının 50 ila 70 miligram arasında olduğu bilinir. Orta boy bir portakal içerisinde ise yaklaşık 90 miligram kadar C vitamini bulunur. Bu da günlük C vitamini ihtiyacını fazlasıyla karşılamaya yetebilir. Ancak sigara içen kişilerin ya da bağışıklık sistemini etkileyen enfeksiyon problemleri ile savaşanların günlük alması gereken C vitamini miktarının normale göre 2 kat daha yüksek olduğunu da bilmek gerekir.

Portakal Nedir? Çeşitleri, Özellikleri ve Faydaları Nelerdir?

Portakal Nedir? Çeşitleri, Özellikleri ve Faydaları Nelerdir?

Ülkemizde en çok Adana, Mersin ve Dörtyol gibi Akdeniz kıyılarında yetişen portakal, Turunçgiller ailesinin en çeşitli ve en çok üretilen elemanıdır. Başta C vitamini olmak üzere birçok vitamin ve faydalı mineral bulundurur. Hücreleri yenileyerek yaşlanmayı geciktiren portakal hakkında bilinmesi gereken her şeyi sizler için derledik.

Yasemin Saygın

Portakal, neredeyse herkesin sevdiği bir meyve türüdür. Turunçgiller ailesinden olan bu meyve ülkemizde daha çok Adana, Mersin, Dörtyol ve Antalya gibi Akdeniz ikliminin hüküm sürdüğü illerde yetişmektedir. Oldukça sulu bir meyve olan portakalın aynı zamanda kabuğu reçel, marmelat yapımında kullanıldığı gibi, kolonya ve parfüm yapımında da faydalanılmaktadır. Faydalarını ve genel özelliklerini birazdan anlatacağımız portakalın suyunu içmek istiyorsanız, taze sıkımış olmasına özen göstermelisiniz. Aksi takdirde faydalı özelliğini kaybedecektir.

Vücudumuz yapısal olarak günlük C vitamini ihtiyacını kendi kendine giderememektedir. Bu nedenle C vitamini gibi hayati bir önem taşıyan besin değerinin farklı yollar ile dışarıdan alınması gerekir. İlaç kullanımından uzak durmak isteyen ancak C vitamini ihtiyacını karşılamaya gereksinim duyan kişilerin tercih edebilecekleri besinlerin en başında portakal gelmektedir. Portakal C vitamini konusunda en etkili kaynaklardan birisidir.

Greyfurt Nedir? Çeşitleri, Özellikleri ve Faydaları Nelerdir?

Kişilerin ekstrem bir sağlık sorunu olmadığı sürece günlük almaları gereken C vitamini miktarının 50 ila 70 miligram arasında olduğu bilinir. Orta boy bir portakal içerisinde ise yaklaşık 90 miligram kadar C vitamini bulunur. Bu da günlük C vitamini ihtiyacını fazlasıyla karşılamaya yetebilir. Ancak sigara içen kişilerin ya da bağışıklık sistemini etkileyen enfeksiyon problemleri ile savaşanların günlük alması gereken C vitamini miktarının normale göre 2 kat daha yüksek olduğunu da bilmek gerekir.

Portakal Nedir?

Turunçgiller ailesinden olan ve bu ailenin yapısal olarak en gelişmiş üyeleri arasında bulunan portakal (Citrus sinensis), uzunluğu 12 metreye kadar çıkabilen grimsi renkteki ağaçlarda yetişir. Sık yapraklı olan portakal ağaçları bir defada çok sayıda portakal verebilirler. Kendi haline bırakıldığı takdirde bir portakal ağacı yaklaşık 100 yıl kadar ömre sahiptir.

Ancak 30-40 yaşına gelen ağaçlar verimden düştüğü için sökülerek, yerine yeni fidanlar dikilmektedir. En verimli haline dikilmesinden 10-15 yıl sonra ulaşan portakal ağaçları 1 yıl içerisinde yaklaşık 650 ila 700 arasında meyve verir. Bir portakal ağacının bu miktarda meyve verebilmesi için, en az 5 yaşındaolması gerekmektedir.

Portakal yetiştiriciliğinde iklim koşulları çok önemlidir. -3 derecenin altındaki soğuk yerlerde verimli yetişemez. Bu derecenin altında soğuktan donan portakal, 30 derecenin üzerindeki sıcaklıklarda da zarar görmektedir. Fidanlarının dikimi Eylül ve Ekim aylarında yapılmalıdır. Herhangi bir toprak türü kullanılabilir. Sadece ekilecek çukurun geniş olmasına özen gösterilmelidir.

Portakal sulu bir meyve olduğu için aşırı su isteyen bir ağaçtır. Fakat sulamanın damlama sistemi ile yapılması tavsiye edilir. Bu şekilde sulama yavaş ve sürekli olduğu için toprağın emilim gücü daha iyi olmaktadır. Her yıl yapılan budama ise ağaç için hayati önem taşımaktadır.

Portakalın Özellikleri Nelerdir?

C vitamini açısından mükemmel bir kaynak olan portakal, Hesperidium ismi verilen narenciye grubuna ait bir meyvedir. Tüm dünya üzerinde ortalama 600 kadar farklı portakal çeşidi olduğu bilinir. Dünyanın en değerli besinleri arasında bulunan portakalın içerisinde kalsiyum, fosfor ve sitrik asidin yanı sıra bol miktarda potasyum ile bazı antioksidan mineraller bulunur.

Ilıman iklimleri seven portakal ülkemizde en çok Akdeniz kıyılarında üretilen portakal, Ege ve Karadeniz bölgelerinde de yetiştirilir. Ancak soğuğa karşı oldukça hassas olan portakal sıcaklık eksinin altına düştüğü anda dondan etkilenmektedir.

Portakal yetiştiriciliğinde sulama çok önemlidir. Sıcak iklimlerde yetişmeye uygun olduğu için, kurak geçen yaz aylarında bol bol sulama yapılmalıdır. Kış aylarında bol sulu portakallar yemek için, yazın ağaçlarının sıklıkla sulanması gerekmektedir. Oldukça çok meyve veren ağaçların, meyveleri toplandıktan sonra mutlaka budama yapılmalıdır. Yılda bir yapılması gereken budama işlemi sayesinde, ağırlaşan dallar kırılarak ağaçlara zarar vermez.

Portakal sağlığa olan faydaları dışında başka alanlarda da kullanılmaktadır. Örneğin; kabuğundan çıkan yağı evlerinizin güzel kokması için kullanabilirsiniz. Zaten kozmetik sektöründe de esans, parfüm, kolonya ve oda parfümünde portakalın o muazzam kokusundan yararlanılmaktadır. Portakalın kabuğunu sirkeli suya koyup bekletin, bu karışımı daha sonra cam, lavabo ve banyo temizliği için kullanabilirsiniz. Bunun dışında yine kabuğundan ayakkabı kokusunu gidermek için kullanabilirsiniz. Ayakkabılarınızın içine portakal kabuklarını koyup birkaç gün bekletin. Kötü kokunun büyük oranda gittiğini göreceksiniz.

Portakal Çeşitleri Nelerdir?

Portakalın belirli iki farklı ana çeşidi bulunur. Bunlardan ilki acı portakal, diğeri ise tatlı portakaldır. Acı portakal çoğunlukla kimya ve ecza fabrikaları için üretilir. Tatlı portakal ise sofralarda taze olarak ya da reçel şeklinde tüketilir. Tatlı portakalların orta kısımları sarımtırak ve kırmızı renkte olabilir. Tatlı portakallar kendi içlerinde çeşitli türlere ayrılırlar. Belledonya (Belladonna), Yafa, Valansiya, Washington, Navel, Kan Portakalı ve Tarakko bu portakal çeşitlerine örnek olarak verilebilir.

Portakalın Faydaları Nelerdir?

Özellikle sabah kahvaltısında içilen portakal suyunun vücut için pek çok faydası mevcuttur. Güne dinamik başlamak isteyenlerin ya da bağışıklık sistemlerini güçlendirmeyi planlayanların tercih edebileceği portakal ve taze sıkılmış portakal suları ile birçok hastalığa karşı direnç kazanılması mümkündür.

Soğuk algınlığında, gribal enfeksiyonlarda, kas incinmelerinde, çeşitli kalp rahatsızlıklarında ve felç durumlarında yenebilecek portakalın, içerisinde bulunan bioflavia bir nevi antioksidan görevi görerek özellikle kılcal damarların güçlendirilmesi konusunda önemli görevler üstlenebilir.

Kalbin zarar görmesini engelleyen portakal, vücudun çeşitli yerlerinde meydana gelen çürüme ve ezilmelerin kısa sürede iyileşmesine imkan verir. Portakalın içerisinde yer alan folik asit öksürük üzerinde de oldukça etkilidir. Kanın pıhtılaşmasını sağlayan portakal ayrıca pankreas kanseriPortakal ve mide kanserinde destekleyici tedavi yöntemi olarak tercih edilebilir.

Doğanın mucizelerinden birisi olan portakalın en önemli faydalarından birisi içerisinde barındırdığı yüksek oranda potasyum miktarı ile tansiyonu dengelemesidir. Ayrıca cilt kuruması üzerinde etkili olan bu meyve, kırışıklıkları önleyerek cildi gençleştirmesi ile de bilinir. Portakal küçük çocuklarda fiziksel ve zihinsel gelişime olumlu katkı sağlar. Bazı kanser türlerinde uzman doktorlar tarafından dahi önerilen portakal damar tıkanıklığını önleyerek ömrü uzatır.

Bunlardan başka stresi azaltıcı etkisi olduğundan, depresyondaki hastalara önerilir. Kolesterole iyi gelir, idrar söktürücüdür. Olağanüstü kokusu sayesinde parfüm sektöründe de tercih edilmektedir. Antioksidan olduğundan vücudu zararlı maddelerden temizler, hücreleri yenileyerek yaşlanmayı geciktirir. Gıdalardan demir alınımını artırır, enfeksiyon oluşumunu engeller.

Güçlü bir idrar söktürücüdür, içeriğindeki magnezyumminerali ile kasların, bağırsakların ve sinir sisteminin daha iyi çalışmasını sağlar. Karın ağrısını giderir, cilt sağlığına iyi gelir. Hergün bir portakal yemek cildin tazelenmesini ve hasarlı hücrelerin onarılmasını sağlayacaktır. Bademcik iltihabı olan kişiler bir adet portakalı sıkıp, içerisine 3 alo vera kristali ekleyerek içerlerse, iltihabın azalmasına yardımcı olacaktır.

Bağırsakları çalıştırıp, kuvvetli bir idrar söktürücü olduğu için obezite tedavisinde fayda sağlamaktadır. Yüksek ateş anında içilen portakal suyu, ateşin düşmesini sağlar. Az önce de belirttiğimiz gibi cildin gençleşmesinde önemlidir. Bunu da yüksek nem oranı sayesinde yapmaktadır. Hem yiyerek hem de posasını yüzünüzde bekleterek, kırıkşıklıklarla savaşabilirsiniz